1995’te Alman Der Spiegel dergisinde yayınlanan Yalanlar Seferi adlı makalesi şöyle başlıyordu: “Belki de tarihte ilk kez bir yüzyıl, daha başlamadan bir isme sahip oldu: 21. yüzyıl, insan hakları ile anılacak.”
Yaşar Kemal
Sanatçı dostları Yaşar Kemal’i anlattı
Ferit Edgü’den Oya Baydar’a, Fazıl Say’dan Gülriz Sururi’ye sanatçı dostları Yaşar Kemal’i anlattı.
Abidin’le “kaynatıyordur”
FERİT EDGÜ
Yaşar Kemal, eski yeni, bizim romancılarımız arasında, hem bu kadar yerel, hem bu kadar evrensel olmayı başarmış tek örnektir.
Zülfü Livaneli Yaşar Kemal’i anlatıyor…
Hey Yaşar Abi! O güzel atlara binip gittin ha! Gidip de bizi bu dar-ı dünyada bir başımıza koydun ha! Ne demeli bilemiyorum; yıllarca “Arkam sensin, kal’am sensin dağlar hey” dedim, şimdi dağlarım devrildi, kalelerim yıkıldı, kolum kanadım kırıldı.
Böyle bir günde senin üstüne inceleme yazamam, romanlarını anlatamam; ancak senin rüzgârlı kişiliğinden akılma gelen bölük pörçük anıları sıralayabilirim, bir de ardından ağıtlar yakarım.
Cumhuriyet gazetesi, Yaşar Kemal’in 1951 tarihli ilk yazısını yayımladı.
Cumhuriyet gazetesi, cumartesi günü tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Yaşar Kemal’in gazete 1951 tarihli ilk yazısını yayımladı.
Yaşar Kemal’in 1951 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Diyarbakırdaki göçmen köylerini gezerken neler gördüm?” başlıklı yazısı şöyle:
Yaşar Kemal – Sarı Sıcak (Seslendiren: Hülya Küçüker)
Hülya Küçüker’in seslendirdiği Yaşar Kemal’in “Sarı Sıcak” adlı öyküsünü dinlemek için tıklayınız…
‘Selam olsun insanlık tükenmeden umudun tükenmeyeceğini gösterenlere’ Yaşar Kemal
Çağdaş Gazeteciler Derneği 2011 yılında Onur Ödülü’nü kabul eden Yaşar Kemal’in kendilerine yazdığı mektubu
“Beni bu ödülle onurlandırdığınız için teşekkür ederim. Bugün sizinle birlikte olamadığım için üzülüyorum. Yine de, fırsat buldukça birçok yerde söylediğim, yazdığım düşüncelerle karşınızdayım.
Çukurovalı’ya veda
Cumhuriyet tarihinin en büyük yazarlarından Yaşar Kemal’i yitirdik. Okuyanlar, insanları aşağılamasınlar, sömürmesinler, insanlara zulüm edemesinler, insanlar açken onlar tok yaşayamasınlar umuduyla yazmıştı romanlarını. 92 yaşındaydı.
Anadolu dilini yitirdi
Türkiye bugün yasta. Çünkü hem en büyük hem de en sevdiği romancısını kaybetti. Yaşar Kemal, kendi hikâyesiyle, yazdıklarıyla ve kişiliğiyle Türkiye’de görülmemiş bir sevgiyle kuşatılmış, unutulmaz bir yazar olarak kalacak.
Yaşar Kemal’in okurlarına vasiyeti
Kasım 2014’te Bilgi Üniversitesi’nin kendisine fahri doktora unvanı vermek için düzenlediği törene sağlık sorunları nedeniyle katılmayan Yaşar Kemal’in gönderdiği mesaj, okurlarına bırakılmış bir vasiyet niteliğindeydi.
Yaşar Kemal gönderdiği mesajda şöyle demişti:
Yaşar Kemal: Çeltik tarlalarından yazı ustalığına
Irgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük…
Osmaniye’nin bir köyünde 1923’te (nüfus kaydına göre 1926) dünyaya gelen Kemal Sadık Gökçeli, ortaokulu son sınıfta terk ettikten sonra bu tür işlerde çalışmaya başlamıştı.
Daha o zamandan şiirler kaleme alıyordu.
O şiirler, Gökçeli’nin hayatını yönlendirecek, onu yazarlığa ve ‘Yaşar Kemal’ olmaya sürükleyecekti.
Yaşar Kemal’in Sonsuz Yürüyüşü – Zafer Köse
Yaşar Kemal’i birazcık tanıyan herkes bilir ki, sokaktaki insanın, hayat mücadelesi içindeki insanın görüşlerini önemsediği kadar hiçbir şeyi önemsemez. Elbette memleketinin insanını, aynı yıllarda yaşadığı insanları kendine en yakın bulur. Ama dünyanın dört bir yanında dostları olduğunu, 40 yıl önceki, 5 bin yıl önceki, 2 yüzyıl sonraki insanlarla da iletişim halinde olduğunu bilir. Yıllara sığmayan, coğrafyaları aşan bir duygudur, ondaki insan sevgisi.
Yaşar Kemal’in eksantrikleri – Jale Parla
Yaşar Kemal Türk romanının en çok okunmuş, en çok incelenmiş yazarıdır. Böyle olunca onun yapıtları hakkında yeni bir şey söylemek güçleşiyor. Bu güçlüğün farkında olarak yaptığım bu çalışmada başlangıç noktası olarak onun çok ilgi çekmiş yapıtlarından Dağın Öte Yüzü üçlemesini seçtim. Türk romanının dönemeçlerinden biri saydığım bu üçlemede, Yaşar Kemal’in özgünlüğünün anahtarını bulmaya çalıştım.
‘İnce Memed’i biliyorsun da Yaşar Kemal’i niye bilmiyorsun, ben onun yazarıyım işte!’
‘Peki, Kerimoğulları nerede?’ dedim. ‘Şu aşağıdaki köy benim köyüm, Hemite köyü. Onlar gelirler, yanımızda konaklardı,’ dedim. ‘Haa,’ dedi, ‘biliyorum o Kerimoğlları’nı, ama görmedim. İnce Memed romanında var onlar,’ dedi. ‘Peki,’ dedim, ‘İnce Memed’i biliyorsun da Yaşar Kemal’i niye bilmiyorsun, ben onun yazarıyım işte!’ ‘Ne bileyim ben onun yazarı olduğunu, Köroğlu gibi bir şey zannediyorum,’ dedi…”
Yaşar Kemal (Zülfü Livaneli’nin Konuşması)
Yaşar Kemal bana edebiyatta, müzikte, resimde, hangi dalda olursa olsun oyun oynamamayı öğretti.
*
Bir roman dünyası yaratmak ve o dünyayı gerçeğinden ayırarak bir mikrokozmos haline getirip bu yolla bütün insanlığı anlatmak çok zor bir iştir.
—————————————–
Benim için Yaşar Kemal üstüne konuşmak çok zor. Çünkü kırk yıllık bir dostluğun anlatımı ayrı, Yaşar Kemal’in edebiyatını değerlendirmek ayrı. Dünyada onun yaşamına, hayatına tanıklık ettiğim kırk yılı anlatabilmek, bir toplantının sınırlarını çok aşar. Bu yüzden öncelikle, bir okuru olarak ondan söz etmek istiyorum.
Güvercinler de Gitti (O gün yazılmıştı, Hrant’ın ardından) – Zafer Köse
İlk ne zaman okumuştunuz o romanı? Daha okumadan önce, bir kitapçıda gördüğünüz anda sizi etkilemişti. O ne biçim roman adıydı öyle! “Kuşlar da Gitti”!
Aceleyle eve gitmiştiniz. Hemen okumuştunuz. Zaten incecik bir kitaptı. Yaşar Kemal’in alışılmış boyuttaki romanlarından değildi.
Çocuklar vardı romanda. Kuşları yakalıyorlar, kafeslere dolduruyorlardı. İnsanlar vardı. Merhametli. Kafeslerin içine tıkılmış kuşları görünce üzülüyorlardı.
Yaşar’ın Yeri – Can Dündar
Şanar Yurdatapan’dan bir mesaj geldi.
Bir de fotoğraf…
Önce fotoğrafı tarif edeyim.
Uzunca bir duvarın dibine tespih taneleri gibi dizilmiş bir grup yazar… Kimler yok ki aralarında:
Adalet Ağaoğlu, Erdal Öz, Orhan Pamuk, Ataol Behramoğlu, Demirtaş Ceyhun, Ahmet Altan, Onat Kutlar…
Duvar, canlı resimlerle örülmüş bir edebiyatçılar panosu adeta…
Bizim çağımızda romancıların başları beladadır. Çünkü … – Yaşar Kemal
Bizim çağımızda romancıların başları beladadır. Çünkü insanları en çok yalana, zulme, bütün kötülüklere karşı roman uyarır. Bugün tüketim toplumu diye bir doyumsuzlar toplumu yaratılıyor. Tüketimciler topluma bütün değerlerini aşındıran bir yapay kültür benimsetmeye çalışıyorlar, insanları birer obur canavar haline getirmek istiyorlar. Roman bu toplumu isteyenler için bir tehdittir. Onun için de romanı, bestseller denilen bir yapaylıkla boğmaya çalışıyorlar. Roman böyle bir toplum isteyenler için bir tehlikedir, çünkü roman insanlara insan olduklarını söyler. Onca acıyı, zulmü, savaşı, doğa kırımını romanda yeniden yaratarak yaşayan insan, insan gibi yaşamayı özler, değerlerine sahip çıkar.
Yağmurla Gelen – Yaşar Kemal
Çocuk gözleri neler neler biriktirir şu hayatta? Yaşar Kemal’den: Yağmurla Gelen. Yağmurla Gelen, açlığın, kimsesizliğin, korkunun, kâbusların koynundan çıkmanın, direnmenin, inat etmenin, sokakların diliyle yoğrulan bir çocuğun hayatını anlatıyor… Dünyaya bir kez Muhterem Yoğuntaş’ın gözlerinden baktıktan sonra, o dünya bir daha asla eskisi gibi olmayacak…
Yağmurla Gelen, Türkiye edebiyatının büyük ustası Yaşar Kemal’den hayata tutunmak, kök salmak isteyen bir çocuğun, Muhterem Yoğuntaş’ın belleklerden silinmeyecek hikâyesi… Daha önce, Çocuklar İnsandır kitabında yayımlanan bu hikâye, şimdi de YKY’nin Doğan Kardeş dizisinden Mustafa Delioğlu’nun resimleriyle yayımlanıyor.
Yaşar Kemal’in okuduğu ilk roman neydi?
Okuduğunuz ilk roman neydi?
İlk okuduğum roman Alphonse Daudet?nin Le Petit Chose idi. Daudet?nin torununun Ceyhan?da bir çiftliği bir de küçük fabrikası vardı. Kitabı da Amasya?da bir öğretmen çevirmişti. Ondan sonra da Kerem ile Aslı?yı okudum. Beni ilk etkileyen kitap Don Kişot oldu. Onu okuduğumda on yedi yaşındaydım. Daha önce Don Kişot?tan parçaları bizim ilkokul kitabında okumuştum ama, işte öyle, pek ciddiye almamıştım. Don Kişot?u
Gizlenen Bir Şairin Şiirlerini Yeniden Okumak – Öznur Özkaya
Alkole, eğlenceye, sekse, bitimsiz isteklere düşkün insan topluluğu diyorlar gençler için. Oysa yaşlıların aksine genç insanların düşleri vardır, düzene kafa tutma cesaretine sahiptirler, öyle ki isteseler güneşi yakacaklarını bilirler. Umudun öznesidirler aslında, ama güvensizlik ve paranoya nesnesi gibi gösterilirler bu topraklarda. Parasız ve bilimsel eğitim hakkı, adil sınav sistemleriyle yerleştirilme veya atanma hakkı isterler, hapis cezası alırlar. Yasaklarla getirilen