Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok – Erich Maria Remarque

Remarque’ın, I. Dünya Savaşı’ndaki bir grup askerin hikâyesini on dokuz yaşındaki bir çocuğun gözlerinden anlattığı Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, yayımlandığı günden bu yana, devamı niteliğinde olan Dönüş Yolu’yla birlikte tüm dünyada büyük ilgi görmeye devam etmekte. Canlı çarpışma sahnelerinin yanısıra savaşın abesliğinin ve askerlerin ıssızlığının vurgulandığı cephe arkası bölümleriyle de okuru içine hapseden

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Üçüncü Dünya Savaşı ilk iki dünya savaşından ayrı özellikler taşıyacaktır.

Değişim Ünlü hukukçu L. Duguit, devletin tüzel kişiliğini yadsırken şöyle der: “Hiçbir tüzelkişiyle bir masada oturup yemek yemedim.” Bu söz burjuva devleti için çok büyük bir doğru payı taşımaktadır. Çünkü burjuva devletinin temelinde bütün kitleyi kavrayan “toplumsal sözleşme” varsayımı yoktur; halkın kan damarlarını kalın kalın kendi yüreğinden geçirmez; halkın örgütlenmiş bir bileşkesi değil, hakim sınıfların

okumak için tıklayınız

Bertrand Russell: Psikoloji bilgisi aristokrasi tarafından kullanılırsa, kötülüklerin yoğunlaşmasına yol açacaktır.

Psikoloji ve Politika Bu denemede psikolojinin yakın zamanda politika üzerindeki olası etkilerinin niteliği üzerinde durmak istiyorum. Bu anlamda, hem olumlu, hem olumsuz etkilerden söz etmek niyetindeyim. Politik fikirler mantığa dayanmazlar. Altın standardının kabulü gibi teknik bir konunun kararlaştırılmasının temelinde bile duygusallık vardır; ve psikanilizcilere göre, bu duygusallık kibar bir toplulukta dile getirilecek türden değildir. Yetişkin bir kişinin

okumak için tıklayınız

Sisyphos tanrılara karşı suç işlemiş kişidir, onlarla boy ölçüşmeye giriştiği için de ölüler ülkesinde korkunç bir cezaya çarpılır.

Sisyphos. İlkçağın efsanelik kişileri arasında zamanımızın yazar ve düşünürlerini en çok ilgilendiren biri de Sisyphos’tur. Prometheus gibi insanları tanrılara karşı tuttugundan, Odysseus gibi insan aklı ve kurnazlığıyla tanrılara bile üstün olduğundan olsa gerek. Sisyphos tanrılara karşı suç işlemiş kişidir, onlarla boy ölçüşmeye giriştiği için de ölüler ülkesinde korkunç bir cezaya çarpılır. İlkin adına Odysseia’da rastlanır.

okumak için tıklayınız

Bertrand Russell: “Pratik hayatta olasılıklara göre hareket etmek gerekir ve felsefeden beklediğim, insanlara, tam anlamı ile güvenli olmadan hareket etmek cesaretini vermesidir.”

1. FELSEFE NEDİR? Felsefe ne demek Lord, Russell? Bertrand Russell — Epey tartışmalı bir soru. Sanmam ki iki filozof bu sorunuza aynı cevabı versin. «Felsefe, henüz tam bilgi sahibi olamadığımız konularda kurgu’ya (spekülasyon) başvurmak demektir.» diyeceğim. Bu benim düşüncem tabiî; başkası ne der, bilmem. Bilimle felsefe arasında bir ayırım görüyor musunuz? Genellikle bilim, ne biliyorsak

okumak için tıklayınız

SWIFT ödeme sistemi nedir?

SWIFT NEDİR? SWIFT, paranın hızla sınır tanımadan bir yerden bir yere gönderilmesini sağlayan uluslararası mali yapılanmanın ismi . Kelime olarak da İngilizce, Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication yani Küresel Bankalararası Finansal İletişim Birliği’nin kısaltmasından oluşuyor. 1973’te oluşturulan ve merkezi Brüksel olan sisteme dünya çapında 200 ülkeden toplam 11 bin mali kuruluş ve banka üye.

okumak için tıklayınız

Aydınlık – Henri Barbusse “Onların ışığa, aydınlığa ihtiyacı var. Bütün umudumuz dünyamızın yoksul insanlarında!”

Aydınlık (Clarté), ünlü Fransız yazarı Henri Barbusse’ün, kişisel serüveninden de izler taşıyan romanı. Fransız milliyetçiliğine ve genel olarak her türlü şovenizme keskin eleştiriler yönelten yazar, sistemin alt kademelerinde, yalıtılmış bir hayat süren küçük burjuva bir fabrika memurunun zihinsel aydınlanma sürecini anlatır. ‘Savaş’, ‘kahramanlık’, ‘vatanseverlik’ gibi kavramlarla cepheye sürülen yığınların kendi öz çıkarlarındannasıl uzaklaştırıldığını, cephede birbirini

okumak için tıklayınız

Cervantes: “Sevgili okur, Don Quijote’nin babası gibi görünsem de, üvey babası olan ben, göreceğin kusurları affetmen veya görmezden gelmen için sana yalvarmayacağım.”

SUNUŞ Birinci kısmının basıldığı 1605 yılından beri en çok okunan, en çok sevilen, en çok yorumlanan ve yeniden en çok yazılan La Mancha’lı Şövalye Don Quijote ve silahtarı Sancho Panza’nın serüvenleri, güzel bir çeviriyle, Türkçe’ye kazandırılmış bulunuyor. Romanın “öz” babası Miguel de Cervantes Saavedra, kendisini izleyen tüm romancıları yapıtlarının “üvey” babası konumuna düşüreceğini -çünkü Don

okumak için tıklayınız

Nefesini Yitirmek – Edgar Allan Poe “talihsizlik, felsefenin cesaretine boyun eğer”

“Blackwood”a Ne Uygun Olan, Ne de Olmayan Bir Öykü Ah nefes alma, vs. – MOORE’UN MELODİLERİ. Adı en çok kötüye çıkmış talihsizlik bile eninde sonunda felsefenin yorulmak nedir bilmez cesaretine boyun eğer – tıpkı en inatçı şehrin bir düşmanın ardı arkası kesilmez saldırılarına boyun eğmesi gibi. Kutsal kitapta yazdığına göre, Salmanezer, Samaria’nın önünde üç sene

okumak için tıklayınız

Çocuklar – Anton Pavloviç Çehov

Babaları, anneleri ve Nadya teyzeleri evde yok. Ufak, gri bir ata binen o yaşlı subayın yanına, vaftiz törenine gittiler. Onların dönüşünü bekleyen Grişa, Anya, Alyoşa, Sonya ve aşçının oğlu Andrey, yemek odasındaki masanın başına geçmiş, tombala oynuyorlar. Doğruyu söylemek gerekirse, şimdiye kadar çoktan uyumaları gerekirdi; ama vaftiz edilen küçük çocuğu ve akşam yemeğinde neler yediklerini

okumak için tıklayınız

Tabu ve Karşıt Duygular – Sigmund Freud

BÖLÜM II TABU VE KARŞIT DUYGULAR 1 Tabu sözcüğü Polinezyaca bir sözcüktür, tam çevirisi güçtür; çünkü karşıladığı anlam bugün bizde kalmamıştır. Eski Romalılar zamanında böyle bir sözcük vardı: sacer sözcüğü Polinezyalıların tabusuna karşılıktı. Yunanlıların ἁγος sözcüğü, İbranîlerin kodaush sözcüğü, Polinezyalıların ve Afrika’daki (Madagaskar), Kuzey ve Orta Asya’daki birçok budunun benzer sözcüklerle tabu deyimiyle karşıladıkları anlamda

okumak için tıklayınız

Gündüz Vassaf: “Özgürlük Cehennemdir”

15 Ekim 1986, Marburg ÖZGÜRLÜK CEHENNEMDİR “Şeytan: Cehennemde egemenlik Yeğdir Cennette uşaklığa” John Milton I Her şeyin zihnimde yerli yerine oturması, Toledo’daki katedrali ziyaret ettiğim sırada oldu. Richard Crosfield beni sıraların oraya götürdü ve oturacak yerlerin altına bakmamı söyledi. Altmış kadar sıra vardı. Oturacak yerler katlanmış olduğundan, altları görülebiliyordu. Sandalyelerin altlarında çeşitli cehennem tasvirleri vardı. Sanatçı(lar)

okumak için tıklayınız

Tabu ahlâkı, ilkel anlayışın gösterisi – Bertrand Russell

TABU AHLÂKI Tabu ahlâkından ne anlıyorsunuz, Lord Russell? Bertrand Russell — Size gerekçesini vermeden, yasakları gösteren bir dizi ahlâk. Bu nedenleri kimi zaman bulabilirsiniz, kimi zaman da boşuna ararsınız. Ama herhalde kesindir bu düzen ve yapılmaması gereken şeyler vardır. Neler? Uygarlık düzeyine bağlı bunlar. Tabu ahlâkı ilkel anlayışın gösterisidir. Sanırım bu, başkasının çanağından yemenizi yasaklayan

okumak için tıklayınız

Gün ışığının sızmadığı karanlık ülkenin tanrısı Hades

Hades. (1) ADI. Yeraltındaki ölüler ülkesinin tanrısı Hades, Aidoneus ve Plüton (zengin) adlarıyla da anılır. “Görünmez” anlamına gelen Hades adı hem tanrının kendisi, hem de egemen olduğu ölüler ülkesi için kullanılır. Hades tanrının bir özelliği kendisini görünmez kılan başlığıdır. Kuzey mitolojilerinde geçen ve Alman masallarında “Tarnkappe” diye anılan bu başlığı Hades’ten başka Athena, Hermes ve

okumak için tıklayınız

Toprak ve bereketi simgeleyen Ana Tanrıça Artemis, her çağ ve bölgede başka adlarla ve ayrı biçimlerde varlığını sürdürmüştür.

Artemis, Akdeniz çevresinde bin yıllarca tutunmuş bir tanrıçaya belli bir süre içinde ve belli bir bölgede verilen addır. Kaynağı Orta Anadolu’da bulunduğu en son arkeoloji kazılarından kesinlikle anlaşılan ve genel olarak Ana Tanrıça diye tanımlanabilen bu tanrısal varlık Yunan din ve efsanelerinde Artemis adıyla anılır. Bu tanrıçanın kültü Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Suriye, Lübnan ve Filistin yoluyla

okumak için tıklayınız

Azgın, çılgın deli, uğursuz olarak nitelendirilen ARES insanların baş belası, elleri kanlı, kaleler yıkan olumsuz bir varlıktır.

Ares. Savaş tanrı Ares’in Roma’da karşılığı Mars’tır. Roma devleti bu tanrıya ne kadar değer vermiş, saygı göstermişse, Yunan dünyası onu o kadar hor görmüş, sevimsiz, giderek gülünç bir kişi olarak canlandırmıştır. Hele Homeros destanlarında kaba kuvveti simgeleyen Ares’e eklenmedik aşağılayıcı sıfat kalmamıştır. Azgın, çılgın deli, uğursuz olarak nitelendirilen Ares insanların baş belası, elleri kanlı, kaleler

okumak için tıklayınız

En küstah, en terbiyesiz ve en ahlaksız olan; Antinoos

Antinoos. Eupeithes’in oğlu Antinoos şımarık, tembel, gözü doymaz, Odysseus’un malını, mülkünü vur patlasın, çal oynasın tüketmeye kararlı taliplerin başta geleni, en küstah, en terbiyesiz ve en ahlaksız olanıdır. Saldırgandır, yüksekten atarak konuşur, ona, buna çatar, asıl çekemediği kimse de amaçlarının gerçekleşmesini önleyen Telemakhos’tur. Ona karşı kurulan kumpasların, pusuların fikir babası hep Antinoos’tur: Pylos’tan dönüşünde Telemakhos’u

okumak için tıklayınız

Fareler Meydanı Boş Bulunca / Kediler İçin Kara Bir Gün / 1300’lerde Avrupa

‘Kara Ölüm’ olarak bilinen veba salgını ilk olarak 1300’lerde Çin’de ortaya çıktı. Kurbanların şikayetleri ağrılar, ateş ve bulantıyla başlıyordu. İnsanların dirseklerinde ve kasıklarında mor kabarıklıklar oluşuyor ve kısa sürede yumurta büyüklüğüne ulaşıp sertleşiyordu. Bu yumurtalar patladığında içinden pis kokulu siyah bir madde fışkırıyordu ancak bu rahatlama kurban için çok geç oluyordu. Çünkü hasta beş gün

okumak için tıklayınız

Einstein’ın Düşleri: Zamanla her Hayat Defteri, baştan sona tek seferde okunamayacak denli kalınlaşıyor.

20 Mayıs 1905 Durumu kavramak için Spitalgasse’deki kalabalık dükkânlara bakmak yeterli. Alışverişçiler bir dükkândan diğerine tereddütle geçiyor, her birinde ne satıldığını keşfediyor. Ah, işte, tütün burada… Hardal tohumu nerede peki? Şekerpancarları şurada ama morina nerede? İşte keçi sütü, tamam ama ya tereyağı? Bunlar Bern’e ilk defa gelen turistler değil; Bernliler bunlar. Kimse iki gün evvel

okumak için tıklayınız

Einstein’ın Düşleri: Kim gider peki zamanın merkezindeki hacca?

14 Mayıs 1905 Zamanın durakladığı bir dünya burası. Yağmur damlaları havada öylece duruyorlar. Sarkaçlar salınışlarının ortasında kalakalmışlar. Köpeklerin ağızları sessiz havlamalarla açık. Yayalar tozlu sokaklarda donakalmış; adımları, bacaklarına ipler bağlıymış gibi havada. Hurma, mango, kişniş ve kimyon kokuları uzayda asılı kalmış… Buraya herhangi bir yönden yaklaşan bir yolcu gittikçe yavaşlıyor. Tam merkeze varıp durana kadar

okumak için tıklayınız