Kategori: Romanlar

Lenin’in Fedaisi Kamo – Jacques Baynac

Jacques Baynac’in 1970 yılında titiz bir araştırma sonucu hazırladığı Lenin’in Fedaisi Kamo adlı eseri, bir dönemin az bilinen bazı yönlerini ve büyük bir devrimcinin destansı yaşamını öğrenmemizi olası kılıyor. İnanıyoruz ki, Kamo’nun yasamı her okuyanın yüreğini titretecek, belleğinde iz bırakacak ve de onu düşündürecektir. Kamo, Ekim Devrimini yaratan Lenin çağının devrimciler kuşağından, Bolşevik devrimci tipinin

okumak için tıklayınız

Therese Raquin – Emile Zola

Emile Zola, bilimsellik hırsına rağmen her şeyden önce bir romantiktir. Onun yoğun ve çarpıcı betimlemelerle dolu romanları şiir gibi okunur. Gözü ya da kalemiyle bütün nesnelerin biçimlerini değiştiren ya da büyüten Zola yaşamın dev bir hayalini sunar bize. Çılgınca fantezileriyle tüm hareketsiz biçimleri canlandıran, her şeyi önümüzde kâbus gibi dansettiren bir yazardır o. ‘Her sanat

okumak için tıklayınız

İstihbarat teşkilatında bir psikopat! – Elif Şahin Hamidi

Bir istihbarat teşkilatı, ajanlarını neye göre seçer acaba? Ajan adaylarında ne gibi kriterler arar? Çok zeki, çok cesur, çok dil bilen, teknolojiyle arası çok iyi olması istenebilir sanırım. Hemen Google’da küçük bir araştırma yaptığımda, “50 Soruda MİT” başlıklı haberde şu bilgilere rastladım örneğin: günümüz istihbarat çalışmaları akıl, bilgi ve teknolojiye dayalı olmakla birlikte ve bir

okumak için tıklayınız

Nasıl Yapmalı? – Nikolay Gavriloviç Çernişevski

Nikolay Gavriloviç Çernişevski  ‘Nasıl Yapmalı ?’ adlı ölümsüz eserini, 4 Aralık 1862 ile 4 Nisan 1863 arasını kapsayan dört aylık sürede, Petropavlovsk zindanında yazdı. Çernişevski, toplumsal devrim koşulunun düşünsel devrimden geçtiğini öngörmekle birlikte bunun da yeterli olmadığını anlamış, konuyu yeni baştan incelemeye başlamıştı. Saptadığı çok yalın bir gerçekti. Yürürken bir adımın önde bir adımın arkada

okumak için tıklayınız

Bir Genç Kızın Öyküsü – Nikolay Gavriloviç Çernişevski

Bir Genç Kızın Öyküsü, adının da ima ettiği üzere, kadının kurtuluşunu odak noktasına alıyordu. Çernişevskiy’de bu kurtuluş, ‘yeni insan’ mefhumunun merkezinde bulunuyordu ve Ne Yapmalı’da bütün o kahraman çeşitliliği içinde olay örgüsünün Vera Pavlovna etrafında kurulmuş olması bunun kanıtıydı. Yalnız bu kez yazar, kahraman Lizaveta Arsenyevna, kısaca Liza aracılığıyla, yeni insanının doğuşunu, Vera Pavlovna’dan bütünüyle

okumak için tıklayınız

Kurbağa Güncesi – Günter Grass

Günümüzün bu önemli edebiyatçısının kendine has güncellik ironilerinin “en günceli”. İki yaşlı dul arasındaki aşk hikayesinin oluşturduğu fon önünde, Doğu Avrupa’nın kapitalistleşme telaşesi, Almanya-Polonya “tarihsel düşmanlığı”nın izleri, ihtiyar Avrupa’nın dinamik genç Asya karşısındaki tedirginliği, “yükselen yeni değerler”… Veya bunların oluşturduğu fon önünde, iki yaşlı dulun aşk hikayesi… Hepsinin fonunda, Grass’ın sosyolojik düşgücü… Edebiyat-içi bir kabare…

okumak için tıklayınız

Teneke Trampet – Günter Grass ‘Yaptım işte, gençtim, cahildim, sonra da sustum. Kolay mı?’

Teneke Trampet (Almanca: Die Blechtrommel) Günter Grass’ın 1956 yılında Paris’te kaleme aldığı 1959 yılında yayımladığı, sinemaya uyarlamasıyla 1979’da Oscar kazanan, dünyada büyük bir ilgi uyandıran romanıdır. Grass’ın Teneke Trampet adlı romanı, edebiyat farklı biçemler getiren coşkulu, pikaresk bir romandır. Zengin bir düşgücünün ürünü olan bu roman, Danzig kentinin Polonya’yla Almanya arasındaki ikili durumunu, sıradan ailelerin

okumak için tıklayınız

Günter Grass: Akıl ve ruh hastalıkları kliniğinin sakinlerindenim

BOL ETEKLİK Ne yalan söyleyeyim, bir akıl ve ruh hastalıkları kliniğinin sakinlerindenim. Bakıcım göz altında tutuyor beni, gözlerini üzerimden pek ayırmıyor, çünkü kapıda bir gözetleme penceresi var ve bakıcımın gözleri o malum kahverengi renkte, ben mavi gözlünün bir türlü içini göremiyorum. Dolayısıyla bakıcım asla bir düşmanım olamaz. Hatta sevdim bile onu; kapı arkasından bakıp duran

okumak için tıklayınız

Gereksiz İnsan Peçorin – Bir Karakter Analizi

Lermontov’un 1840 yılında yazmış olduğu Zamanımızın Bir Kahramanı, öykünün başkarakteriyle edebiyat dünyasında önemli bir yer edinmiştir. Peçorin, bu kitapta ilk defa detaylı olarak sosyal konum ve psikolojik olarak irdelenmiş karakterdir. Lermontov’un bu keşfi edebiyat dünyasında yepyeni kapılar açmış, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov bu kapıdan geçerek roman sanatını bambaşka boyutlara taşımışlardır. Peki, kimdir bu Peçorin, onu farklı

okumak için tıklayınız

Lermontov’un Gerçekçiliğe Katkısı: “Çağımızın Kahramanı” – Ö. Aydın Süer

Mihail Lermontov, 1814-1841 yılları arasında yaşamış, Rusya’da Dekabrist hareketin acımasızca bastırıldığı dönemi izleyen suskunluk ve baskı ortamında, Rus toplumunun çok değişik kesimlerini temsil eden kişilerin yaşam ve düşünce biçimlerini ortaya koymuş bir yazar ve şairdir. Doğa, aşk ve yalnızlık konularını içeren lirik şiirlerinin yanı sıra, toplumsal konulara değinen şiirleriyle de Puşkin?in bir izleyicisidir. Belinskiy için

okumak için tıklayınız

Zamanımızın Bir Kahramanı – Mihail Yuryeviç Lermontov

“Her kitapta önsöz, hem ilk hem de son şeydir. Ya eserin amacını açıklamak için yazılır, ya da onu haklı göstermek, eleştirmelere cevap vermek için. Ama okurlar, genellikle, ne ahlaki amaçlarla ne de eleştirilerdeki saldırılarla, ilgilenirler; onun için de önsözleri okumazlar. Yazık ki her yerde böyledir bu, özellikle bizim ülkemizde. Halkımız hâlâ öyle toy, öyle saftır

okumak için tıklayınız

Behice Boran: Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali’den alıştığımız ve beklediğimiz çeşitten bir eser değildir.

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali’den alıştığımız ve beklediğimiz çeşitten bir eser değildir. Roman ve hikayelerinde bize kasaba ve köylerimizi tanıtan, içimizdeki Şeytan da İstanbul’a geçmekle beraber yine onda da bize yerli bir mevzuu veren, sözde entelektüel grupların içyüzünü deşen, Kuyucaklı Yusuf’la dilimizin belki en güzel romanını veren muharrir, Kürk Mantolu Madonna’da sadece “bir aşk hikayesi”

okumak için tıklayınız

İnsan Beynini Etkileyen 10 Roman

Amerika’da yayımlanan önemli popüler bilim dergilerinden Scientific American’da Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren’in edebiyat eserleri ve beyin üzerine yazmış olduğu makaleye göre romanlar, gerçek duygularımıza çağrışım yaptırabilme ve onları etkileme özelliğine sahip. Roman karakterleriyle kurduğumuz bağ, beynimizi sosyal ve duygusal yönden etkiliyor. Gündelik ilişkilerimizi ve empati kurma yetimizi geliştiriyor. İşte

okumak için tıklayınız

10 soruda Ulysses

1. Ulysses’in omurgası hangi büyük esere paralel kurulmuştur? Adını Odysseus’un Latincesinden alır. On sekiz bölümün çelişkisi Homeros’un eseriyle eştir, bölüm başlıkları aynıdır. Stephen Dedalus, Leopold Bloom ve Molly B. ise Telemachus, Odysseus ve Penelope ile benzeşir. Eliot’ın deyişiyle, “antikite ile çağdaşlığı sürekli bir paralellik içinde ele alır.” 2. Joyce, Dublin şehrini aktarabilmeyi nasıl başardı? “Ulysses’i

okumak için tıklayınız

Kan Çiçekleri – Ngũgĩ wa Thiong’o

Neden sömürgeci yerleşimciler ve onların polis gücü gençlerin peşine düşmüşlerdi? Tarlalarını ekip biçsin, ineklerine göz kulak olsunlar diye. Avrupa’dan gelen yabancı kurnazdı. Topraklarını, alınterlerini, ve servetlerini almış, onlara da, yanında getirdiği yenilip içilemeyen paranın gerçek servet olduğunu söylemişti! *** Kenya’da kavurucu sıcak ve kuraklığa terk edilmiş yoksul, geri kalmış bir köy: Ilmorog. Masumiyetin ve unutulmuşluğun

okumak için tıklayınız

Pauline – Alexandre Dumas

Romanda giriş niteliğindeki “1834 yılının sonlarına doğru” sözleriyle bir âna yerleştirilmiş üç anlatı art arda sıralanır. Kendini yazar ve anlatıcı olarak tanıtan Alexandre Dumas çerçeve anlatıyı yürütür ve doğrudan okura hitap ederek onunla bir sohbet başlatır… 1834 yılının sonlarına doğru bir Cumartesi akşamı Grisier’nin eskrim odasının bitişiğindeki küçük salonda toplanmıştık; kapı açılıp içeri Alfred de

okumak için tıklayınız

Kapı – Magda Szabo

Çağdaş Macar edebiyatının önde gelen kadın romancısı Magda Szabo, “Kapı” da ince bir hüzün ve mizah duygusu hâkim. Çocukluk ve gençlik travmalarını Macaristan’ın yakın tarihiyle birlikte iç içe geçirerek anlatan bir yazar ve ona ev işlerinde yardımcı olan yaşlı hizmetçisinin tutkulu ilişkisini anlatan kitap, yazarın yaşam, ölüm ve sanat hakkında bildiklerini sorgulamasını sağlayan otobiyografisi niteliğinde.

okumak için tıklayınız

Umudun Yolcuları – William Morris

“Sanatın artık hiçbir kökü kalmamıştır. Sanatçılar günlük hayattan tamamıyla uzaklaşarak kendilerini eski Yunan ve Roma’ya kaptırmışlardır. Sanat da tıpkı eğitim ve özgürlük gibi yalnız birkaç kişiye ait olmamalıdır. Herkesle paylaşılmadıkça sanatın ne değeri olabilir” sözünden hareketle, 19.yy ikinci yarısındaki değişimleri vurgulayan William Morris’in,”Umudun Yolcuları” adlı kitabı, bir ömre bedel olan yetmiş üç günlük Paris Komünü

okumak için tıklayınız