Yazar: cemalumit

Ağzı bozuk, kafası atık bir roman: Deliduman

Güncel, yani içinden geçmeyi sürdürdüğümüz, henüz ?dün? olmamış, olsa da eski bir şeye bakar gibi bakmayı henüz beceremediğimiz bir şeyin romanını yazmak, ya da böylesi ?sanatsal? bir çabayı bir kenara koy, o mesele hakkında sadece adamakıllı bir çıkarım bile yapmak, bunu yapan için de, onun yaptığına ?seyirci? olan için de pek kolay bir iş değil.

okumak için tıklayınız

Türkiye’de edebiyat ödüllerinin gerçek yüzü. Çok şaşıracaksınız!

Türkiye?de Edebiyat Ödülleri Nasıl Verilir? ?Hamdi Koç?un 2014 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü?nü almasıyla başlayan bu tartışmada?? Yazıya böyle başlamak isterdim ama başlayamıyorum. Çünkü Hamdi Koç?un bu ödülü alması hiçbir tartışma yaratmadı.Neredeyse 2 aylık sürede bunu eleştiren sadece 1 (yazıyla bir) yazı gördüm.Bu ödülün jürisi kimlerdir diye merak ederken Türkiye?deki edebiyat ödüllerinin jürilerini inceledim. En

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in “Severmişim Meğer” şiiri son 50 yılın en büyük aşk şiirleri listesinde

Londra?da bulunan sanat merkezi Southbank Center, son 50 yılın en büyük aşk şiirlerini seçti. Listede Nâzım Hikmet?in ?Severmişim Meğer? şiiri de var. İngiltere?nin başkenti Londra?da bulunan sanat merkezi Southbank Center, son 50 yılın en büyük aşk şiirlerini seçti. Listede Nâzım Hikmet Ran?ın ?Severmişim Meğer? şiiri de var. Liste üzerinde çalışan ekipte yer alan James Runcie,

okumak için tıklayınız

?Quo Vadis?? şiire…

?Yolda kalan yolcular! o dağın uzağında/ eksik kanatlardı; sorarlar şimdi rastgele; baba, nereye…? Her şeyin naylondan olduğu zamanların ötesinde yalnız şiir muhaliftir. Şairler kendi döneminin tanığıysa, tarihçilere değil şairlerin anlatıcılığına sığınmalıyız. Bertolt Brecht, şairleri çağın tanığı ve yılmaz muhalifi olarak sorumlu başkişi ilan ediyordu:

okumak için tıklayınız

Eski bir fotoğrafa bakarken: Ölmeme Günü – Ömer Turan

Geçmişin izini sürerken; bir yazı, bir belge, bir anı yerine o zamana ait fotoğraflar beni daha çok etkiler ve içine çeker. Çünkü fotoğraflardaki durum, zaman ve mekân anlatımı bir yazıdan daha güçlüdür. Görsel algı bellekte daha uzun yaşar. Şöyle düşünün: Yıllar önce gazete, dergi ya da bir kitapta görüp etkilendiğimiz bir fotoğraf usumuzda tazeyken hâlâ,

okumak için tıklayınız

Cam işçilerinin grevini Osmanlı bile yasaklamamıştı

İlk grevlerini 1903 yılında yapan, 1966?da Taksim alanını doldurun cam işçilerinin, cam üretiminde olduğu kadar grevler ve direnişlerde de maharetli olan cam işçilerinin grev tarihi de üretim tarihleri kadar etkileyici… Asırlardır nefesleriyle cama can veren işçilere ?camın cambazları? deyimini

okumak için tıklayınız

Emek – Emile Zola

Emek, sevginin ve özgürlüğün romanıdır. Romanın karakterleri ve kurgusu, kadın ile erkek arasındaki aşkın, hatta bütün insani duyguların ancak emeğin özgür olduğu bir toplumda yeşerebileceğini gösterir. Zola, ücretli emeğin 19. yüzyılda içinde bulunduğu kölelik koşullarını anlatırken, bu kölelikten kurtuluşun yeni bir dünyanın kapılarını açacağını kanıtlar. Emeğin özgürleşmesi insanlığın kurtuluşudur ve insanlar arasında sevgi dolu ilişkiler

okumak için tıklayınız

21 yıl önce gazetelerde ”Madımak”

2 Temmuz 1993’de Sivas’ta yaşanan olayları izleyen Sabah, Hürriyet, Sabah, Milliyet, Türkiye, Meydan gibi yüksek satışlı beş gazete, ilk sayfalarının neredeyse tamamını olaya ayırmıştı. Beş gazetenin beşi de “olaylara Aziz Nesin’in yaptığı bir konuşmayla neden olması”nı öne çıkarıyor. 3 Temmuz 1993 gazeteleri

okumak için tıklayınız

Yüreklerimiz Hala Yangın Yeri (Sivas 2 Temmuz 1993) – Orhan Tüleylioğlu

2 Temmuz 1993 günü, Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’ta halk edebiyatımızın büyük ozanlarından Pir Sultan Abdal için düzenlenen şenlikler çok acı bir sonla, bir katliamla noktalandı. Cuma namazından sonra kent merkezinde gösteriye başlayan şeriatçılar, Ozanlar Anıtı ve Atatürk heykellerine saldırdılar. Önce valilik ve kültür merkezini daha sonra da şenliğe katılanların kaldığı Madımak Oteli’ni kuşattılar. Sayıları

okumak için tıklayınız

Metin Altıok Ağıtı – Fazıl Say. “Beyaz mürekkeple yazdım bu şiiri karanlığın üstüne”. Metin Altıok

Metin Altıok, Madımak ateşe verildiğinde yaşamını kaybeden aydınlarımızdan ve edebiyatımızın büyük şairlerindendir. İnsanın iç dünyasındaki sarsıntıları okuruna olanca açıklığı ile yansıtabilen bu ustanın şiirleri, Fazıl Say gibi bir müzik dehasının elinde önemli bir müzik eserine dönüştü. Fazıl Say’ın bu kitabı, “Metin Altıok oratoryosu”nun öyküsünü ve bir müzikçinin dünyasını ele alıyor. Bir Gün Ölürüm Uzak, solgun

okumak için tıklayınız

Yazmak neydi, Poe? – Öznur Özkaya

Romanlarıyla tanıdığımız Nilüfer Kuyaş?ın ilk öykü kitabı olan ?Yok Adam?; istisnalar olsa da, erkek kahramanlara eğilen, kendini gerçekleştirememiş erkeklerin gözünden anlatılan bir derleme adeta. Kitapta yer alan yedi öyküden, kitaba ismini veren ?Yok Adam?, acı portakal reçelinin tadını arayan Şehir(li) Hasan?ın kederini yansıtan ?Hayvanların Gece Hayatı?, kadına karşı tacizi ve tacize maruz kalan kadının içsel

okumak için tıklayınız

İran Şiir Antolojisi – Mehmet Kanar

‘İran edebiyatı, daha doğru bir ifadeyle Fars edebiyatı iki bin beş yüz yıllık kültür hazinesi içinde doğup gelişmesini sürdüren şiir üstüne kurulmuştur. Şiirsiz bir İran edebiyatı nasıl düşünülemezse, şiir söylemeyen, şiir okumayan, ezberinde çokça şiir olmayan bir İranlı da düşünülemez. Şiirsiz bir hayat, şiirsiz bir toplantı hatta şiirsiz bir bilimsel kongre bile İranlı için söz

okumak için tıklayınız

Uzun Bir Adam?ı Hatırlamak? – Öznur Özkaya

İzmir?de düzenlenen kaçıncı Uluslararası Şiir Sempozyumu?ydu anımsayamıyorum. Can Yücel Sokağı?ndaki Miko?nun da yeni açıldığı dönemlerdi. Etkinlik bitimi akşam şairlerin ve okurların buluştuğu Miko?da, rakının eşlik ettiği şiirsel sohbetler dolduruyordu mekânın atmosferini. Bana uzak masalardan birinde, masaya mesafeli oturup şeyleri duymaya çalışan İlhan Berk?i ilk ve son kez görüşümdü. Bu anla ilgili hafızamı zorlamamı sağlayan; Atlas?ı,

okumak için tıklayınız

Birbirlerine İlham Veren 13 ‘Edebi Çift’

Yazarları yalnızlığı seven insanlar olarak düşünürüz pek çoğumuz. Onlarda öyle bir deha vardır ki bu deha onları yalnızlaştırır, diğer insanlardan bir adım önde olmak, sosyal becerilerini köreltir. Eğer yazarın evli olduğunu veya bir sevgilisi bulunduğunu öğrenirsek, bu sefer de partnerinin edebiyatla ilgilenmeyen biri olduğunu varsayarız. Sevgilisinin bambaşka ilgi alanları vardır ve bu durum yazarı özgür

okumak için tıklayınız

?Melodiyle Örülü Bir Sınıf? – Mehmet Özçataloğlu

Okullar kapandı, sınıflar boşaldı sanıyorsunuz değil mi? Böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Asıl eğitim şimdi başlıyor. Yaz aylarını en iyi şekilde değerlendirsinler diye çocukları kurstan kursa koşturacağız şimdi. Tek amacı sene sonu yapılacak genel sınavlara hazırlamak olan eğitim sisteminin boşluklarını bu şekilde doldurmaya çalışacağız. Neden? Çocuklarımız daha iyi,

okumak için tıklayınız

‘Kırmızı Fare’de Pazarcık – Mehmet Söğüt

Francis Bacon, ”İntikam vahşi bir adalettir?? der. Aslında Bacon, adaletin olmadığı yerde müdahaleci olmamız gerektiğini söyler. Nitekim olan da budur. Bu isyankârlığımızın temelinde, son yüz yıl değil, bin yıllık bir süreç yatar. Kaçan, göçen, görüldüğü yerde öldürülen ve her türlü adaletsizliği yaşayan bir kavmin çocuklarıyız. Öldürülmüş, acıtılmış, zehirletilip iğdiş edilmişiz

okumak için tıklayınız

Kış Uykusu’nun havasında yüzde 30 Çehov varsa, yüzde 70 de Sabahattin Ali mevcut!

Herkes Çehov’dan esinlendiğini söylese de Kış Uykusu ile herhangi bir Çehov eseri arasında somut bağlantı yok. Film, Çehov’dan çok Sabahattin Ali öyküleriyle yakın bir ilişki kuruyor. Nuri Bilge Ceylan’ın sinemamız adına tarihi bir zafere imza atarak Cannes’da Altın Palmiye kazanan filmi Kış Uykusu’nun, yönetmenin önceki çalışmalarıyla karşılaştırıldığında önümüze çok daha

okumak için tıklayınız