Kategori: Makaleler

Yansımaların Ağırlığı – Nejdet Evren

Kendini insanların tümüne karşı sorumlu olarak duyumsayan sanatçı, sanatını icra ederken, muhataplarınca görülen/duyumsanan/izlenen kişi midir gerçekten? Onun iç dünyasındaki yansımaların ağırlığı ne kadar anlaşılabilir? ?Derken her şey biter Ben ve 2500 kişiden arta kalan yine yalnızca benim Yalnızlığımdır? ? Oysa ben o insanların hiç biriyle bir kafede oturup tanışamadım? dizeleriyle bir yandan ?Yalnızlık Kederi? notlarını

okumak için tıklayınız

Literatür Bir Dildir – Faiz Cebiroğlu

Literatür, bir dildir. Literatür, yaşamın deneyi ve iletişimidir. Edebi yazılar, kitaplar, dünyaya açılan bir kapı oluyor. Her kitabı elimize alıp açtığımızda, dünyaya bir kapı açılıyor; belki tanıdık olaylara, belki de bilinmeyen ya da yeni gelişmelerle dolu bir dünyaya girmiş oluyoruz. Litaratür, bir buluşmadır; zamanla, başka kültürlerle, değişik yaşam tutkularıyla ve renkli renkli isanlarla dolu olan

okumak için tıklayınız

Yazı Yazma Sanatı – Faiz Cebiroğlu

Arapça?dan Türkçe’ye geçen ?edebiyat? sözcüğüne, Latince?de ?litteratura? deniyor. Türkçe?de de kullanılan ve benim de kullandığım literatür kelimesi, ?yazı yazma? anlamını ifade eder. Bu kelimeye denk düşen Türkçe sözcüğü, ?yazın? ?yazın sanatı?dır. Bu anlamda edebiyat, yazın, başlı başına bir sanat oluyor. Yazı yazma sanatı oluyor. Literatür veya yazı yazma sanatı, kendi içinde birçok türlere ayrılmaktadır. Bazılarını

okumak için tıklayınız

Fahri Petek, Nâzım Hikmet?i Anlatıyor – M. Şehmus Güzel

24 Aralık 2010?da, Temmuz 1949?dan beri yaşadığı Paris?te 88 yaşının bilgeliği içinde aramızdan ayrılan Fahri Petek?i anmak umuduyla onunla Nâzım Hikmet üzerine yaptığım bir söyleşiyi aktarmak istiyorum : M. Şehmus Güzel : Nâzım Hikmet?i Mayıs 1958?de Paris?e ilk gelişinde gördünüz mü ? Fahri Petek : Nâzım?ı çok severim. Biliyorsun iki yılımızı harcadık serbest bırakılması için.

okumak için tıklayınız

Madan Sarup?un Post Yapısalcılık Ve Postmodernizm Adlı Yapıtının İncelenmesi – Serkan Fırtına

20. Yüzyıldan başlayarak, post-yapısalcılık ve postmodernizm kavramları, felsefeden, sanata ve daha bir çok disiplinde tartışılan bir kavram haline gelmiştir. 1960??lı yıllardan günümüze değin yapılan bu çalışmaların düşünsel dünyaya yoğun katkıları olmuştur. Modernizmin sorgulanmasını sağlayarak, postmodern durumun göstergeleri, bireyin bilinçaltı, kapitalizmin değişen biçimleri, tüketim toplumu, çokkültürlülük vb üzerine geniş kapsamlı düşünceler ortaya çıkmıştır. Ancak bu kavramlar

okumak için tıklayınız

Düşte Çocuk – Ezgi Gençtürk

Bu yazı, dershane borcu yüzünden canına kıyan Soner Semih Sipahi anısına yazılmıştır. Değişim? Tahta panele paralel bedenin dik durma gayreti? Başın denk geldiği o ufak işaretin diğerlerinden ne kadar önde olduğunu beklemek heyecanla? Benliğin ilk iradi adımları? Kendi sözünün yarattığı etkiyle, hayallerin sarıp sarmalaması tüm dünyayı… Başka bir zaman aralığında arkanda tüm çocukların toplanacağı inancıyla,

okumak için tıklayınız

Le Guin?in Kadınları* – Elif Kutlu

Primatlardan bu yana ataerkilliğin hüküm sürmediği aşikâr. İlkel zamanlarda kadın erkek ilişkileri bugün olduğu gibi erkeğin iktidarıyla sonuçlanmazdı. Hatta kadın ve erkek arasındaki farklılıkların bu kadar belirginleştirilmediği de söylenebilir. Fakat zaman içinde, işbölümünün gelişmesiyle birlikte, kadının egemenliği elinden alınır. Gelişen işbölümü nedeniyle erkek özel bilgi gerektiren işler yaptığı için yeni zenginlik kaynaklarına sahip olur. Bu

okumak için tıklayınız

Ahmet Kaya için – M. Şehmus Güzel

Can adamdı. Candan adamdı. Mütevaziydi. Kalender tanımlamasına en iyi uyan birkaç insandan biriydi Ahmet Kaya. Kararlı. İnançlı. İnanmış. Kavganın içindeydi. Türküleri hep ağlamaya yakın duran kızgınlık ve isyan, red ve başkaldırı tomurcuklarının yeşerdiği güzelliklerdir. Türküleri bizimle kardeştir. Sesinde hep bir melankoli duyumsanır ve o nedenle mutlaka ağlatırdı dinleyicilerini. Başı dumanlıydı Ahmet Kaya?nın. Başkaldırıya davet ediyordu.

okumak için tıklayınız

“Yerli Olmak” ve “Yaratıcı Düşünce” Geriliminde Cemil Meriç – Müslüm Kabadayı

?Eylemli bilinç taşıma?ya dair Türkiye düşünce tarihinde kendine özgülüğüyle öne çıkan kişilerden biridir Cemil Meriç. Onun yaşam öyküsü, önemli durak ve sıçramalarıyla ele alındığında görülmektedir ki, bir yere, bir düşünceye, ideolojiye bağlanmakla, bu bağlanma üzerinden yaşamı sorgulayan ve derinlikli bir düşünme sistematiği oluşturma çabasında olan Cemil Meriç vardır. Onun yapıtlarıyla ilgili inceleme ve değerlendirme, hatta

okumak için tıklayınız

Kemal Okuyan, Gelenek, İktisat ve Bir Eleştiri ? Suat Kamil Aksoy

Engels, Lenin, Stalin bir kaç başlıkta eleştirimize maruz kalmışlardı. Onların neredeyse tüm hayatlarını adadıkları konularla ilgili bazı yanılsamalar içerisinde bulunduklarını ilan etmemiz aslında çok önemli de değil. Hayatta değiller ve kendilerini düzeltme şansları yok. Stalin’in çevresinden gördüğü basınca rağmen bilimle bağını koruma konusundaki direncine hayran olmamak elde değildir. Çözümü ortaya koyamasa bile sorunu dile getirmiştir

okumak için tıklayınız

Yeni Dünya Düzeni ve Ulus Devlet – Osman Bulugil

1970?lerde ABD ve Batı Avrupa kaynaklı gelişmeler, teknolojide yenilikler soğuk savaşın güç dengeleri üzerinde belirleyici olmuştur. 1991?de SSCB dağılmasıyla birlikte, SSCB?nin çekildiği bölgelerde (Kafkaslar, Orta Asya ve Doğu Avrupa) güç boşluğu ortaya çıkmış ve yeni dünya düzeninde bu alanlarda -Avrasyalı olmayan bir güç- ABD etkili olmaya başlamıştır. Günümüzde renkli devrimlerle kapitalizme eklemlenmeye çalışan bu bölgeler,

okumak için tıklayınız

Abidin Dino: “Ölmez Otu” – M. Şehmus Güzel

Kuşlar ölme sıralarının geldiğini duyumsadıklarında saklanırlar. Abidin Dino da öyleydi. Ama yine de Güzin Dino telefon edip daha önce haber vermişti : 18 Ekim 1993’te ben evde yokken telefon etmiş, çocuklara not bırakmıştı, Aynen şöyle : « Abidin va être hospitalisé bientôt. Rappeler vendredi » : Abidin yakında hastaneye kaldırılacak. Cuma günü telefon etmeli. Ancak

okumak için tıklayınız

Hümanist Psikanalizin Marx’ın Teorisine Uygulanması – Erich Fromm

Marksizm hümanizmdir, insancıllıktır ve hedefi, insanın saklı kalmış yeteneklerinin tümünün ortaya çıkarılmasıdır. Söz konusu bu insan yalnızca düşünceleri veya bilinci ile beliren bir insan değil, maddi ve ruhsal özellikleriyle, toplumsal bir çevre içinde yaşayan ve yaşamak için de üretmek zorunda olan gerçek bir insandır. Her şeyiyle insan (ve aynı zamanda bilinci) Marksist düşüncenin ilgi alanıdır

okumak için tıklayınız

Gören Edebiyat; Grafik Romanlar ve Maus üzerine… – Selma Aydemir Jachmann

Tahta yiyen aç insanlar, ev ev, sokak sokak, şehir şehir hatta ülke ülke Yahudi avı, birer ölüm makinasına dönüşen ?bilim? insanları, korku, birkaç saat sonra öleceğinin bile bile para kazanma sevdasından vazgeçmeyenler, mezbahaya dönen sıkıştırma (konsantrasyon) kampları… Hayır, Tarantino?nun 2.Dünya Savaşı?nı karikatürize ettiği, Nazi rollerini sadece Alman oyunculara vererek ırk mimlemesi yaptığı, bol bol kan

okumak için tıklayınız

İstanbul?a Güzelleme / Abidin Dino Adına – M. Şehmus Güzel

Bu kent bizim kentimizdir. Avas avaza bir çoşku. Çığlık çığlığa bir gençlik ellerinde ellerimizle. « İstanbul tüm su, yani deniz. Denize karşı kurulmuş az mı kent var dünyada? Fakat deniz karşılarında hepsinin, şehir bir yanda, deniz öte yanda, sadece bir manzara, göstermelik. Oysa, İstanbul denizle iç içe, deniz İstanbul’un bacakları arasında, kollarına, başına sarılmış, beline

okumak için tıklayınız

Sevgi ve Nefrete İlişkin – Nejdet Evren

Sevgi, bir tanıma göre karşılık beklemeden verebilmektir; öğreti bunu gösteriyor. Retorik de böyle… Gerçekte ise sevginin kökeninde neler var? İnsan türü soyutlamayı öğrendikten/keşfettikten sonra her olguyu sevdiğini söylemeye başladı; buna mistik bir boyut katarak sevgiyi tanrısallaştırdı. İşte o gün sevgi yok oldu. Sevgiye duyulan gereksinim, insan ruhunun yalnızlığına, güçsüzlüğüne, kendisine duyduğu inancın zayıflığına karşılık gelmeye

okumak için tıklayınız

Süreğen Yol Öyküleri – Erinç Büyükaşık

Kendine bir sürgün adresi arayan sen, uzak kentler yerine yaşadığın şehrin uzak sokaklarını ve aynı kentin içinde fasit daire gibi dönenip duran caddelerini uğrak yeri seçiyorsun. Aynı kent içinde üçüncü taşınman. Her taşınma yeni bir öyküye ve yeni bir savruluşa gebe. Her savruluş yeni bir doğum. Uzaklaşamayan beden kentin içinde kendince uzak rotaları belirlemeye çalışıyor

okumak için tıklayınız

Abidin Dino: Şair ve Yazar – M. Şehmus Güzel

Abidin Dino?yu çok eskilerinden beri tanıyan Pertev Naili Boratav, arkadaşını şöyle tanımlıyor : « Abidin Dino hem ressam, hem yazardı. Şiirleri vardır ve çok güzeldir. » Boratav’a hak vermemek elde değil. İşte Abidin’in Sinan kitabından bir alıntı. (1) Kimden mi : Şeyh Bedreddin’den. Ama bunu ya Abidin yazmışsa? « İznik Gölü’nde akşam oldu. Dağbaşlarının kalın

okumak için tıklayınız

Turgut Uyar?ın Şiirinde Tarih, Zaman ve İnsan – Mustafa Günay

Turgut Uyar bir şiirinde şöyle der: kışsa/zordur bir yazı anlamak/(…)bir yazı anlamak/zordur ve anlamlıdır?. Yaza girdiğimiz bu günlerde kışı anlamak kolay mı diye sormak geçti aklımdan. Bazı şiirlerde yanıtlarını buluruz, izinden gittiğimiz soruların. İçimizdeki sislerin dağıldığını hissederiz, önümüzde bir ufkun açıldığını görürüz. Ama bazı şiirlerde de sorularla karşılaşırız; hem de yanıtı zor sorular… Elbette şiirin

okumak için tıklayınız

Turgut Uyar ‘a Dair – Emine Gürbüz

” Büyük bir gövdedir onun şiiri. Kımıldadıkça kendine benzer yeni gövdeler hazırlar, çoğaltır. Bir anıttan çok bir dirim belirtisidir. Bu yüzden kolay kolay tanımlamaya gelmez: görülür, tanık olunur.” (Cemal Süreya) “(…) bir yaratmadır; evet, ama yüz bin yıllık araçlarla bir yaratma. Bir ozan her dizesine kendi yaptığı dilden, kendi yaptığı dilbilgisinden kata kata en sonunda

okumak için tıklayınız