Kategori: Makaleler

Sanat Anlayışım – Orhan Kemal

NASIL YAZIYORUM? Gerçekten de, okurlar meraklıdırlar. Haksız da sayılmazlar. Ben, masa başından çok, fazlaca gezer dolaşırım. Yani iş, masa başına geçip yazmaya kaldığı zaman, mesele çoktan hallolmuştur. Gezer dolaşırım. Gezip dolaşırken kafam boyuna çalışır. Ya, yıllarca önce beni şiddetle ilgilendirmiş bir konuyu düşünmekteyimdir, ya da hemen o gün kafama bir şey takılmıştır. Ama daha çok,

okumak için tıklayınız

Kadının Özgürleşme(me)si – Özcan Yolcu

Toplumsal sistemler, insan ilişkilerinin en belirleyici unsurlarıdır. Sistemin dayandığı alt yapılar, yaşamımızın temel dayanaklarını şekillendirir. Bu şekillendirmeler, alt yapının dayandığı temel felsefeye bağlı olarak eşitlikçi olabildiği gibi baskıcı, ayrımcı da olabilmektedir. Sistemlerin değişim dönüşüm süreçleri incelendiğinde insan ilişkilerinin var olan sisteme göre nasıl değiştiği gözlemlenebilir. Kadın sorunu da bu değişim dönüşüm sürecinde ciddi değişime uğrayan

okumak için tıklayınız

Zürafa Dili (I-II) – Faiz Cebiroğlu

Zürafa Dili (I) Amerika?lı psikolog Marshall Rosenberg 30 yıl öncesinde geliştirmiş olduğu bir dil vardı: Zürafa dili. İhtilafların da çözümünde kullanılan bu iletişim diline yazar, kalbin dili adını veriyor. Marshall, zürafa diline karşıt olarak bir başka dil çıkarıyor: Kurt dili. Zürafa dili, insanlar arasındaki iletişimin iyileştirilmesi, ihtilaf ve bireysel gelişimin en etkili aracı olarak tanıtılıyor.

okumak için tıklayınız

Doğumunun 75, Ölümünün 28. Yılında Adanadaşımız Yılmaz Güney – Duran Aydın

Dünyanın en eski köprülerinden biri olduğu bilinen Taşköprü, Adana?da, Seyhan Nehri üzerinde yüzlerce yıldır kenti gözetler. Bir eli doğu omzunda Yüregir?in, bir eli batı omzunda Seyhan?ın; ?sarı sıcak?tan kavrulan Adana?ya mavisinin serinliğini saçar. Taşköprü?nün doğusundan çekilmiş fotoğraflarında yamacındaki Tepebağ Mahallesi mutlaka yer alır. Nasıl almasın ki, kent içinde rakımı en yüksek yerleşim birimidir. Kıyısında bulunduğu

okumak için tıklayınız

Şiir Geleceğe Bir Gülümsemedir – Mustafa Özmen

??bir sanat eserinin meziyetini nihai ve kesin olarak belirleyen şey, onun içeriğinin değeridir.? (1) İnsanın yazılı tarihi insanın son beş bin yılını kapsıyor. Oysa yazılı olmayan tarih milyonlarca yıl önce başlıyor. İnsanın öbür türlere göre daha gelişkin olmasını Gordon Childe şöyle açıklıyor? ??eller ve beyin. Bedenlerimizi taşımak yükünden kurtulduktan sonra ön ayaklarımız, şaşılacak kadar çeşitli

okumak için tıklayınız

Bir Şiirle Kanatlanmak – Duran Aydın

Şöyle raflar dolusu kitaplarıyla zengin, okunmaya doyulamayacak türden; iştah kabartan görkemli güzelliği karşısında çoğalıp durduğumuz kitaplıklar hangimizin düşlerini süslememiştir? Sayıları öyle binlerle ölçülemese de, olanaklar ölçüsünde çoğu satın alınmış ya da kimilerinin izleri yitirilen dost ve arkadaş sanatçılarımızın içtenlikle yazdıkları birkaç cümlesiyle, imzalarını taşıyan vefalı ?yoldaşlarımız?dır kitaplar.

okumak için tıklayınız

Hangi Ankara? – Müslüm Kabadayı

Üzüm ve gemi çapası mı Ankara?yı tarihe mal eden? Perslerin üzüm bağlarıyla çevrili bu Anadolu yerleşimini ?Engürü? olarak adlandırmasıyla denizci bir kavim olan Galatların buraya gemi çapası anlamında ?Angora? demelerinden bu yana bu kenti var eden nelerdir? Kentlerin en önemli yerlerinin, meydanları ve çarşıları olduğu söylenir.

okumak için tıklayınız

Necmi Otçu’nun Masası / “son-öteki” – Ayşe Kaygusuz

Zamansız, mekansız ve özgün insan ilişkilerinin adamı olan Necmi Otçu; şimdilerde zamanı ve mekanı belli, özgün ve özgür bir paylaşımın içinde. Aslında kendiliğinden, “özgür bir örgütlenme” de gerçekleşmiş olan, adına “merdiven altı masa çalışması” dedikleri, öğrenme yolculuğu içinde dostlarıyla. Bu öğrenmenin içinde, “Ben şiirlerimi burada, dostlarımla birlikte yazıyorum.” diyen Otçu, farkındalıkların da farkında olduğunu gösteriyor

okumak için tıklayınız

Bir Anının Ardından / Titanik?in Fısıldadıkları – Mehmet Aksoy

Batı kültürünün ayırd edici özelliklerinden birisidir, önemli ya da önemsiz olsun, ama yeter ki üzerinden yüzyıl geçmiş olsun, her olay ya da kişi anılmaya değer olarak görülür. Titanik faciası da yüzüncü yılında Kuzey Atlantik?in her iki kıyısında birden anılıyor. Ancak, hakkında yazılmış kitaplar, çevirilmiş filimler ve anma törenlerine verilen önem, bu anının, Batı dünyası için

okumak için tıklayınız

O, Memnu Elma ? Elif Kutlu

Önce kadın vardı. Kadın her şeydi. Doğurganlığı, bereketi simgeliyordu. Bu nedenle doğaya, toprağa ?ana? diye seslendiler. Yaşamın devam ettirilmesinde kadın önemliydi. Çünkü o mucizeyi gerçekleştiriyordu: Yaratıyordu/ doğuruyordu. Sonra ise her şey değişti. Sınıflı toplumlarla birlikte kadının yeri ve değeri yerle bir edildi. Kadın erkeğe ait bir meta, bir köle oldu. ?Ana? yerini ?ata?ya bıraktı.

okumak için tıklayınız

Berrin Taş Şiiri 6 – Mustafa Özmen

Soğuk bir kış günü İstanbul’da? Yollar kar, buz, trafik. Televizyonlar, radyolar, gazeteler söz birliği etmiş. ?Sokağa çıkmayın? diyorlar. Kar darbe mi yaptı acaba. ?Sokağa çıkmayın?, diyorlar yine. Hayır darbe filan yapılmadı. Uyarı verdi yine yollar, kaldırımlar, taşıtlar. Elbirliği yapmış, verdikleri açığı yamamaya çalışıyorlar. Neyin açığı bu? İnsana değer vermeyen bir sistemin açığı bu. Onu yamamaya

okumak için tıklayınız

Dillerin ölümü(*) – Faiz Cebiroğlu

Şu an dünyada yaklaşık olarak 7 bin kadar dilin varlığından bahsedilmektedir. Rakamlar kesin değil. Kesin olmamasının nedeni, hâlâ ?dil? ile ?dialekt? arasındaki ayrımın tam netliğe kavuşmamış olmasındandır. Bazı dilbilimcilerine göre, ayrı dialektler ayrı bir dil oluşturmakta, bazılarına göre değil. Tartışmalar sürüyor.

okumak için tıklayınız

Türküler Bizi Özgürleştirebilir mi? – Serdar Türkmen

Not: Bu yazıda özgürleşme, bir felsefi problem olmaktan çok, kapitalizmin yıkılıp sosyalizmin inşa edilmesi dolayısıyla yaşanacak olan toplumsal bir özgürleşme anlamında kullanılmaktadır. İnsan doğayla olan savaşımında maddi üretimlerinin dışında da bir şeyler oluşturmak durumunda kalmıştır ki bunların bütününe kültür diyoruz. Fakat kültür, üretimin dışında ya da ondan bağımsız bir yerde durmaz, aksine ona sıkı sıkıya

okumak için tıklayınız

Erhan Bener Diye Bir Yazar Var Tanıyor musunuz? – Serkan Fırtına

Türkiye?de acaba kaç kişi, kaç okur, Erhan Bener adlı yazarla tanıştı. Çok merak ediyorum, geçen günlerde küçük bir kentte katıldığım bir mini kitap fuarında, Bener?in remzi kitapevinden çıkan tüm yapıtları uygun fiyata satılıyordu. Gözlem yapmak oldum olası sevdiğim bir şeydir, özellikle kültürel konularda yapılan gözlemler, ülkenin hakim zihniyet yapısını fark etmemi sağlar. Özellikle Türkiye?nin İzmir

okumak için tıklayınız

Gerici ve Ticari Eğitim Yasasının Küpü : 4+4+4 – Müslüm Kabadayı

Eğitim; eşit ve özgür bir ortamda, bilimsel temelde yapılmıyorsa, orada çürüme ve yozlaşma var demektir. Ne yazık ki ülkemiz, insanlığı yeni bir ortaçağa hapsetmek isteyen emperyalist güçlerle her şeyi ticari meta olarak gören Türkiye kapitalistleri tarafından her gün biraz daha paranın saltanatına kurban edilmektedir. Dünya?da ve ülkemizde bilimsel aydınlanmanın, eşitlik ve özgürlük mücadelelerinin yüzlerce yılda

okumak için tıklayınız

Ulysses ve James Joyce – Şahin Aybay

Bazı yapıtlar vardır edebiyat âleminde, hak ettiğince yer işgal eden. Onları tek bir türe hapsedebilme cesaretini kendimizde bulamayız. Niteliksiz Adam bir roman mıdır, yoksa bir deneme mi? Ulysses, Yüzyıllık Yalnızlık ne ola ki; hangi edebi kapsama girmeli dersiniz? Bir İrlandalı, James Augustine Aloysius Joyce, bu satırlarda modern yazının 20. yüzyıldaki büyük temsilcilerinden James Joyce?un Ulysses

okumak için tıklayınız

Ütopyacılığın Hayal Kırıklığı – Bora Erdağı

9 Kasım 1989?da Berlin Duvarı yıkıldığında henüz dünya demir-perde ülkelerinin çözüleceğine fazlaca inanmıyordu. Aslında 1985?ten itibaren Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği?nin başında bulunan Mihail Gorbaçov, Glasnost ve Perestroyka aracılığıyla içeriye ve dışarıya reform sinyalleri verdi. Nitekim Gorbaçov?un 6 yıllık iktidarı sona erdiğinde SSCB?den geriye sonradan adı Bağımsız Devletler Topluluğu olacak bir yapı kaldı.

okumak için tıklayınız

Pedagoji, Dil ve Aile Hakkında 8 Soru, 8 Cevap – Faiz Cebiroğlu

Pedagoji, çocuk eğitimi, dil ve aile üzerine bana sürekli sorular geliyor. Türkiye?den ve Türkiye dışından bana gelen soruları, konularına göre seçip, topluca yanıtlamak istiyorum: Soru 1: Sayın Faiz Cebiroğlu, sizleri, yazdıklarınızı , yaklaşık olarak üç yıldır değişik gazete, dergi ve sitelerde okuyor ve takip ediyoruz. Pedagoji / çocuk eğitimine ilişkin çok ilginç görüşleriniz var. Bunları

okumak için tıklayınız

Kahrolsun Özel Mülkiyet – Okan Yolcu

Yaşlı dünyamız son bin yıllarda özellikle son 200 yılda 4,5 milyar yılda tanıklık etmediği korkunçlukta olaylara tanıklık etti/ediyor. Bu durum bir türün kendi kendini yok etme girişimidir. Hiç bir canlı türü kendi türüne karşı bu kadar acımasız olmadı. Milyonlarca insan savaşlarla birbirlerini öldürüyor. Çevre kirliliği yaratarak doğadaki bütün canlı türlerini tehdit ediyor. Korkunç katliamlar düzenliyor

okumak için tıklayınız