Üç Kızkardeş – Anton Pavloviç Çehov

Üç Kızkardeş Rus yazar Anton Pavloviç Çehov’un 1900 yılında yazdığı tiyatro oyunu. İlk olarak 1901 yılında Moskova Sanat Tiyatrosu?nda sahnelenmiştir. “Üç Kızkardeş, gelecek beklentisi, varoluşa bir anlam arama ve iç sıkıntısı temalarının en çok ve birlikte işlendiği oyundur.” Ataol Behramoğlu Oyun, Rusya’da ayrıcalıklı sınıfa ait bir ailenin değişen koşullar ve yeni değerler karşısında yaşadığı çelişkiler

okumak için tıklayınız

Aşk Üstüne – Temel Demirer ‘Aşk ruhta devrimdir. P. Eluard’

Sizin hiç sevda(ları)nız oldu mu? Aşk(ların)ızdan öğrendiniz mi? Bu iki soruya verdiğiniz olumlu yanıt, nasıl ve nerede olursanız olun, hayatı kucaklayarak yaşanmaya değer kılma kavgası verdiğinizin işaretidir elbet… Hayır; sözünü ettiğim Berkant Coşkun?un, ?Kapitalizm Mengenesindeki Aşk? aralığının dışındaki bir şey… Mesela Karacaoğlan?ın, ?Güzel ne güzel olmuşsun görülmeyi görülmeyi? dediği türden bir hasret… Ya da Cahit

okumak için tıklayınız

Absürd Tiyatro (Theatre De l’absurde) – Martin Esslin

‘Absürd Tiyatro’ terimini ilk defa ortaya atmış olan tiyatro profesörü olan Martin Esslin’in başyapıtı, Samuel Beckett’tan Arthur Adamov’a Eugene Ionesco’ya Jean Genet’ye, Harol Pinter’a kadar bu türde eserler vermiş yazarları ele alıyor. Yazar, ‘absürd geleneği’nin “İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda Fransa ve İngiltere gibi ülkelerin karakteristiği olan derin bir düş kırıklığı, yaşamdaki anlam ve amacın

okumak için tıklayınız

Sen û Ben Anılarla Mehmed Uzun?un Hayatı – Muhsin Kızılkaya

Muhsin Kızılkaya, Mehmed Uzun?la yaşadığı bu ?uzun? on beş yılın hikâyesini, hayatı eşliğinde, son derece sanatlı bir üslup ve biçimle kaleme aldı. Roman tadında bir kitapla, hazine değerindeki bu anıları gün ışığına çıkardı. Çoğu zaman bir yazarın yaşam öyküsünü okurken yapıtlarının hikâyesini okuruz adeta. Ama bazen başyapıt haline getirilmiş yaşam öyküleriyle de karşılaşırız. Hüzünleri, sevinçleri,

okumak için tıklayınız

‘Hafif Soluk’ adlı öykü – İvan Bunin

Mezarlıktaki henüz taze killi toprak tümseğinin üzerinde meşeden sağlam, ağır ve düzgün bir haç duruyordu. Nisan ayıydı ve günler griydi; geniş taşra mezarlığının anıtları uzaktan, daha çıplak ağaçların arasından görünüyordu, soğuk rüzgâr haçın kaidesinin dibindeki porselen tacın içinde ıslık çalıp duruyordu. Oldukça büyük dış bükey porselen bir madalyon haçın tam üzerine monte edilmişti, madalyonda ise

okumak için tıklayınız

Emek ve Tekelci Sermaye – Harry Braverman

Harry Braverman?ın Emek ve Tekelci Sermaye isimli eseri ilk kez yayımlanmasından tam otuz dört yıl sonra Türkçe?de! Kalkedon yayınlarından çıkan kitap Çiğdem Çidamlı tarafından çevrildi. Braverman, bu eseriyle, işçi sınıfının yapısında ve emek sürecinde meydana gelen değişimleri derinlikli Marksist bir bakış açısıyla anlamak isteyenlere yoldaşlık ediyor. Orijinal Baskıya Önsöz / Paul M. Sweezy 1966?da yayımlanan

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet ‘Tabu ve Efsane’ – Ataol Behramoğlu

Ülkemiz şiirinin önemli isimlerinden Ataol Behramoğlu, Nâzım Hikmet üzerine yazdığı incelemelerini kitap haline getirdi. Evrensel Basım Yayın tarafından ?Nâzım Hikmet: Tabu ve Efsane? adıyla yayımlanan kitapta, Ataol Behramoğlu?nun, Nâzım Hikmet?in şiiri, tiyatrosu ve kişiliği üzerine incelemeleri yer alıyor. 216 sayfalık kitap, Nâzım Hikmet?in şiirini öğrenip anlamak, yaşamını yakından tanımak, dünya şiiriyle ilişkilerini görmek açısından kaynak

okumak için tıklayınız

Edebiyat Bilimi – Gennadiy Nikolayeviç Pospelov

“Edebiyat Bilimi”, 1925 yılında bu yana estetik, sanat ve edebiyat bilimi üzerine çalışmalarını aralıksız sürdüren ünlü Sovyet edebiyat bilimcisi Prof. Gennadiy Nikolayeviç Pospelov yönetimindeki geniş bir kurul tarafından hazırlanmıştır. Kitap, genel olarak sanat biliminin ve özelde edebiyat biliminin konularını, öteki bilim ve sanat dallarıyla ilişki içinde en geniş boyutlarıyla ve ayrıntılı olarak incelemektedir. Edebiyat Bilimi,

okumak için tıklayınız

Yeni Başlayanlar için Marx – Eduardo del Rio / Rius

Meksikalı yazar ve çizer Eduardo del Rio diğer bir adla Rius?un 1972 yılında İspanyolca kaleme aldığı, 1977 yılında da Can Yücel tarafından Türkçeye çevrilen ?Yeni Başlayanlar İçin Marx?, çizimler yoluyla Marx?ın fikirlerini özetliyor. Marx?ı Don Kişot?a benzeten Rius, ?Herkes ondan bahseder de pek azı bilerek konuşur. Çok daha azı da gerçekten anlar onu? diyor. Çağının

okumak için tıklayınız

Kumdan Kitap / Bitişik Şehir ve Medya Hikâyeleri – Ali Mert

Ülkemizdeki “işgal geçeği”ni çarpıcı örnekler ve öykülemelerle ortaya koyan Ali Mert’in Kumdan Kitap / Bitişik Şehir ve Medya Hikâyeleri adlı yapıtı, aynı zamanda politik mizah yönüyle de öne çıkan bir çalışma. İstanbul başta olmak üzere metropollerdeki “büyük satış”a, yoksul semtlerdeki yaşam tarzıyla uydu kentler arasındaki uçuruma, alışveriş merkezlerinde seyre çıkanlara, 2000’lerin sınıf atlama dürtülerine, yoksullaşmanın

okumak için tıklayınız

Bir Şeftali, Bin Şeftali – Samed Behrengi

Samed Behrengi’nin ‘Bir Şeftali, Bin Şeftali’ adlı çocuk kitabı onun en güzel kitaplarından biri. Bu küçük öyküde iki küçük yoksul çocuk var: Ali ile Mehmet. Ama öykünün asıl kahramanı, dalından kopmuş dünya güzeli bir şeftali . Bu öyküyü bu güzel şeftali’nin ağzından dinliyoruz. Samed Behrengi öyle uygun görmüş, şeftali’yi konuşturmuş bu kez. Toprağın altında kalın

okumak için tıklayınız

Ulduz Kız’ın Kargaları – Samed Behrengi

Selam çocuklar; benim adım Ulduz. Farsçası “Sitâre”. Bu yıl on yaşımı doldurdum. Okuyacağınız öykü, benim serüvenimin bir bölümü. Behreng Bey bir zamanlar köyümüzde öğretmendi. Bizim evde kalıyordu. Bir gün serüvenimi anlattım ona. Behreng Bey’in hoşuna gitmiş olacak ki “Senin kargalarla serüvenini öykü yapıp kitap haline getirmek istiyorum” dedi. Ben de birkaç şartla kabul ettim. Birinci

okumak için tıklayınız

Nazım Alpman Beykoz?u Konuşturuyor Ve Dinliyor ? Prof. Dr. M. Şehmus Güzel

Nazım Alpman şirin ve yararlı bir kitap sunuyor okuyucularına. Bunu hemen kitabın başında, « Ben Beykozluyum ! » ve « Teşekkürler Beykoz » başlıklı parçaları okuyunca görmek mümkün. Beykoz sevecen bir ana : Unutulması olanaksız. Çocukları da Beykoz?u seviyor ve sayıyorlar. Bu gerçek kitabın a?sından z?sine kadar ortada. Beykoz da bunun altında kalmıyor elbette :

okumak için tıklayınız

Cemil Kavukçu ile Öyküleri Üzerine Söyleşi – Şaban Özüdoğru ve Ethem Baran

– 2003 Türkiye Yazarlar Birliği hikâye ödülünü aldınız. Daha önce de Yaşar Nabi Nayır ve Sait Faik öykü ödüllerini almıştınız. Bu gibi ödüllendirmeler yazar açısından nasıl bir önem taşıyor? Bunun Cemil Kavukçu üzerinde nasıl bir etkisi oldu? – Önce ilk aldığım ödülden başlayayım. 1987 yılında Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü?nü aldım. Bu ödülü aldığımda ?Pazar

okumak için tıklayınız

Arabacı – Kemal Tahir

Çerkeş’ten çıkınca hayvanları durdurttu. Yere atladı. Arabanın üstünde döşeme yoktu. Arkada dingili, sulak çivisine kadar geri çekti. Bu suretle araba, ok boyunca uzamıştı. Çatalın altına asılı yağdanlıktan tavuk kanadını alıp tekerlekleri yağladı. Sağ hayvan, Delikır, huysuzlanıyordu. Arpa çuvalıyle, saman çuvalını arka çatalın üstüne taşıdı. Dikkatle bağladı. Ön tarafa, hayvanların yem torbalarını, örtülerini kendi yorganını yerleştirdikten

okumak için tıklayınız

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü – Victor Hugo

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü (Le Dernier Jour d?un condamné de), dünya edebiyatının ölümsüzlerinden Victor Hugo’nun 1829 yılında yirmi altı yaşında yazdığı ölüm cezasına karşı çıktığı bir yapıtıdır. Victor Hugo’nun içerik olarak bu romandaki amacı çok yalın, çok açık: İdam cezasının hem trajik, hem de saçma yanını göstermek. Onun büyüklüğünde, onun dehasında bir yazar için

okumak için tıklayınız

Dönüş – Cemil Kavukçu

Cemil Kavukçu, 1998 yılında yayımladığı Dönüş adlı ilk romanında 12 Eylül’ün öncesi ve sonrasının hesaplaşmalarını anlatıyor. Yazar ustaca anlatımı, kıvrak diliyle daha ilk sayfadan romanın içine çekiyor, sürükleyip götürüyor. Romanın konusu ise şöyledir: Vedat, 1980 öncesinin çalkantılı döneminin yıktığı, dört bir yana savurduğu genç insanlardan biridir İnandığı her şeyi ve herkesi, hatta kendi benliğini ve

okumak için tıklayınız

Kıskançlık – Yuri Oleşa

Sovyet yazar Yuri Oleşa, Kıskançlık adlı romanını 1927 yılında yayımladı. Bu roman ilk kez dönemin Sovyet edebiyat dergisi Bakir Kızıl Topraklar?da yayınlanır ve oldukça övgü toplar. (…) Stalin?in 1934?teki Yazarlar Birliği kongresinde yazarlar için kullandığı meşhur tanımlama ?insan ruhunun mühendisleri? kavramının yaratıcısı olan Oleşa bu romanla devrimin ilk yıllarında yaşanan ciddi değer çatışmalarını Sovyet toplumunun

okumak için tıklayınız

Yatak – Yaşar Kemal

Şimdiki gibi aklımda.Ben, o yıl orta okulun üçüncü sınıfında, bizim Durmuş Ali de ikincideydi. İkimizin de parası yoktu. Köyde, onun bu dul anası, benim bir dul anam vardı. Onlar da kendilerine zar zor geçindirebiliyorlardı.Durmuş Ali’nin umudu, parasız yatılıdaydı. İmtihana girmiş, yüzde yüz kazanacağından emindi. Bana gelince ben, bir umutsuzluk içinde yuvarlanıyordum. Nereye gitsem, ne yapsam?

okumak için tıklayınız

Adı Yok – Cemil Kavukçu ‘Bir gün belki hayattan, geçmişteki günlerden bir teselli ararsan, bak o zaman resmime, gör akan o yaşları…’

Güneşli bir nisan günü mezarlıkta toplanmışlardı. Kalabalık sayılmazlardı. İkindi namazından çıkıp cenazeye katılan cemaatin dışında eski arkadaşlarından birkaçı vardı. Uğur Ankara’dan gelmişti. Hocanın bezgin bir sesle okuduğu duaya kuşların cıvıltısı karışıyordu. Rıfat, içinden ‘Resimdeki Gözyaşları’nı mırıldanıyordu. İlhan’ın en sevdiği şarkı. Ölümü hiçbirinin ciddiye almadığı günlerde, “Moruk,” demişti İlhan, “ben ölünce cenazemde bu parçayı çalın. Anfi

okumak için tıklayınız