Cervantes’ten beri roman okuruz. Aslında hikayelerle olan ilişkimiz çok daha eski tarihlerden gelir. Destanlar, masallar, hatta mağara duvarlarına çizilen resimler var. İnsanın günlük hayatı ve içinde yaşadığı toplulukla ilişkisi değiştikçe, onun hikayesini anlatma yolları da değişti.
Ve elbette hayatın değişmeyen yönleri gibi, anlatının da değişmeyen yönleri devam etti. Biliyoruz ki, iyi romanlar insanları kabaca “iyiler ve kötüler” diye ayırmıyor. Sadece Don Kişot gibi hayalci, serüvenci, diğerkam kişileri veya Sanço gibi hesapçı, temkinli, kurnaz kişileri somutlaştırmakla yetinmiyor, romanlar. Belki bundan daha çok, her kişinin içindeki serüvenciliği, hesapçılığı, diğerkamlığı ortaya çıkarıyor.