Yazar: cemalumit

Güzelliğin Tuhaflığı – Doğuş Sarpkaya

Büyük anlatıların dönemi bitti söyleminin yarattığı yanılsamalardan biri büyük edebi eserlerin yazılamayacağı fikridir. Çağın ruhuna nüfuz etmek, toplumsal gerçekliği yansıtmak ve bunu estetik kaygıları göz ardı etmeden gerçekleştirmek olanaksızmış gibi bir hava yaratılıyor. Hızın ve değişimin egemen olduğu bir dönemde kalıcı edebi eserlerin verilebileceğine inanmak ise düpedüz safdillik olarak kodlanıyor. Oysa çağdaşımız pek çok yazar,

okumak için tıklayınız

And Dağlarının Aforizma Ustası – Gökhan Yavuz Demir

Birçok çevirmen gibi ben de, tercüme edeceğim kitabı belirlerken, yayınevlerinden gelen taleplerden çok kendi okumalarımın ve akademik ilgilerimin peşinden koşuyorum. Bu nedenle de daha çok kurucu metinlerin Türkçeye aktarılmasını savunuyorum. Augustinus, Kant, Hegel, Kelsen, Savigny gibi büyük isimlerin, üzerine çokça yazılan ama hâlâ Türkçede bulunmayan kurucu metinlerinin bir an önce Türkçeye kazandırılması gerektiği aşikâr. Umberto

okumak için tıklayınız

Varlık ve olay neden çevrilmedi? Neden çevrilmedi? – Çetin Türkyılmaz

Alain Badiou tartışma götürmez bir şekilde günümüzün en önde gelen felsefecilerinden biri olarak kabul edilmekte. Her ne kadar, o Fransa?nın felsefe çevrelerinde 1960?larda yaşanan tartışmalara dahil olmuş olsa da, aynı yıllarda kendini açıkça belli eden ve Derrida, Foucault, Deleuze, Lyotard gibi filozoflarca temsil edilen ?postmodern dalga?ya tam olarak kendini kaptırmamış olması nedeniyle uluslararası düzeyde tanınması

okumak için tıklayınız

Psikanaliz Dil ve Felsefe – Abdurrahman Aydın

Bir acayip ülkede yaşıyoruz. Örneğin yapısalcılığın defterinin çoktan dürüldüğü, birine ?yapısalcı? demenin, o birinin bütün entelektüel yetilerini zan altında bırakmanın bir ifadesi olduğu, fakat Saussure?ün kimi temel metinlerinin daha 2014?te çevrildiği, Roman Jakobson?un hiçbir metninin çevrilmediği, çatır çatır Agamben tartışıldığı halde Émile Benveniste?in pek de meraka mazhar olamadığı, Lévi-Strauss?un çeviri kıtallerine uğratıldığı (Tahsin Yücel çevirisi

okumak için tıklayınız

Ted Hughes?tan gerçeküstü hayvan öyküleri

İngiliz yazar ve çocuk edebiyatçısı Ted Hughes?un çocuklar için yazdığı ?İlk Dünya Hikâyeleri?, Sevin Okyay?ın çevirisi, Sedat Girgin?in resimleriyle Can Çocuk Yayınları raflarında yerini aldı. Çocuklar yine bir Hughes klasiğiyle karşı karşıya. Doğayı sahne alan hayvan kahramanlarla bütünlediği 10 hikâyeden oluşan İlk Dünya Hikâyeleri çocukları, öğretilegelmiş kalıpları yıkan sıra dışı imgelerle aklın sınırlarında dolaşmaya çağırıyor.

okumak için tıklayınız

Umudun Gölgesi – Zafer Köse

Sevgili Gülay, ne güzelsin sen. Ne kadar saf, ne kadar insan, ne kadar onurlu. Hep haklı olanlar kazanır sanıyordun. Ve siz haklıydınız. Barbarların, zulmetmek için kendi kurallarıyla gelip egemenlik kurdukları o 12 Eylül gününden sonra, bak, ne çok zaman geçmiş. O günden sonraki her gün, sizin haksız olduğunuz, kötü olduğunuz sanılsın diye uğraşıldı. Televizyon dizilerinde,

okumak için tıklayınız

İsahag Uygar Eskiciyan ile söyleşi – Lora Sarı

İsahag Uygar Eskiciyan?ın ?Pause Anıtı? kitabı Agos?a ulaştığında, ne yalan söyleyelim ilk aklımıza düşen Eskiciyan?ın Ermeni olup olmadığıydı. Hak verirsiniz ki sayfalarımızda Ermeni olanlara öncelik tanıyoruz, kurum prensibi? Aramızda Eskiciyan?ı tanıyan yoktu; bu soyadını da ilk defa duyuyorduk. Son zamanlarda adını ilk defa duyduğumuz ?yan?lara sıkça rastladığımızdan, biraz da paranoyakça denebilecek bir tavır geliştirdik: Acaba

okumak için tıklayınız

Süt Rengi: Özgürlük deyip düşmek lazım yollara

Hardy?nin Tess?ini anımsatan Mary, para karşılığında bir paket gibi satılmış, ailesi tarafından umursanmamış bir çiftlik kızı. Pek çok kez ?başka bir seçeneğim yok, değil mi?? diyerek yaşadıklarını sorgulama durumunda olsa da, ne yazık ki feci sona gelmeden bir seçim yapma şansını yakalayamıyor. Mary, bu kitabı kendi elleriyle yazarken noktalamalarda, imlalarda hatalar yapmış olsa da, içtenliğiyle

okumak için tıklayınız

Çağ Tiyatrosu ve Anılar 1970 – 1971 – Ayhan Hüseyin Ülgenay

Yazımda Çağ Tiyatrosu’nun kuruluşunu 13.10.1970 tarihli Akşam Gazetesi’nde yayınlanan haberi aynen aktarmak istiyorum. “Kurucularının arasında Ceyhun Atuf KANSU, Tahsin SARAÇ, Orhan ASENA, Sedat Veyis ÖRNEK gibi yazarların bulunduğu Ziya DEMİREL’in yöneticiliğini yaptığı Çağ Tiyatrosu bu gece Aziz NESİN’in ‘Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı’ isimli 24 kişilik oyunu ile sahne hayatına atılmaktadır. Yöneticiler yaptıkları basın toplantısında; “Tiyatrolarının amacının

okumak için tıklayınız

Yusuf Değirmenci?nin narin şiirleri denizden ılgıt ılgıt esen meltem-i çağrıştırıyor.

Diğer edebiyat dallarında olduğu gibi şiir de paha biçilmez çok önemli bir sanat alanıdır. Şiir farklı kavramlarla toplumun sorunlarını irdeleyen, dile getiren, düşündüren ve yönlendiren bütün kötülüklerden arınarak şairlerin kaleminde imgeleşen değerli kültürel ürünlerdir.. Şiirin hamuru sevgiden oluştuğundan ötürü insanlık tarihine büyük katkılar sunmuştur. Dolayısıyla şiir faydalı işlenmesi durumunda toplumun eğitiminde önemli bir araç olduğu

okumak için tıklayınız

İnsandaki Kötülüğün / Yıkıcılığın Kökenlerine Dâir Bir Roman: Sineklerin Tanrısı

William Golding?in 1954?te yazdığı ve zamanla tüm dünya çapında büyük bir üne kavuşmuş, hattâ filmi de çekilmiş olan Lord of the Flies / Sineklerin Tanrısı adlı romanı, her ne kadar ilk okunmaya başlandığında bir çocuk romanı izlenimi verse de, ilerleyen sayfalarda gelişen olaylarla birlikte bir çocuk romanının aksine tam da bir yetişkin romanına dönüşüyor. Kendisi

okumak için tıklayınız

Tanrı Öldü, Yaşasın Yeni Tanrılar! – Ali Mert

Daha ilk sayfalarda, ?Aydınlanma?nın Sınırları? başlığını taşıyan birinci bölümün başında, ?Din gündelik yaşamımıza müdahil olmaya başladığı anda, ondan vazgeçmenin zamanı gelmiştir. Bu açıdan alkolle belirgin bir benzerlik taşır? diye bir cümle var. (s. 15) Temel olarak dinin gündelik yaşama müdahil olmasını, günlük hayatın dokularına işlemesini, özgürlük alanımızı daraltmasını vb. inceleyen bir kitap olmasa da, çağımızın

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın arasındaki fark: Halk Kimin Yanında? 30. Ölüm Yıldönümünde Yılmaz Güney?i anarken… – Zahit Atam

Yılmaz Güney 1974 yılında hapisten çıktığında ilk önce ailesini bir araya getirdi, Kıyıköy?e yerleştiler ve Arkadaş?ı çektiler, ama olup bitenler gösteriyordu ki Yılmaz Güney?in zihninde başka bir proje vardı, görüşmeleri konuşmaları araştırmaları Türkiye?yi sarsacak bir film hazırlığında olduğunu gösteriyordu. Güney?le görüşmek işi zorlaşmış, gelenler üstü aranarak ofisine girebiliyorlar, bir tedirginlik var herkesin üzerinde.

okumak için tıklayınız

Aydınlar çoktan unuttu, hatta ona saldırdı da, BU HALK NİYE YILMAZ GÜNEY’İ UNUTMADI? – Zahit Atam

Aydınlar çoktan unuttu, hatta ona saldırdı da, BU HALK NİYE YILMAZ GÜNEY?İ UNUTMADI? Bu çok ilginç bir soru. Yıllar önce SİP üç afiş yapıştırdı, biri Deniz Gezmiş, diğeri Aziz Nesin ve elbette Yılmaz Güney. Nedense afişler yırtılıyordu, birileri afişlere dayanamıyordu. Ama Umut Sosyalizmde sloganı ve faytoncu Cabbar imgesi kalıcı oldu, kâğıtlar yıpranıp solana kadar kaldılar

okumak için tıklayınız

YILMAZ GÜNEY: sahip çıkamadığımız büyük miras? – Zahit Atam

Sürü filminin senaryosunu okumak gerçekten büyük bir enerji ve sabır gerektiriyor. Çünkü Yılmaz Güney?in 1978 ve 1981 arasındaki üç senaryosunun özelliği çatışmanın ve çelişkinin dibine vurmasıdır. Her sekans, hatta her bir plan yeni bir çatışmaya, yeni bir ruhsal gerilime bizi tanıklığa çağırmaktadır. Her sekansın kendi içinde çatışmalı bir enerjisi var, siz o enerjiyi kendi varlığınızdan

okumak için tıklayınız

‘Sosyalizm ve Savaş’tan 100 yıl sonra

“Sosyalizm ve Savaş” iki motivasyona dayanarak yazılmış: savaş koşulları karşısında örgütsel pratiğin genişleme ve koordinasyonu ihtiyacı, atılan her adımda -1905?deki gibi- yalnız Rusya’dan Avrupa’ya değil, Avrupa’dan da Rusya’ya etkisi olacak devrimci taktiklerin-yöntemlerin belirlenmesinin uluslararası marksist hareketin geleceği açısından önemi. Lenin’in yalnızca kendi dönemine özgü taktiksel duruşlarına değil de düşüncelerine, onun özgün taktiksel girişimlerine yol açan

okumak için tıklayınız

2 milyon 700 bin okumaz yazmaz

Bugün 8 Eylül Dünya Okuryazarlık Günü. Dünya çapında 781 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 2 milyon 700 bin yetişkin okuma yazma bilmiyor ve hesap yapamıyor. Bu anlamlı günde, okuma yazma kampanyalarıyla fark yaratan AÇEV’e ABD’den bir ödül geldi. Dünya çapında 781 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 2 milyon 700 bin yetişkin okuma yazma bilmiyor ve hesap yapamıyor.

okumak için tıklayınız

Yıkıcı, boyun eğmez ve asi?

Edebiyatın dünü ve bugünü üzerine yazan iki Latin Amerikalı yazar, Mario Vargas Llosa ve Carlos Fuentes, Edebiyata Övgü başlığı altında toplanan yazılarında tartışıla gelen pek çok konu üzerinde odaklanıp edebiyatın neden baş tacı edilmesi gerektiğini anlatıyor, bizleri edebiyat üzerine düşünmeye, gerçek edebiyatı yapay olandan ayırt etmeye davet ediyor. Edebiyat, özgürlüğe açılan yollardan biri, gürültüyle sükunet

okumak için tıklayınız

Galileo Galilei’nin Hayatı ‘Kuşku, bilimin babasıdır’

(Fotoğraf: Galileo Galilei’nin Ottavio Leoni tarafından çizilmiş portresi) Modern fiziğin ve teleskobik astronominin kurucularından olan İtalyan bilim adamı Galileo Galilei, 1564’te İtalya’nın Pisa şehrinde doğdu. Dönemi­nin tanınmış müzikçilerinden Vincenzo Galile­i’nin oğlu olan Galileo, ilk tahsilini Floransa’da yaptı. 1581’de Pisa Üniversitesi’nde tıp tahsiline başladı. Ancak parasızlıktan okulu terk etti. 1583’ten itibaren matematiğe ilgi duyan Galileo, bu

okumak için tıklayınız

Irmak Zileli: İktidarla iyi geçinme algısı yerleştiriliyor

Yazar Irmak Zileli, İleri Haber’in ?Edebiyat’a devlet teşviği? dosyasına verdiği yanıtta; ?Burada temel sorun şu; hükümet vatandaşın ödediği vergilerle oluşturulmuş bir devlet fonunu meşrebine uygun biçimde işletmiş oluyor. Böylece ‘iktidarla iyi geçinirsen bu senin de çıkarınadır’ algısını yerleştirmiş oluyor? dedi. Zileli’nin soruşturmamıza verdiği yanıtlar şöyle: – Sizce devlet, edebiyatçıları ücret karşılığında desteklemeli midir?

okumak için tıklayınız