Kategori: Makaleler

“Benim Dağıstanım”a dair – Yusuf Şaylan

Daha dün arkadaşlarımı kandırıp, haydin, derdim, kayalıklara, kuş yuvalarına Sonra birden aşk geldi; sert, mavi gözlü, ve bir anda yetişkin etti beni. Daha dün kendimi yetişkin sayardım, Aksaçlı, bilge, ömrünün son günlerinde Sonra birden aşk geldi, öylece, yalın, gülümseyiverdi Ve ben yeniden çocuğum onun önünde

okumak için tıklayınız

Nâzım Hikmet kendi şiirini anlatıyor

Sanat bahsinde sekterlik [yobazlık] en büyük düşmanımızdır. Sekterlik nihilistliğin [yadsımacılık] bir çeşididir. Sekter, bir şeyden, kendi zevkinden başka her şeyi, bütün görüşleri inkâr eder. Hele şekil meselesinde sekterliğin kötülükleri sayılamayacak kadar çoktur. Kafiyeli, vezinli şiir yazılmaz diyenler de, kafiyesiz, vezinsiz şiir yazılmaz diyenler kadar dar kafalıdır. Şiir öyle de yazılır, böyle de. Edebiyat dili, hele

okumak için tıklayınız

Acıların, Aşkın ve Derin Yalnızlıkların Soylu Şairi: Paul Verlaine – Bedriye Korkankorkmaz

Şiir Sanatı Musiki, her şeyden önce musiki/onun için tekli mısralardan saçma/ kıvrak olur erir havada sanki/ ağır aksak söyleyişe yanaşma. Kelime seçerken meydan senin/ bile bile bir nebze aldanmalı/dumanlısı güzeldir türkülerin/ öyle hem seçik olsun, hem kapalı. Alaz Yayıncılık yayınları arasından çıkan, Erdoğan Alkan’ın dilimize çevirdiği Paul Verlaine Yaşamı Sanatı ve Şiirleri ile Can Yayınları

okumak için tıklayınız

İnsani Yüceliklerin Yalnızlıktan Üşüyen Dev Çınarı: Hümanist Erasmus – Bedriye Korkankorkmaz

Stefan Zweig?ın birbirinden değerli yapıtları arasında Rotterdam?lı Erasmus?un Zaferi ve Trajedisi’ni okuyorum. İnsanlığı incelemenin en uygun yolu, insanı incelemektir? diyen Pope?un dediği gibi Stefan Zweig da biyografilerini yazdığı kişilerin yaşamlarındaki iniş ve çıkışları, yaşamlarını adadıkları ilkeleri irdelemiştir. Kişilerinin çıplak gerçeğine; dostunun, babasının, annesinin günlüğünü okuduğunu hissedecek değin yakın kılmıştır okuyucuyu. Erasmus da Zweig?ın bana kazandırdığı

okumak için tıklayınız

Hataylı Ermeniler – Müslüm Kabadayı

?KÜLTÜR ZAMANI? ?Yıllar su gibi akıp gitti.? derler; aslında akıp giden yıllar değil, yaşlanan hücrelerimize yüklediğimiz deneyimlerdir. Bu bağlamda ?zaman?, diyalektik olarak hem içinde olduğumuz hem de dışından bakabildiğimiz eylemlilik halidir. Gerçekten de ?eylemli bilinç? geliştirme yeteneği olmayan hiçbir canlı için öncekiyle sonrakini karşılaştırma ve buradan soyut olan zamanı takvime bağlama olgusu söz konusu değildir.

okumak için tıklayınız

Dogmanın Cellâdı, Özgürlüğün Yalnız Şövalyesi – Bedriye Korkankorkmaz

“Bu kusursuz gün- her şey olgunlaşmakta, yalnız üzüm değil altın rengini alan-, bir güneş ışını vurdu hayatımın üstüne: Geriye baktım, ileriye baktım, hiç bu denli çok, bu denli iyi şeyler görmemiştim bir seferde. Boşuna görmemişim bugün kırk dördüncü yaşımı; gömebildim, çünkü onun içinde yaşayan şey kurtuldu, ölümsüz oldu. “Tüm değerleri yenileyiş”in ilk kitabı; Zerdüşt’ün Türküleri;

okumak için tıklayınız

Faik Baysal’ın ?Voli?si – Süleyman Deveci

?Voli? 1997 yılında yazılmış, iyi öykücü ama kötü romancı usta anlatıcı Faik Baysal’ın zayıf ve yersiz bir romanı. Gemsa İhracat ve İthalat Şirketi’nin sahibi Siat Devlet namı diğer Saido iyi bir voli vurmanın peşindedir. Zaten zengin olan, başarılı, klasik yurdum insanı özelliklerini taşıyan bir tüccar olarak, yağma, talan, rüşvet, ihale yolsuzluğu, particilik, iyiliksever bağışlar arasında

okumak için tıklayınız

Tüketim Karşıtlığı, Doğanın Dengesi, İnsanın Doğası – Suat Kamil Aksoy

Günümüzün moda söylemleri arasında yer alan tüketim karşıtlığını biraz irdeleyelim. Daha az enerji tüketmeliyiz, küresel ısınma insanlığın geleceğini tehdit ediyor vb. Bu türden fikirlere maruz kalmamış tek bir kişi olmadığını biliyoruz. Üstelik uygulamada ne kadar riayet ediliyor olduğunu bilemesek bile, fikrin yaygın bir kabule kavuştuğu aşikardır. Hükümetlerin etkinlikleri tartışılabilir olmakla birlikte, halkı uyarmanın yanı sıra,

okumak için tıklayınız

Toplumsal Direniş ve “Ateş Çiçekleri” – Hülya Soyşekerci

Alime Yalçın Mitap, Yar Yayınları?ndan çıkan yeni kitabı Ateş Çiçekleri?nde uzun bir dönem toplumun üzerine karabasan gibi çöken 12 Eylül karanlığına değiniyor; bu karanlıkta onurlu başlarıyla gökyüzüne ve güneşe uzanmaya çalışan devrimcileri birer ?ateş çiçeği? olarak dile getiriyor şiirsel, içten anlatımı ve etkili imgeleriyle. Ateş Çiçekleri?nde yer alan yazılarda 12 Eylül karanlığı içindeki toplumsal direnişi

okumak için tıklayınız

Düşüncelerini eyleme geçirenin hayata kattığı anlamlı farktır: Michel Sieur Montaigne – Bedriye Korkankorkmaz

Stefan Zweig?ın dilimize çevrilmiş tüm eserlerini okumaya özen gösteriyorum. İnsana verdiği üstün değer beni içten içe kuşatıyor. Günümüz edebiyatında insanın unutulduğunu düşünüyorum. Okuduğum eserlerin birçoğunda insanın derin açmazlarını, anlam arayışlarını, ekmek kavgalarını, ikili ilişkilerin gelgitlerini tüm çıplaklığıyla hissedemiyorum içimde. Kendi açmazlarımı bana acımasızca anımsatan, güçlü sarsıntıları içimde hissettiren ve bu güce karşı koyabilme irademi sınayan

okumak için tıklayınız

Aristokrat Tolstoyizmin Savunucusu: Tolstoy – Bedriye Korkankorkmaz

Tolstoy?un hayatının son yıllarını konu alan Aşkın Son Mevsimi filmini izledim. Filme konu olan Tolstoyizmin gerekçeleri üzerinde nicedir düşünüyorum. Ünlü yazarın kişiliğiyle bütünleşen eylemci yanını bugüne değin gözden kaçırdığımı fark ettim. Onun kendi kurallarını yarattığını ve düşüncelerini hayata geçirme uğrunda verdiği mücadelenin boyutlarını kavramam beni Tolstoy?a daha çok yakınlaştırdı. Yazarın sanat anlayışına dair düşüncelerimi yıllar

okumak için tıklayınız

Avrupa Ülkeleri Yaratıcısı Olmadığı Değerlerin, Yok Edicisi de Olamaz – Bedriye Korkankorkmaz

?Bırak bizi git, ey mağrur kişi, Biz vahşi, kanunsuz adamlarız. Ne işkence gelir elimizden Ne kimseyi cezalandırırız? (Puşkin. s.33) İnsan ruhuna dair kafamızda çöreklenen tüm bilmezleri bilinir yapan; yalnız Rusya edebiyatının değil; dünya edebiyatının da ahlak ve siyaset yazarı hiç tereddütsüz Dostoyevski?dir.

okumak için tıklayınız

Büyükada’ya Mektup – Umut İlkay Kavlak

Sevgili Büyükada, Ne zamandır gelmek istiyordum sana, o hafta sonunaymış kısmet. O sabah Adalar vapuruna arkadaşımla bindim. Diğer adalarda da gözümüz vardı; ama en büyükleri olarak önce seni ziyaret etmek uygun olacaktı. Ne yalan söyleyeyim, sana yaklaştıkça, heyecanlandım biraz. Vapurdan döküldük ve güzelim iskelenden devam eden yolu yürüyüp, saat kuleciğinin ortaladığı meydanına ulaştık.

okumak için tıklayınız

Ruhun ve Duygunun Çıplak Dolaşan Gezgini: Dostoyevski – Bedriye Korkankorkmaz

Ne zaman, bir dosta ihtiyaç hissetsem, insansızlığın o derin sızısı beynimi ve yüreğimi kemirse, Dostoyevski ile Gide gelir aklıma. André Gide: “İbsen’ le Nietzsche’ nin yanı sıra adı geçmesi gereken Tolstoy değil, odur asıl; onlar kadar büyüktür, üçünün de en önemlisidir belki der.”( s.5) Gide?in, Dostoyevski?nin sanat dehasını Tolstoy?dan, İbsen?den ve Nietzsche’den niçin daha büyük

okumak için tıklayınız

Kökleri Havada Bir Aşkın Mektupları – Meral Çiçek

“Auschwitz’den sonra şiir yazılamaz” demiş Adorno. İnsanlığın, yaşama dair olan her şeyin isli fırınlarda yakıldığı, soğuk ‘duşlarda’ zehirlendiği, siyah-beyaz avlularda kazıtıldığı Auschwitz. Mets Jerern’in, Dêrsim’in öteki adı. Mümkün mü Ölüm Fügü’nden sonra yaşamak, şiir yazmak – ölümün dilinden? Paul Celan bunu denedi. Şiir yazdı, ‘artık zamanıdır’ dedi. Belki de inatla “Auschwitz’den sonra şiir yazılmalı” dedi.

okumak için tıklayınız

Doğmanın Köküne Fikir Bombası Koyan, Özgür Düşüncenin Yılmaz Savunucusu, Eleştiri ve İroninin Bilgesi: Erasmus – Bedriye Korkankorkmaz

?Arı gibi çalışkan bir bilim adamı, özgür düşünceli bir din bilimcisi, sert bir eleştirmen, yumuşak bir öğretici, biraz kuru dizelere kaçan biraz şair, billur gibi anlatıma sahip bir mektup yazıcısı, hem de acımasız satirik yazıların yazarı, hem de insanoğlunu insan kılan tüm yüceliklerin savunucusu bir havaridir? diyordu Stefan Zweig, Erasmus’un kişiliği hakkında Rotterdamlı Erasmus’un Zaferi

okumak için tıklayınız

Gülderen Canyurt’un “Suya Düşen Sözcük”leri – Duran Aydın

Gülderen Canyurt adını taşır bir insan var, Karabük’te yaşar. Şair… Hem de az değil, ‘iki kitap’ yazmış bir şair… Şunun için iki kitap ‘az’ değil: Her ne kadar üçümüzden beşimizin ‘şair’ olduğu yolunda absürd böbürlenmelerimiz varsa da; sokaktan çevirin on kişimizi, on şair adı sayamayız! Ve bırakın on şiir kitabı adını saymayı, yüzde seksenimiz, hayatları

okumak için tıklayınız

Gideros?da Bir Hafta – Celal İlhan

Onu ilk gördüğümde, ?İşte bunalmış, sığınacak liman arayan bir genç,? diye düşünmüştüm. Umudunu yeni gelecek konuklarla kuracağı ilişkilere bağlamıştı sanki. Temiz, saf bir delikanlı olduğu kesindi de -ne bileyim ben- başka anlamlar da mı gizliydi sıkılgan bakışlarında? Orta yaşlı, tombulca bir hanımın, ?Serhat bak konuklarımız var,? demesiyle, koşarak yanımıza gelmiş, çantalarımızı elimizden kaparcasına almıştı. Küçük,

okumak için tıklayınız