Kategori: Öykü Kitapları

Ne Denizsiz Ne Tütünsüz – Herman Melville

?Bazen görev duygusu insanı kötü bir talihe sürükler. Daha da acı olan, bir zamanlar onu zenginlerin en zengini ve neşelilerin en neşelisi olarak tanıyan insanlar tarafından perişan bir haldeyken görülmektir.? Herman Melville?in Türkçede ilk defa okuyacağınız öyküleri Ne Denizsiz Ne Tütünsüz başlığıyla günyüzüne çıkıyor. Ustaca kaleme alınmış bu karanlık atmosferli metinlerde, Melville?in yergili bakış açısı,

okumak için tıklayınız

Yazıcı Bartleby – Herman Melville

Amerikan edebiyatının en saygın yazarlarından Herman Melville’den, varoluşçuluk, absürdizmin ve modernizmin başyapıtlarından biri kabul edilen bir Wall Street öyküsü. Avukat anlatıcımız, 19. yüzyıl New Yorku’nda, Wall Street’teki hukuk bürosuna üçüncü bir yazıcı olarak Bartleby adında kasvetli gözüken, ama çalışkan bir genci alır. Fakat yazıcının giderek artan kayıtsız davranışları, çok geçmeden yaşlı adamı huzursuz etmeye başlar.

okumak için tıklayınız

140 karakter gençliği neden Poe okur?

Poe, insanoğlunun bütün tedirginliklerini, endişelerini, huzursuzluklarını, kötülüklerini ve korkularını açık ediyor. Bir nevi suçüstü yapıyor. 1800?lerde geceleri mum aleviyle aydınlanan nesille ?140 karakter gençliği? bu yüzden aynı paydada buluşuyor. O hayattayken dehşet dolu hikâyeleri fazla kimsenin umurunda olmadı. Güç bela bastırdığı kitapları çok satmadı. İsmini duyduğunda pek az kişi onu saygıyla selamladı. Edgar Allan Poe

okumak için tıklayınız

Yalnızlığın en çarpıcı halleri

Adnan Binyazar yaşadıklarından, kendi gerçekliğinden beslenen bir yazar. Binyazar?ın yeni öykü kitabı Kızıl Saçlı Kontes?te kurak topraklardan uzak diyarlara uzanan beş öykü yer alıyor. Edebiyatın usta kalemlerinden Adnan Binyazar şimdilerde Kızıl Saçlı Kontes?le karşımıza çıkıyor. Daha önceden Bozkır Aydınlığında Aşk, Ölümün Gölgesi Yok ve Masalını Yitiren Dev gibi kitaplarıyla tanınan Binyazar bu kez beş ayrı

okumak için tıklayınız

Masal ile büyülü gerçekçilik arasında

Gündelik hayatın içindeki olağanüstülüklerin hiçbir şaşkınlığa yol açmadığı, hayvanların konuştuğu, rüzgarların uzun kuyruklarıyla mağaralarda yaşadığı, cinlerin insan ve hayvan kılığına girebildiği bir hikaye. Çocukluğun büyülü bir bahçe olduğu hep söylenir. Erginleşme ise büyü bozumudur. Masalların gücü buraya dayanır, fantastik bizi bu yüzden

okumak için tıklayınız

?Yola çıkan, öykülerle döner.? – Öznur Özkaya

John Biguenet?in kaleminden çıkan ve ?İşkencecinin Yamağı? adı altında toplanmış öyküler zihnimizin karanlık sularını dalgalandırıyor. Öykü kahramanlarının bir kısmı ahlaki veya toplumsal değerler ile tutkuları arasında sıkışıp kalan yanlarıyla, bir kısmı da bir sır gibi gizlediği karanlık yüzleriyle karşımıza çıkıyor. Dürtüleriyle, saplantılarıyla, kimseciklere göstermedikleri yönleriyle tekinsiz gibi gözükseler de, içlerinde yeşeren

okumak için tıklayınız

?Yazdıkça hatırlar insan!?

?Romanın arkasına saklanabilir yazarlar. Trençkotla siste yürüyen insanlar gibi. Vücut kıvrımlarını göremezsiniz. Sadece gittiği yönü anlayabilirsiniz yazarın. Ama öykü öyle değil işte. En sevdiğiniz öyküyü usul usul yeniden okuyun. Yazarı sizden gözlerini kaçırmaya uğraşacaktır. Ama nafiledir bu da. Bir sarraf tartısı gibi anlarsınız onun kıymetini.? (s. 68) diyor Ahmet Büke son kitabı ?Yüklük?te. Üzerine çokça

okumak için tıklayınız

Yeni Bir ?Yasak Kitap? – Adil Okay

Patika Yayınevi tarafından okurla buluşan ?Yasak Kitap”, Deniz Faruk Zeren’in 25 öyküden oluşan ilk öykü kitabı. Kitabı elime alınca bırakamadım. İki günde bitirdiğim öyküleri geri dönüp bazı bölümlerini işaretledim. Ve Zeren?in kitabı hakkında yazmalıyım dedim. Zeren?i iki nedenle kutluyorum. Birincisi ?en alttakileri? yazma cesareti gösterdiği için. Malum postmodern dünyada bazı eleştirmenler,

okumak için tıklayınız

“Şey”lerin Kitabı

Şeyin hikayesi mi olurmuş demeyin, oluyormuş işte. Tuncer Erdem öyle yapmış, kavramlara isim vermeyi bırakmış ve bu hikayenin adı da dahil bütün her şeyi “şeyleştirmiş”. Yazar Tuncer Erdem, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan, “bak, gene o şey” adlı öykü kitabında tuhaf bir öykü anlatıyor bizlere. Tuhaf diyorum çünkü; nesnelerin ve kavramların içi boşaldığında nasıl anlamsız olduğunu,

okumak için tıklayınız

“Masallar, Mektuplar ve Kuşlar” üzerine – Öznur Özkaya

Şehir; kimi zaman insanı yer yutar kimi zaman da şefkatle sever kollar. Bir gün derinden yaralarken, an gelir baktığında gözlerini acıtır dağlar ve ovalar. Nehirden gelen sesi ninni gibi hatırlamak istedikçe sen, bir bakarsın çağlayan olur kulaklarını yırtar. Yine de yolundan dönmezsin, dönemezsin. Ayaklarının ezberlediği yollarda bazen kaybolur gidersin, bazen de yıllar önce gittiğin bir

okumak için tıklayınız

Kâhin – Hüseyin Bul

Murathan Mungan çok çalışkan bir yazar/ şair/ oyun yazarı. Mungan?ın daha pek çok maharetinin olduğunu hepimiz biliyoruz. Mungan isminin yanına ne koyarsanız koyun fazla olmaz. Söyleşiler yapar, derlemeler, seçkiler hazırlar sinema üzerine yazılar v.s. Metis yayınlarından Merhaba Asker öykü seçkisiyle birlikte Kadınlar arasında öykü seçkisi kitapları aynı anda yayınlandı. İki kitabı da Mungan hazırlamış. Merhaba

okumak için tıklayınız

Öyküler ve kokular – Mehmet Söğüt

Bazı edebiyatçıların eserleri buram buramdır. Her bir satırına kokular sinmiştir; alın teri, makinelerin, çiçeklerin, hüznün, sevincin, endamlı sevgililerin, insanların ve anaların kutsal kokusu? Bir hoş oluruz bu kokularla. Gemilerimiz yelken açar. Alıp bizi geçmişe götürürler. Sevdiklerimizin kokuları dolar yüreğimize. Onlarla güler ve onlarla derin hüzünlerin okyanusuna dalarız. Hem hayat bir anılar toplamı değil midir? Bu

okumak için tıklayınız

Dünyanın ara ve kara renkleri

Bebek Arabasında Ayvalar, yazarının dil kurgusu ve çeşitli anlatım olanaklarını kullanmadaki devingenliğiyle baş döndürücü bir kitap. Dilin olanaklarını keşfettiren bir öykücünün dünyasına çarpmanın, sarsıcı baş dönmesi bu. Biçim ve kurguyu önemseyen bir yazarın dilin sonsuz olanaklarını denerken, içeriğin sahiciliğini yitirtmemesi hiç kolay değildir. Bu ilk kitabındaki öykülerin çoğunda bunu başarıyor Semih Erelvanlı. Toplumun kenar mahallelerindeki,

okumak için tıklayınız

Kâmuran Şipal?in çevirisiyle büyük bir yapıt Çağdaş Alman Öykü Antolojisi

İki cilt, toplam 860 sayfa, 58 yazar, 101 öykü: Çağdaş Alman Öykü Antolojisi. Bu büyük yapıt için yıllarını veren Kâmuran Şipal?i yürekten kutluyorum. Ama çeviri ve yayın haklarını temin etmenin büyük uğraş ve masraf gerektirdiği, bunun için de telif ve çeviri antolojilerin çok seyrek yayınlanabildiği bir dönemde, Cem Yayınevi?nin uğraşı ve özverisi de övgüyü hak

okumak için tıklayınız

Bir fasit dairedir zulüm

“Ne yüzler ne insanlar gelir geçer de bir zulüm kalır yeryüzünde. Bir fasit dairedir zulüm, kuyruğunu yutmuş yılan… Döner döner tekrarlanır, döner döner tekrarlanır, döner…” Baki olan zulmün kendisidir; insanın insana, hayvana, tabiata zulmü bitmez. Zalimler, diktatörler, zorbalar gelir geçer de zulüm, yer ile gök arasında mıh gibi çakılı kalır. Kimlikleri ile aşağılanan Çingeneler (Roman,

okumak için tıklayınız

Bir çırak çocuk gelmiş öyküleriyle – Öznur Özkaya

Tomris Uyar?ın ?Gerçek bazen gerçeğe tıpatıp benzemeyebilir. Gerçekçi sanatçı, eğer sanatçıysa bize yaşamın sıradan bir fotoğrafını sunmaya çalışmaz, tam tersine gerçekten daha üstün, daha çarpıcı, daha inandırıcı bir gerçek önsezisi aşılar bize. Sanatın özü, önsezinin belli bir biçimde kullanılışı, ustalıklı, bulgucu geçişler aracılığıyla ve yalnız kurgu becerisiyle, önemli olaylara güçlü bir ışık tutup geri kalanları

okumak için tıklayınız

Auschwitz?ten önce Auschwitz?ten sonra…

Primo Levi?nin bir kimyager olarak maddeye, bir insan olarak da mânâya erişmek için çıktığı arayışın hikâyeleri var Periyodik Tablo?da. Primo Levi, Periyodik Tablo?da kimyacılık eğitimi ve mesleki faaliyetleri ile ilgili anılarını yirmi bir hikâyede toplamış. Kendi aralarında -yazarın hayatı üzerinden- bir bütünlük sağlayan hikâyeler bir romanın bölümleri olarak da düşünülebilir… Levi?nin Türkçeye daha önce çevrilmiş

okumak için tıklayınız

?Şahmaran? – Mehmet Özçataloğlu

Çocukluğumda annemden dinlediğim masalları anımsadım. Devler, cinler, periler, aslanlar, kaplanlar? Soluğumu tutarak dinlerdim anlattıklarını. Uyku öncesi ise göz kapaklarımın ağırlığına direnirdim, sonuna kadar gelebilmek için masalın. O masallar bambaşka bir dünyaydı benim için. Hayaller ülkesine gidişti. Yok ülkelerde var olmaktı. ?Masal anlatılmadı/ Duymadık hiç/ Çocuktuk/ Ya ağlar yatardık/ Ya yattığımız yerde kalırdık.? Ozan Efe?nin bu

okumak için tıklayınız

?Hüzünbaz Öyküler? – Mehmet Özçataloğlu

14 Şubat Dünya Öykü Günü?nün hemen ertesinde düştü önüme ?Gölgeler Islanmaz.? ?İnsan, öyküsüyle var? diyerek seslenilen günün ertesinde. Ben de, insan sıcaklığında öykülerin içine bıraktım kendimi. Öykü denizinin üzerinde değil, dibinde yüzdüm. Nedeni ise kitaba adını veren ilk öykü ?Gölgeler Islanmaz? oldu. Baba-kız ilişkisini odak noktasına almış olan öykü, kız evlat sahibi her babanın korkularını

okumak için tıklayınız