Etiket: Türkiye

İşçi Tarihine Bakmak – M. Şehmus Güzel

“Yıllardır Fransa başta olmak üzere dünyanın çeşitli üniversitelerinde ders veren, araştırmalar yapan Prof. Dr. M. Şehmus Güzel, bir süre önce yayımladığı ?İşçi Tarihine Bakmak? kitabıyla, hem egemen kolaycılıkları reddediyor, hem de Türkiye?nin yeniden ve sağlam ayaklar üzerine oturtulmasının temel yoluna işaret ediyor. Güzel?e göre, emekçi sınıfların tarihimizdeki gerçek rolünü saptamak, Türkiye üzerine atılan zarların boşa

okumak için tıklayınız

17 Ağustos 1999, 03:02 / Çağdaş Koç. Sadece bir kitap değil, olası İstanbul depremi için bir uyarı…

“Çağdaş Koç, Türkiye’yi yasa boğan ve binlerce insanın hayatını kaybettiği 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi”nde sağ kurtulanlardan biri. Çağdaş Koç, büyük felaketi yaşadığında 18’indeydi. Çınarcık’ta annesini, babasını, baba tarafından neredeyse tüm yakın akrabalarını yitirdi. Kızkardeşi ve bir kuzeni ile birlikte yıkıntıların arasından yeni bir hayata ?merhaba? dediğinde hiçbir şeyin farkında bile değildi. Her şeyi öğrendiğinde,

okumak için tıklayınız

Rüzgarla Randevu 17.08.1999: 03.02-7.4 (Depremin Güncesi), Refik Durbaş

17 Ağustos depremini hangimiz unutabiliriz ki, diye düşünebilirsiniz ama, gündemi her an değişen, zayıf hafızalı bir toplum olduğumuz gerçeğini de unutmamalısınız. Sürekli acıyla yaşamak demek değil bu. Yaşananlardan ders almak aslında… Zaman tünelinde altmışıncı yaşıma doğru yol alan ‘genç’ ömrümde beklemediğim ‘şey’ kalmadı. Nice günler, delikanlılığımın genç kızlarını bekledim yıldızlı semalarında baharın. Nice geceler, yaldızlı

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney Hazinesi, M. Şehmus Güzel

“Hazine sözcüğü, ilkin define avcılarının ilgisini çekebilir. Böyle düşünenlerin “Çirkin Kral” Yılmaz Güney’ in tepkisine maruz kalacağını kestirmemek zor olmazsa gerek. Yılmaz Güney, yaşamını insanlık mücadelesinde; kalemi, sanatı ve militanlığıyla, insanlığa ait, insanlığın geleceği için ne kadar güzellik varsa, uzanıp ilmek ilmek işledi ve insanlığa sundu. Yılmaz Güney’ in hazinesinde devrimci sanatın çok yönlülüğü vardır.

okumak için tıklayınız

Gurbette Bile Bir Gökyüzü Varmış, M. Şehmus Güzel

“Paris’i ‘ışıklandıranlar’ sadece Parisliler değildir. Sadece Fransızlar değildir. Birçok yabancı, göçmen, gönüllü veya gönülsüz sürgünün de bu işte/bu eylemde payı vardır. İnkar edilemez bir boyutta hem de. Paris gurbette yaşamanın türkçesidir. Bu kent ister başkent olsun, ister isyanların doğduğu ve hedefine asla ulaşamadan tarihe karıştığı isyankent olsun. Hiç fark etmez. Gurbettesinizdir. Ve sıla hasreti dayatır.

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’le 3.5 Yıl, Orhan Kemal

Edebiyatımızda her zaman eksikliği hissedilen türlerden biridir anı kitapları. Bu kitap ise bu büyük eksiği gideren çalışmaların başında geliyor. Romancılığımızın en önemli isimlerinden biri olan Orhan Kemal, şiirimizin en önemli isimlerinden biri olan Nâzım Hikmet’i anlatıyor. İki dev yazarın hapishane günlerini dile getiren bu çalışma, dünya edebiyatı için bile az rastlanır bir örnek oluşturuyor. İnsanı

okumak için tıklayınız

İnce Memed 4 – Yaşar Kemal

*”Otuz iki yıl gibi büyük bir zaman dilimi içinde yayımlanan dört cilt İnce Memed’de Yaşar Kemal hep aynı üslubu, hep aynı roman tekniğini kullanır. Bu yıllarda yazdığı öbür romanlarda anlatı biçimi değişir, İnce Memed’lerde hep aynı kalır: Hep o çocuksu, hep o masalsı anlatım; anlatıcı ile anlatılanlar hep aynı dünyanın insanlarıdır sanki; sanki özdeşleşmişlerdir, dilleri

okumak için tıklayınız

Kemal Tahir’e Mapusane’den Mektuplar, Nazım Hikmet Ran

‘Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar’ı adlı kitap, Nazım Hikmet’in, Kemal Tahir’e mahpushaneden yazdığı mektuplardan oluşuyor. Bu mektuplar, bir gün yayımlanabilir kaygısından ve özentiden uzak, içten geldiği gibi yazılmış metinler.  Bu mektupların asıl önemi, Nâzım’ın, sanat ve edebiyat anlayışını; yaşadığı çağın sorunlarıyla ilgili düşüncelerini, yaşamının bir bülümünü yansıtmasından kaynaklanıyor. Dahası, bu mektuplar, işlemediği bir suçtan dolayı mahpus damlarında

okumak için tıklayınız

Pir Sultan’a Selam, Sabahattin Eyüpoğlu

Anadolu halkının bağrında açılmış bir kızıl güldür Pir Sultan. Kişiliği, özü, sözü halkla öyle içten içe kaynaşmış ki, nerede kendisinin, nerede halkın dile geldiğini kestiremezsiniz. Halk öldürülen sevgilisini kendi soluğuyla diriltmiş, diline diller, sazına sazlar katmış yaşatmış, ölüsüne dirisinden daha güçlü, daha etkili bir varlık kazandırmış, sönmüş bir canı bin canla yeniden tutuşturmuş. Şiirleri sağlıklarında

okumak için tıklayınız

Benim Nasrettin Hocam, Hazırlayan: Sennur Sezer

“Evrensel Basım Yayın?dan Sennur Sezer?in editörlüğünde çıkan ?Benim Nasrettin Hocam? adlı kitapta, 12 yazar ve bir çizer Hoca?yı bugüne taşıyor. Evrensel Basım Yayın?ın geçtiğimiz günlerde yayımladığı ?Benim Nasrettin Hocam? kitabında, aralarında Adnan Özyalçıner, Feyza Hepçilingirler, Tahsin Yücel, Tarık Dursun K., Orhan Duru ve Muzaffer İzgü?nün de bulunduğu 12 yazar, bu yıl 800. doğum yılı kutlanan

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet için, Louis Aragon

Nazım Hikmet’in 3 Haziran 1963 yılında ölümü üzerine Fransız şair Louis Aragon üç gün sonra şu satırları kaleme alır… “Hayır , yazamam, şimdi olmaz, rica ederim. Bırakın benim için bütünüyle ölsün, yoksa, daha önce, altmış yaşındaki bu delikanlı, bu sarışın boğa, ne hapisanenin, ne hastalığın, ne yaşın etkileyebildiği bu insan içimde tenütaze yaşadıkça hiç birşey

okumak için tıklayınız

Şair Duyarlılığı, Afşar Timuçin

Hiçbir sanat yoktur ki sanatçı için özel bir duyarlılık, özel bir seziş, özel bir bakış biçimi gerektirmesin. Bunun bir başka anlamı şiir yazabilmek için şair olmanın, resim yapabilmek için ressam olmanın, tiyatro yapabilmek için tiyatrocu olmanın bir zorunluluk olduğudur, insanlar genelde sanatçıyı sanat yapmakta üst yetenekleri gelişmiş olan insan diye düşünmezler, doğuştan ya da başka

okumak için tıklayınız

Uzun Şiir – Kısa Şiir, Melih Cevdet Anday

Geçende bir ozan arkadaşım, yeni yazdığı dört beş dizelik güzel bir şiirini okudu bana; o şiir üzerine konuşurken, uzun şiir-kısa şiir konusuna değindik. Şunu merak ediyordum ben : Arkadaşımın, o dört beş dize ile verdiği, vermek istediğinin tümü müydü? Başka bir değişle, onu bu dört beş dizeyi yazmaya iten düşünce daha da geliştirilmeye elverişli değil

okumak için tıklayınız

Şiirin Vazgeçilmez Üç Dönemi, Melih Cevdet Anday

Abdulhak Hamid, “En iyi şiirlerim yazmadıklarımdır,” demiş ya, dogrusu “yazamadıklarım olmalı; öylesine derin ve güçlü duygular, heyecanlar yaşamış ki, salt bu yüzden onları bir türlü şiire getirememiş… Hamid’ in, şiiri bir türlü gereğince anlamadığı bundan da belli. Şiirin en iyisi, en güçlü, en yüce duyguları, heyecanları anlatanı değildir ki… Daha da ileri gidebiliriz ve şiir

okumak için tıklayınız

Fazıl Hüsnü Dağlarca üzerine, Vedat Günyol

Dağlarca, Cumhuriyet döneminin, özellikle ikinci kuşak şairlerinin en özgünü, nicelik ve nitelik bakımından en verimlisidir. Gerek dili, sözcükleri, gerek temaları, şiir kalıpları ile kendinden önceki şairlere benzemediği gibi, çağdaşlarına da benzemez. Onun kadar hiçbir şairimiz, hiçbir sanatçımız, gerek yerlebir gerçeğe; gerek insan denen bilinmezin çekirdeği çocuk’tan başlayarak Tanrıya; Tanrı’yı da, insan aklının yüzyıllardan bu yana

okumak için tıklayınız

Şiirin Anlamı, Melih Cevdet Anday

Ataç, şiir üstüne yazar ya da konuşurken, sık sık, “yapı” sözcüğünü kullanırdı; sözgelişi, “Ozan, sözcüklerle bir yapı kurar,” derdi. Burada “yapı” sözcüğü ile anlatılmak istenen, ilk bakışta ve hele şiir sorunlarına yabancı olanlarca sanılacağı gibi, şiiri eskilerin deyişiyle bir “abide” saymak, böylece de onu göklere yükselen ölümsüz bir kalıt olarak övmek değildir. Başka türlü söylemek

okumak için tıklayınız

Anlamın Anlamı, Melih Cevdet Anday

(…) Ahmet Haşim’ i, “Bir şiirin anlamı başka bir anlam olmaya elverişli oldukça her okuyan ona kendi hayatının da anlamını verir ve böylelikle şiir herkesin istediği yolda anlayacağı ve bundan ötürü de sonsuz duyarlıkları içine alabilecek bir genişliği olandır,” sözlerinin arkasından Valery’ nin şu sözlerini getiriyor: “Şiirlerime ne anlam verilirse anlamları odur. Benim onlardan çıkardığım

okumak için tıklayınız

Ahmet Ümit’in Hayatı

Gaziantep’te 1960 yılında dünyaya gelen yazar Ahmet Ümit, ilk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladı. 1983 yılında Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi. İlk öyküsünü de bu yılda yazmıştır. 1985-1986 yılları arasında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi’nde eğitim gördü. Ahmet Ümit, yazın yaşamına öyküyle başladıysa da ilk yapıtı 1989 yılında yayımlanan Sokağın Zulası adlı şiir kitabı

okumak için tıklayınız

Bu Cennet Bu Cehennem, Zeynep Oral

Bu Cennet Bu Cehennem gazeteci yazar Zeynep Oral’ın yurt gezileri sırasında derlediği birtakım izlenimlerden oluşan kitap. Başka bir deyişle, bu kitap bir Türkiye şarkısı! Yalın içten, yapmacıksız bir yurt ve insan sevgisinin kağıda dökülmüş hali. Doğu Karadeniz şehirlerinden Diyarbakır’a, Urfa’ya, Adıyaman’a, Hakkari’ye kadar uzanan çizgide, memleket kurtarıcılına kalkışmıyor. O yalnızca, sorunlar ve dertler yumağı içinde

okumak için tıklayınız

İnsan Ruhunun Haritası, Ahmet Ümit “Edebiyat, insan ruhunda yapılan bir yolculuktur.”

Ahmet Ümit, İnsan Ruhunun Haritası adlı kitabında ‘Sırrı ve sınırları hiçbir zaman tam açıklanamayacak olan insan ruhunu tanımlama’ya çalışıyor ve soruyor: “İnsan ruhunun kıraç düzlüklerini, başı bulutlu dağlarını, korkutucu uçurumlarını, fırtınalı vadilerini, güneşli denizlerini, karanlık göllerini, verimli ovalarını gösteren bir harita çizilebilir mi?” ?İnsan ruhu mükemmel değil. Hiçbirimizin ruhu salt iyilikten, salt güzellikten, salt yücelikten

okumak için tıklayınız