Yazar: cemalumit

Umberto Eco’nun ilk çocuk kitabı. “İnsanın elinin altında bu kadar bomba varken, kötü olmaması çok zordu.”

Cecü’nün Yer Cüceleri Umberto Eco’nun yazdığı ilk çocuk kitabı. Yazar, 1980’de yayınlanan “Gülün Adı” adlı ilk romanıyla, edebiyat dünyasına adını altın harflerle yazdırmış bir isim. Biraz araştırdığınızda Eco için, biliminsanı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen, düşünür gibi birçok farklı tanımla karşılaşıyorsunuz. Şimdi de karşımıza bir çocuk kitabı yazarı olarak çıkıyor. İyi ki de çıkıyor; kitabı okuduğunuzda savaş,

okumak için tıklayınız

Yaz – Albert Camus “insanlara daha iyi yardım edebilmek için bir an onları kendimizden uzak tutmamız gerekir”

Çöl kalmadı artık. Ada kalmadı. Oysa gereksinimini duyuyoruz. Dünyayı anlamak için bazı bazı ona sırtımızı dönmemiz gerekir; insanlara daha iyi yardım edebilmek için bir an onları kendimizden uzak tutmamız gerekir. Ama güç kazanmamız için zorunlu yalnızlığı, usun toparlandığı ve gözüpekliğin ölçüsünün alındığı uzun soluğu nerede bulmalı?

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Hayata Bakan Pencereleri – John M. Grandin

Franz Kafka, bir yanda sanatçı yaratıcılığının kişisel krallığı, öbür yanda, babasının çevresindeki burjuva hayatı, mesleği ve nişanlısı ile bölünmüş bir dünyada yaşadı. Yeteri kadar bibliyografik belge onun, her ikisinin de taleplerini karşılamaya çalışırken, yalnızca uzlaştırılamaz olduklarını gördüğünden, bu bölünme yüzünden acı çektiğini gösterir. O, günlüğüne edebiyat dışındaki tüm etkinliklerden nefret ettiğini ve yalnızca yazmak için

okumak için tıklayınız

J.D. Salinger ile Charlie Chaplin’i karşı karşıya getiren aşk

• Salinger’ın duyguları karşılıksız kalmamış, kısa bir zaman sonra Oona’yla büyük bir aşkın ilk adımları atılmış. Ne ki Salinger, Oona’ya olan duygularından emin olsa da, onu hâlâ çok sığ buluyor, paylaşacağı çok az şey olduğunu biliyordu. • Salinger, Oona’nın Charlie Chaplin’le birlikte olmasını kaldıramamış. Hayatının en büyük aşk trajedisi olarak tanımladığı bu durumdan bir süre

okumak için tıklayınız

Var olan düzeni kabullenip onunla mutlu yaşayan herkes “sosyal böcek”tir. – Albert Caraco

Savaş, erkeklerin iklimi Yeri geldikçe “bilgelerin sesini duymayı bıraktığımızdan beri dünya bambaşka bir hal aldı; pek çok şey kötüye gitti” deyip duruyorum. Onların karamsarlığı veya iyimserliği fark etmez; önemli olan, hayatımızla ve dünyayla ilgili hangi teşhisleri koydukları ve bunda doğruluk payı bulunup bulunmadığı. Şayet bir şekilde doğruluk payı varsa orada izlenmesi gereken bir şeyler var

okumak için tıklayınız

Öyküyü Öykü Yapan Nedir? Ursula Le Guin

Öyküyü öykü yapan… Sizin “bundan sonra ne olacağını bilmek” istemenizdir –öykünün bu kadarcık bir parçası, sizi bir sonrakine götürür. Ursula Kroeber Le Guin Koşmak gibi; sol ayağı sağ ayağın önüne koymak zorundasınızdır -çünkü o sırada yere değen sağ ayağın üzerinde dengeli değilsinizdir ama koşu sırasında öne doğru eğiliyorsunuzdur- sonra da sağ ayağı sol ayağın önüne

okumak için tıklayınız

Seyircinin katilleşmesi, katilin seyircileşmesi

Kötülüğün sıradanlığı mı, iyiliğin belirsizliği mi? Kitle katili olan kişilerin kurbanlarına tereddütsüzce uyguladığı şiddetin kaynağı ne olabilir? Bu karmaşık sorunun cevabını bulabilmek için bugüne kadar pek çok çalışma yapılmış olsa gerek. Mesela aralarında Auschwitz komutanının da bulunduğu birçok Nazi’nin kişisel hayat hikayeleri üzerine incelemeler var. Fanatizm ve şiddet eğilimlerinin kökenini, çocukluk çağları Hitler rejiminin karanlığında

okumak için tıklayınız

Prof. Dr. Betül Çotuksöken: ‘Şiddet, sonunda insanca düşünmeyi yok eder’

“Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin unutmamak için, çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz. Ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım Durmadan düşünüyorum, ne kadar çok öldük yaşamak için.” Onat Kutlar

okumak için tıklayınız

Psikiyatr Agâh Aydın: ‘Toplum değil, sistem hasta’

Roboski, Soma, Suruç, Ankara katliamı ve şimdi de doğudaki savaş ortamı… Göçmen dramı, IŞİD barbarlığı… Her gün ölüm haberleri alıyoruz. Henüz nedenini sorgulayamadan yenileri ekleniyor öldürülenler arasına. Nasıl baş edeceğiz? Üst üste gelen felaketlerin ardından yaşamımıza nasıl geri döneceğiz? Acaba toplumlar da hasta olur mu? Büyük toplumsal yıkımlar, toplumlarda nasıl bir ruh hali yaratır? Psikiyatri

okumak için tıklayınız

Müslüm Kabadayı ile yapılan söyleşide öykü-coğrafya ilişkisi ele alındı

Yazar Müslüm Kabadayı’nın öyküleri çerçevesinde öykü-coğrafya ilişkisi ve yazarın toprak-suyla serüveni ele alındı. Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe Emekli Öğretim Üyesi ve Yazar Kemal Ateş, şairler Ali Ozanemre, Arif Berberoğlu, Mete Alpsar, Mehmet Korkmaz, Ozan Uyumlu ile yazarlar Sadık Güvenç, Erdal Ateş ve Ayşe Kaygusuz yanında çok sayıda öykü okuru katıldı.

okumak için tıklayınız

Aldous Huxley’den George Orwell’a mektup

George Orwell‘ın meşhur distopyası 1984 yayınlandıktan birkaç ay sonra,1949’un Ekim ayında, Orwell, yakın arkadaşı olan ve 17 yıl önce kendi toplumsal kabusunu “Cesur Yeni Dünya” ismiyle kitaplaştıran Aldous Huxley‘den ilginç bir mektup aldı. Övgüyle başlayan bu mektup, iki kitabın kısa bir karşılaştırmasını ve Huxley’in kendi eserinin neden daha gerçekçi tahminler yaptığına inandığını açıklayan bir bölümü

okumak için tıklayınız

Gül Ağrısı – Ali Ozanemre

“Bizde her iki kişiden üçü şair, ya da Şiire saygım olduğu için bıraktım şiir yazmayı … benzeri söylemleri sevmedim, sevmiyorum. Bu sözlerden birincisinde kıskanma, ben varım işte size ne oluyor, ikincisinde de ukalâca bir yaklaşım algılamışımdır hep. // Kendimi şair saymadım hiç; dostlardan biri, biraz da şiir yazmışlığımın altını çizercesine beni “şair” sıfatıyla andığı ya

okumak için tıklayınız

Kafka: Küçük olanaksızlıklar karşısında insan yüzüstü kapanmamalı, yoksa insan büyük olanaksızlıkları göremez

“Engelleyici tüm düşünceleri ve dertleri neredeyse dayanılmaz ve iğrenç yük olarak duyumsadığımı sanma Felice, her şeyi severek silkip atmak istediğimi, düz giden yolu tüm diğer yollara tercih ettiğimi, hemen ve şimdi küçük doğal çevrede mutlu olup, daha çok da mutlu etmek istediğimi. Ama şimdi olanaksız bu. Yük benim üzerime bindi bir kere, memnunsuzluk beni sarsıyor,

okumak için tıklayınız

Faşizme karşı Yahudilerin direnişi: Varşova Gettosu – Meltem Oral

Dünya tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan İkinci Dünya Savaşı genellikle, Nazilerin ‘üstün ırk’ dışındaki her toplumsal kesime yönelik imha politikasıyla hatırlanır. Milyonlarca Yahudi, komünist, eşcinsel ve dahası öldürülür. Soykırımdan bahsedilince akla gaz odaları, toplama kampları, açlık, ölüm kamplarına doğru yol alan tren vagonları gelir çoğu zaman. Ancak Nazilere karşı direniş deneyimleri aynı sıklıkla anılmıyor

okumak için tıklayınız

Tolstoy’dan Camus’ye, Kafka’dan Woolf’a ölümün ayrıntılı anlatımları

Trajedi ve yıkımı benliğinin bir parçası haline getiren Kafka’nın, edebiyat tarihinde yeni bir sayfa açtığını söylemek herhalde gereksiz. Yaşarken ölen, infazlara şahit olan, daha önce hiç karşılaşılmayan tekniklerle katledilen insanların varlığını eşeleyen Kafka, Brombert’e göre hasta ve titreyen bedenle çevrili bir ruh âdeta. Dahası, yazma eylemini “korkunç” hale getiren bir isim. Ölenin mi yoksa yaşayanın

okumak için tıklayınız

“Közlü Yürekler” – Halil Yılmaz Hıtmiye

Müslüm Kabadayı’nın son çıkardığı öyküler yapıtı “ KÖZLÜ YÜREKLER” bana, her nedense “Kerbela Yürekler” deyimini anımsatıyor. Çünkü, bu öykülerin yaşandığı topraklar kan kokuyor. Anadolu’nun; Bağdat’ın Dicle’si, Şam’ın Fırat’ı kan ağlıyor, hoyrat çağırıyor ve ağıt söylüyor kadim tarihi gibi.

okumak için tıklayınız

Ayvali – Ayvalık (Dört Yazar, Üç Kuşak, İki Yaka) – Soloup “İki memleketli grafik roman”

Yunanistan’da 2015 yılı En İyi Çizgiroman ve En İyi Senaryo ödüllü, Fransa’da yılın en iyi çıkış yapan yabancı çizgiromanı sayılan, çizgi ve karikatür üstadı Soloúp’un başyapıt niteliğindeki 448 sayfalık eseri Ayvali-Ayvalık Fransızcadan sonra ilk kez Türkçede yayımlanıyor.

okumak için tıklayınız

Boğulmamak İçin – George Orwell “İnsanların tepkisizliğine dikkat çeken, savaş karşıtı bir roman”

“Başınızın üstünde cam çatılar, hepsi aynı müziği çalan radyolar, yeşil yok, her yer beton kaplı; kısır meyve ağaçlarının altında otlanan yapma tosbağalar.” Kabaca, kırk beş yaşında şişko bir sigortacı olan George Bowling’in yaşadığı hayata yabancılaşması sonucu çareyi (biraz da gerçeküstü bir durumla) büyüdüğü yer olan Aşağı Binfield adlı kasabaya gidişinde bulmasını konu alan kitap, alt

okumak için tıklayınız