12 Eylül?ün Savurduğu Hayatlar – Birgül Can

Emrah Polat?ın yeni romanı Yüzler, İlk bölümden itibaren ironik ve politik bir anlatı olacağını fısıldıyor bize. Peki bu anlatının olay örgüsü ne? Aslında klasik bir dille yazılmasına rağmen romanda klasik bir olay örgüsü bulunmuyor. Sıkça başvurulan geri dönüşlerle 12 Eylül?ün karakterler üzerindeki etkisi işlense de asıl olarak olay bir gün içinde başlayıp bitiyor. Bu anlamda

okumak için tıklayınız

Çubuk Bükümü – Müslüm Kabadayı

Babam, büyük kardeşlerimi alarak pamuk toplamak üzere Çukurova?ya gitmişti. Annem, ben ve küçük kardeşim de köydeki işleri yapıyorduk. İlkokulu bitirmiş, parasız yatılı sınavlarına girmiştim ama sonuçlar bir türlü adresimize bildirilmemişti. Annem haftada bir Antakya?ya gidiyor, İl Milli Eğitim Müdürlüğü?ndeki görevlilerin duyarsızlığı nedeniyle kavga edip geliyordu. Okulların açılmasına bir hafta kala, canı burnunda olan annem beni

okumak için tıklayınız

Felaketler Yüzyılının Romanı – Doğuş Sarpkaya

Bütün bir sınıflı toplum tarihi iktidarların örgütlü felaketler tarihidir. Yirminci yüzyıl ise bu felaketlerin daha bilimsel ve programlı bir şekilde gerçekleştirildiği bir dönem olarak anılabilir. Bosnalı yazar Aleksandar Hemon?un, Lazarus Projesi kitabı, yirminci yüzyılın başı ve sonundaki iki felaketi ve bunların yarattığı toplumsal travmaları ele alarak, insan kötülüğünün sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. Roman

okumak için tıklayınız

Kalem Ortaklığına Soyunanlar: Öykücü Kadınlar – Şenay Eroğlu Aksoy

?Sen, kâğıdın sesine fütursuzca kulak kabartan okur? Bilmelisin ki bu satırların yazarı bir kadındır. Elinde tuttuğun sayfaya kalemin koyduğu işaretler, bir kadının avaz avaz bağıran avuçlarından kaynıyor. Okuyup yazmak sırrı şeyhlere aitken kaleme el sürdüğüm için suçluyum. Fakat ilk değil bu. Yıllardır, çocuklarımın uyuduğu odadan kaçıp ay ışığında masallar örüyorum. Çünkü doğduğum günden beri öykülerden

okumak için tıklayınız

Halkın Polisi : Pol-der Anıları – Sıtkı Öner

1970’lerde Türkiye’de bir Pol-Der vardı: Emniyet mensuplarının demokratik olarak örgütlendikleri bir polis derneği… 12 Eylül 1980’den sonra öcülestirilen, siyasetin “zararlarının” en aşırı simgesi olarak anılan Pol-Der neydi, nelerle uğraşırdı? Pol-Der’in genel sekreterliğini ve genel başkan vekilliğini yapmış olan Sıtkı Öner’in anıları, Türkiye’nin yakın tarihinin bu ilginç ve unutulan, unutturulan olgusu hakkında bilgiler ve izlenimler sunuyor.

okumak için tıklayınız

Genç Öykü – Faruk Duman

Yayınevi editörlerine sorarlar: Ölçütleriniz nelerdir? Bir dosyaya olumlu yanıt vermek için neleri göz önünde bulundurursunuz? Yayınlamak için yetersiz bulduğunuz bir dosyanın reddedilme gerekçeleri nelerdir? Bu gerekçeleri yazarına bildirir misiniz? Genç yazarın kafası sorularla doludur: Daha ilk öyküsünü yazmış bir yazar adayı, daha kalem, kâğıdın üzerinde ilerlerken, aklına üşüşen sorularla savaşır bir yandan: Oldu mu? Dergiler,

okumak için tıklayınız

Öykünün Gözü – Fadime Uslu

Öyküyü göze benzetirim. Yaşamın içinden seçtiği bir durumu, olayı, etkiyi görüp göstermeye odaklı keskin bir göze. Her okurda farklı çağrışımlar yarattığından ?özellikle açık uçlu öykülerde? etkisi ve gösterdikleri de değişir. Nitelikli bir öykünün değerini iyi bir okur verebilir ancak. Yani göz göze gelindiğinde. Sonuçta bu da yaşamı anlama çabalarından biri değil midir? Djuna Barnes, ?İnsanın

okumak için tıklayınız

Edebiyatın Arka Bahçesi – Cemil Kavukçu

Cumhuriyet sonrası öykücülüğümüzün yelpazesini genişleterek büyümesi 1980 yılına kadar düzgün doğrusal bir çizgide olurken, 80 sonrasından günümüze durgunluklar ve niteliksel sıçramalarla inişli-çıkışlı bir yol izlemeye başlamıştır. Bu dalgalanmalar biraz da, öykünün roman gibi popülizme kapılarını açmayıp bu alanın tamamen dışında kalmasından kaynaklanır. Sanatın değişik alanlarda ünlenmiş birçok kişi bir de roman yazmaya kalkışırken genellikle öyküden

okumak için tıklayınız

2000’li Yıllarda Öykü – Behçet Çelik

1950 kuşağının öykücülüğümüzde yarattığı sıçrama genellikle iki nokta üzerinden değerlendirilir. İlki bireyin iç dünyasının öykünün odağına alınmasıdır. Uzunca bir süre ?bireycilik? olarak değerlendirilen bu yaklaşımın aslında ?bireysellik? anlamına geldiği, bireyin iç sıkıntılarını anlatan edebi yapıtların aynı zamanda toplumsal yapının iç dünyalarımızda yarattığı sarsıntı ve tahribatın bir ifadesi olabileceği zamanla anlaşılmıştır. 50 kuşağının öykülerindeki anlatım ve

okumak için tıklayınız

Öykü ve Eleştiri – Ayşegül Tözeren

Bir şiirin mısralarını değiştirerek söylersek, ?hayat kurtaran bir anlatı yok, hayat kurtaran bir anlatı var.? Varla yok arasında duran ?virgül?, bir anlamıyla da, çağdaş öykünün ve yazarının krizini anlatıyor. Dünyayı, dünyayla birlikte toplumu, toplumla birlikte yazarı değişime zorlayan kriz hali, yeni yeni öyküler olup, okurla buluşuyor. Peki, Türkiyeli eleştirmen bu kriz halini ve ürünlerini yorumlayabilecek

okumak için tıklayınız

Yol Ayrımında Konaklayanlar – Melike Uzun

Olan bitenin karşısında aciz insan zihni, önüne çıkan olguyu, varlığı bütününden koparıp, yalnızca ayırt edici özelliklerinden yola çıkarak adlandırıp genellikler atfettiğinde onu ayrı bir yerde muhafaza etme eğilimi doğar. Bu eğilim, bizden önceki ile sonraki arasındaki bağı görmemizi engeller. Bu durumda şu an ?var olan? merkezinde yalnızca ?ben?in yer aldığı bir gerçeklik yanılsaması yaratılır. Bu,

okumak için tıklayınız

Bir Alman Anasının Ağıtı – Bertolt Brecht

BİR ALMAN ANASININ AĞITI Bu çizmeleri bendim sana giy diyen, oğlum, bu haki gömleği bendim sana giy diyen. Nerden bilecektim bu kara günleri göreceğimi, bilseydim, giydirmem, derdim, giydirmem, asın beni, derdim, daha iyi. Elini görürdüm hani ben senin, oğlum, “Hayl Hitler!” diyerek kaldırdığın elini, Hitler’ i selamladın diye, nerden bilecektim, kuruyacağını bir gün elinin. Duyardım,

okumak için tıklayınız

Çağcıl Söylem – Bertolt Brecht

ÇAĞCIL SÖYLEM Akşam savaş alanına çöktüğünde Düşmanlar yenilmişti Telgraf tellerinin tınıları Haberi uzaklara taşıdı Dünyanın bir ucunda için için yandı Bir haykırış, gökkubbede parçalanarak Bir çığlık, çılgın ağızlardan taşan Ve esrik göğü aşan. Bin dudak ilençle soldu Bin yumruk, vahşi bir öfkeyle sıkıldı. Dünyanın bir başka ucunda Bir sevinç, gökkubbede parçalanarak Büyük bir sevinç, bir

okumak için tıklayınız

Savaşa Gitmemiz Buyruldu – Demyan Bedniy

SAVAŞA GİTMEMİZ BUYRULDU – Bir Asker Türküsü Savaşa gitmemiz buyruldu ?Toprak için aslanlar gibi dövüşün? diyerek Toprak için! Ama kimin toprağı? Söylenmedi bu – Dere beyinin toprağı olsa gerek! Savaşa gitmemiz buyruldu ?Özgürlük adına? diyerek Özgürlük adına! Ama kimin özgürlüğü? Söylenmedi bu Halkın özgürlüğü olmasa gerek!

okumak için tıklayınız

Ca Yo Ke Tij Ti Ra Bena Vila – Ahmet Say

Daha önce yayınevimiz tarafından çıkarılan “Güneşin Savrulduğu Yerden- Bingöl Hikayeleri” adlı kitabımız şimdi de Zazaki çevirisiyle okurlarla buluşuyor. “Ahmet Say binî halî merdimatî de rexneyî cemaatkî zaf hol dano. Nayê serkote vatişî ey de, hedîseyanî ke o neqil keno, goreyî nê hedîseyan yew hawayî şayî esto. Hîkayeya no nuştoxî ke bi nameyî “Rayerî Averşîyayişî” yew

okumak için tıklayınız

Marksist Klasikleri Okuma Kılavuzu

Marksizmi öğrenmek için öncelikle hangi eserlerden başlamalı? Doğru anlayıp yorumlamak için Marksist klasikleri nasıl okumalı? Merakla sorulan, daima tartışılan bir konudur bu. Ne soru yersizdir, ne de bu konuda yapılan tartışmalar. Zira Marksizm, hayatın tüm alanlarını kucaklayan, devrimci pratikle tamamlanan, sınırsız, çok yönlü, karmaşık bir zenginliktir. Bu devasa Marksizm edebiyatı içinde, okurların yollarını bulabilmesi kolay

okumak için tıklayınız

Eski Yunan Tragedyaları 14 / Hekabe – Euripides

Hekabe, Troya Savaşı’nda yenilen ve öldürülen Kral Priamos’un, büyük yıkımlar görmüş, bahtsız karısı Hekabe’nin öyküsüdür. Savaşta oğlu Hektor’u da kaybetmiş olan Hekabe, savaş sonrası esir düşer; ancak çekeceği acılara yenileri eklenir. Galip Yunan tarafı, savaşta kaybettikleri kahramanları Akhilleus’un ruhunu yüceltmek için, Hekabe’nin kızı Polüksena’yı kurban edeceklerdir. Savaşta zarar görmesin diye altınlarla birlikte Trakya Kralı’nın korumasına

okumak için tıklayınız

Osman Şahin ve ‘Kırmızı Yel’in Güncelliği – Müslüm Kabadayı

“Dil insanın ağzında sesiyle yarattığı bir sudur; konuşmayanın suyu kurur.” özlü sözünün ustası olan ?biyana(bey-ana)?lardan beslenerek Köy Enstitüsü?nün zengin kültürlenme ortamında yeşeren Osman Şahin, Fırat boylarındaki öğretmenlik deneyimiyle yoğurduğu gözlem gücünü ?Kırmızı Yel? kitabındaki 8 öyküyle edebiyat dünyamıza kazandırır 1971?de. Yaklaşık 60 yıl öncesinin Siverek köylerindeki ?kan kokan?, Fırat?tan yoksulluk akan, dal budağı gitmiş ve

okumak için tıklayınız

Talip Apaydın İle Söyleşi – Ayşe Kaygusuz

-Hocam, zor bir çocukluk dönemi geçirdiğinizi okumuştum. Bize neler anlatırsınız o yıllardan? öğretmenlik yıllarına? -1926, Polatlı?ya bağlı Ömerler köyü doğumluyum. Sonradan babamın köyü olan Kapulu köyüne göçtük. Orada büyüdüm. Anam ben üç yaşındayken öldü. Babam yoksul, hiç toprağı yoktu. Ağa tarlalarında ortakçılık (yarıcılık) yaparak zor geçiniyordu. Yoksulluk, üvey ana? Çocukluğum iyi geçmedi. Üç sınıflı köy

okumak için tıklayınız