Kategori: Makaleler

Ütopya Ağacı / Felsefi Meyve – Nejdet Evren

Bir ağaç dikelim ve adı ütopya olsun; öyle bir ağaç ki, adı gibi özgür ve sınır tanımaz olsun, öyle bir ağaç ki, kimsenin mülkiyetinde ve egemenliğinde olmasın, öyle bir ağaç ki, herkesin çiçeklerle bezediği ve herkesin meyvelerinden sonsuzca yararlandığı bir ağaç, bir ağaç olsun ki, bilgenin sevgisini paylaşsın… Canetti?nin dediği gibi, ütopyaların olmadığı yerde geleceği

okumak için tıklayınız

Naipaul’u Galiba Hiç Kimse Okumamış! Naipaullaştıramadıklarımızdan mısınız?- Süreyya Evren

Naipaullaştıramadıklarımızdan mısınız? Herhalde bu Naipaul tartışmasının en komik anı, bir televizyon programında, Hilmi Yavuz?un, ?böyle söylediğim için çok çok özür dilerim ama? diyerek, Nedim Gürsel?e, ?Nedim sen galiba biraz Naipaullaşmışsın? dediği andı! Yoksa, İsmet Özel?e ?Naipaul?un gelmemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?? diye soruldugunda, ?Neyin gelmemesi?? diye cevaplaması mı daha komikti? Soruya soruyla cevap diye işte buna

okumak için tıklayınız

Başkaldıran Sanat İçin (Örnekler)[*] – Temel Demirer

?Başkalarına vermeden sahip olamayacağınız tek şey hürriyettir.?[1] Kavafis?in, ?Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok./ Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,/ Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de,?[2] dizelerindeki uyarı elbette herkes içindir; ama en çok da sanatçılar için? Hem de Theo Angelopoulos, ?Şiir, inanç ve hayal eksik artık hayatımızda. İnancımız yok, oysa yeni şeyler yapabiliriz,? diye

okumak için tıklayınız

“Çiçek Gibi” Arif Keskiner – M. Şehmus Güzel

Yılmaz Güney üzerine yazdığım üç kitapta ( İnsan Yılmaz Güney, 1994. Özgür Yılmaz Güney, 1996. Yılmaz Güney Hazinesi, 2004) ona ve yaptıklarına ilişkin birçok kitabın dökümünü de sunuyorum. Bu kitaplar sadece Yılmaz Güney?i ve sinemasını anlatmakla yetinmiyor, o günlerin siyasi havasını, Güney?in devrimci yoldaşları ve bizzat gerçekleştirdikleri bağlamında aktarıyor. Kitaplarımı yazdığım zamanlarda Güney?i tanıyan bütün

okumak için tıklayınız

Öğretmen: Işıldağı Sönmeyen Öğrencidir – Müslüm Kabadayı

Öğrenmek; şaşırmakla başlar, merakla gelişir ve idrakla bilgiye dönüşür. Dolayısıyla nitelikli bir öğretmen, aynı zamanda sürekli öğrenmenin usta bir öğrencisidir. Öğretmenin üç temel niteliği önemlidir. Birincisi, mesleğine gönül vermektir; ikincisi, yurtseverliktir; üçüncüsü, evrensel değerlerle donanmak için kendini geliştirmektir.

okumak için tıklayınız

Küreselleşme, Sermaye ve Futbol ? Osman Bulugil

Bugün küreselleşme süreciyle daha da derinleşen sömürüsüyle beraber ?boyalı yüzü??nü de büyüten kapitalizmin, bir tarafıyla dev bir uyku tulumu futbol. Aynı zamanda da futbol, gerçekliğin dışındaki parçalanmaların meşrulaştırma kanallarından biri konumunda. Maç günleri dışında da, hafta boyunca tüketimin yapıldığı birer mekân olarak -özellikle ileri kapitalistleşmiş ülkelerin başa oynayan kulüplerinin statlarını- ele alırsak bu bize, kapitalizmin

okumak için tıklayınız

100 Yıldır Tolstoy’suz Bu Dünya – A. Ömer Türkeş

Bundan tam bir asır önce, Julian takvimine göre 7 Kasım?da yaşlı bir adam, gizlice evinden çıktı, bir süre amaçsızca dolaştı, sonra uzaklara ?bir rivayete göre İstanbul?a? gitmek hayaliyle Rusya taşrasının küçük bir tren istasyonuna yöneldi. Ancak güçsüz bedeni daha fazlasına elvermeyecek, istasyon binası onun son durağı olacaktı. 9 Kasım?da -82 yaşında- ölen bu mutsuz ihtiyar

okumak için tıklayınız

Marks, en yakın arkadaşı tarafından anlaşılamamış olabilir mi? ? Suat Kamil Aksoy

Yalçın Küçük’ten sonra, birçoklarıyla birlikte Stalin değer yasasını yanlış kavrıyor demiştik. Sonra Lenin kriz olgusuna yanlış bakıyor dedik. Şimdi Engels Marks’ı anlayamamış olabilir mi diye başlıyoruz. Okuyucu ister istemez bundan sonra sırada Marks var herhalde diye düşünecektir. Marks’a dokunmayacağımıza söz veremeyiz. Ama bulgularımız çerçevesinde ona dokunulmasına en önce bizim karşı koyacağımızı belirterek, okuyucunun içini rahatlatmak

okumak için tıklayınız

William Shakespeare Marksist miydi? – A. Ömer Türkeş

Marx’tan çok önce yaşayan Shakespeare elbette Marksist değildi. Sanatıyla yoksulların sözcülüğüne soyunmamıştı. Hatta siyasi açıdan muhalif bile sayılmazdı. Buna karşılık Marx’ın iyi bir Shakespeare okuyucusu olduğunu, ardında sistematik bir edebiyat kuramı bırakmamışsa da, edebiyat ve sanata büyük ilgi duyduğunu biliyoruz. Kitaplarındaki etkileyici, canlı, zaman zaman imgesel üslubunu kuşkusuz bu ilgisine borçludur. Ekonomi, tarih ya da

okumak için tıklayınız

Tarihin Marksist Kavrayışı – Louis Althusser

Klâsik iktisatçıların, iktisat kategorileri için, tarihî değil, ebedî bir kavramları olduğunu söylemek ?bu kategorilerin, kavramlarına uygun hale getirilmeleri için, tarihî olarak ele alınmaları gerektiğini söylemek? tarih kavramını önermektir, ya da daha doğrusu, olağan imgelemde varolan, ama kendi kendisi hakkında soru sormak gereğini duymayan belirli bir tarih kavramını önermektir. Aslında, kendisi bir teorik sorun yaratan bir

okumak için tıklayınız

Hiç İçin Metinler – Samuel Beckett

Bırak, bırak tüm bunları diyecektim. Kimin konuştuğunun ne önemi var, biri kimin konuştuğunun ne önemi var dedi. Biri kalkıp gidecek, giden ben olacağım, ben olmayacağım o, ben burada olacağım, buradan uzaktayım diyeceğim, ben olmayacağım o, hiçbir şey söylemeyeceğim, bir öykü anlatılacak, biri bir öykü anlatmaya çabalayacak. Evet, yadsımıyorum artık, her şey düzmece, hiç kimse yok,

okumak için tıklayınız

Lukacs?ın Gerçekçiliği ? Cem Taylan

Lukacs’ın eserlerindeki kuramsal ilkelerin tartışılmasına, onun «yansıma» (reflection) kategorisine verdiği önemin değerlendirilmesiyle başlanmalıdır. Lukacs’ın kuramsal girişiminde «yansıma»ya bu denli önemli bir yer vermesini doğal karşılamak gerekir; çünkü Lukacs, «yansıma» da gerçekliğin bilinç aracılığıyla kuramsal ve pratik düzlemlerde kavranış biçimlerine ortak bir temel sağladığına inanmıştır. Lukacs’a göre Yansıma kuramının, idealist ya da mekanik maddeci varyantların çıkmazlarını

okumak için tıklayınız

Ergani’de Bayram – M. Şehmus Güzel

DEĞERLİ ARADAŞLARIM, ŞİRİNLERİM, GÜZELLERİM, İKİ GÖZLERİM, SEVGİLİ KARDEŞLERİM, YEĞENLERİM, YAKINLARIM, OKUYUCULARIM TÜMÜNÜZE MERHABA. Geçmişe bir yolculuk yapalım dedim. Hep birlikte. Elele ve dayanışma içinde. ERGANİ?DEYİZ. Ellili yılların sonunda, altmışlıların başında, umutlu, şirin, güzel ve mutlu günlerinde. Anam rahmetli Ganime Güzel, kız ve erkek çocuklarını pırıl pırıl, herkes için eşit ölçüde, ayrı gayrı olmaz bizde, ve

okumak için tıklayınız

Bütünsel Düşünme ve Eylemli Bilinç – Müslüm Kabadayı

Ağacın saçağından yaprağına, ormanın da gazelinden ışık huzmesine kadar bir bütünlük içinde biçimlendiği biliniyor. Nâzım Hikmet?in ?hür ağaç?la ?kardeş orman? imgelemi, bu biçimlenmenin diyalektiğini ortaya koymuyor mu? Postmodernizmin bataklığında yaygınlaştırılan ?yapılandırmacı eğitim? anlayışıyla 2005?ten beri ülkemizde de uygulanan müfredat programının verimleri, açıkça alınmaya başlandı. Giriş cümlemizde betimlediğimiz yaşamın parça-bütün diyalektiğiyle biçimlenmesini algılatan bilimsel eğitimin kırıntılarının

okumak için tıklayınız

Babam Camus – Catherine Camus

Babam, ünlüymüş o meğer, ölene kadar bilmiyordum. Öldüğü zaman anladım. İmrenilecek bir durum değil. Benim için babaydı o. Tuhaf, amma tuhaf şey. Gülüşüne bayılırdım. Başkaları için, Albert Camus bir efsaneydi, baba değil. Bilincinde olmadığım ve babamın bizden uzak tuttuğu şöhret, erkek kardeşimle benim üstümüze düştü ve ezdi bizi. 14 yaşındaydım. Hiç kimse, hiç ama hiç

okumak için tıklayınız

Düşünce Tarihinde Hayvanlar ve Doğa – Mert Sarı

Bu kısa yazıda sınırlı tümcelerle felsefi bir yaklaşımla hayvanların varlığını ve doğa sorunsalını ele almak istiyorum. Konunun önemi karşısında bu kısa yazı kaçınılmaz olarak yetersiz, kifayetsiz kalacaktır. İleride belki bu felsefi sorunsalı daha geniş tartışma sözkonusu olabilir. Kadim Hint düşüncesinde önde gelen bir öğreti olan Jainizm özellikle doğa dostu bir anlayış taşıyordu. Jainizm?e göre canlı

okumak için tıklayınız

İki Kadın: Tenar ve Tehanu – Elif Kutlu*

Kadın dendiğinde genel olarak akla gelen ilk görüntü; evini temizleyen, yemek yapan, çocuğuna bakan ve bunları kutsal görev edinmiş bir annedir. Çünkü bu görevler ona aittir artık ve onun yapması gerekenlerdir. Kadın bu görevler uğruna kimi zaman birçok şeyden vazgeçer; başarılı olduğu işinden, yazacağı kitabından ya da okuyup, öğreneceklerinden. Atuan Mezarları?nda (2) tanıştığımız Tenar, bu

okumak için tıklayınız

?Ben?e Giden Yolda ?Büyümek? ? Elif Kutlu*

Söz sessizlikte, ışık karanlıkta, yaşam ölürken; bomboş gökyüzünde uçarken parlar atmaca. Ged, aslında herkesin yaşadığı veya yaşıyor olduğu şeyleri anlatıyor. Zaten Ursula Le Guin (2) bunu anlatmayı amaçlamış kitabında; büyümeyi. Birçok kez dönüp arkamıza baktığımızda halimize, tavrımıza gülebiliyoruz. Fakat geçmişte bıraktıklarımız eksilttikleri ya da ekledikleri sayesinde çok şey öğretebiliyor. Ged, içindeki gücün farkındalığıyla ?başlangıçta- bir

okumak için tıklayınız

Tabu/lar/dan Seçmeler – Nejdet Evren

Tabular, tartışılmadan benimsenen, dokunulmaktan korkulan, statükonun düşüncedeki yansımaları/duvarlarıdır. Düş dünyamızı parçalayan ve onu köleleştiren, adeta esir alan sözde değerlerdir. Peşin benimsemeyi zorunlu olarak taşıdığı için doğruluğu hiçbir zaman kanıtlanamayan toplumsal dayatmalar ile oluşan bireysel korkulardır. Bir düşüncenin/ bir hipotezin / bir bilginin doğruluğu ancak tartışılmaya, eleştiriye açık olması ile mümkündür. Tartışmaya kapalı bir düşünce peşin

okumak için tıklayınız

Futbol Asla Sadece Futbol Değildir – Osman Bulugil

Belki de en az karmaşık olan veya çocukluğumuzda hemen oynamaya alışıverdiğimiz, paylaşmanın öne çıkabildiği ve diğer sporlara göre toplumun her sınıfında oynanabilen, aynı zamanda toplumların düşüncelerini yansıtabilme ve politik hareketi kendi hareketiyle bütünleştirme potansiyeline sahip bir gerçeklik futbol. Burada futbolu bir oyun olarak algılamak ve sadece sahadaki oyunla ilgilenmek bize sanki futbolu dönüştüren kapitalizmi ve

okumak için tıklayınız