Kategori: Makaleler

Hangi Kadın? – Elif Kutlu(*)

Şurası açık: Kadın özel mülkiyetin var olmasıyla birlikte bir meta olarak görülür ve bununla birlikte ?ezilen kadın? imgesi sahneye çıkmaya başlar. Erkeğin egemenliği eline almaya başlamasıyla birlikte, kadın önce evde, sonra evde ve işte sömürülür. Kadının emeği görmezden gelinir. Diğer bir deyişle, kapitalizmle birlikte görünmezleşir ?çünkü bu durum kapitalizmin işine yarayacaktır. Bu konuda daha fazla

okumak için tıklayınız

Yas Yüzükleri, Kin Divanı, Temmuzun On Sekizi – Müslüm Üzülmez

?artık o çürümüş seherde gülü gülle açıklayamayız şeyhim.? Kemal Varol Toprağımız bereketli. Ben, zaman buldukça sanatçılarımızı, yazarlarımızı, şairlerimizi, düşünce üreten bilim insanlarımızı tanıtmaya çalışıyorum, ama arada atladıklarım oluyor. Bunlardan biri de Kemal Varol. Hani insan bazen gözünün önündekini görmez ya, benim de Kemal Varol?u şimdiye kadar tanıyamamam, fark edememem, kendisi ve eserleri hakkında bilgi edinememem

okumak için tıklayınız

Tiyatro -Elbette!- Politiktir?[*] – Temel Demirer

?Her sahne kendi içindedir.?[1] ?Sanat?ın (ve tüm disiplinlerinin) sanat olmaktan çıkarıldığı bir kesitten geçerken; biliyoruz ki, devasa bir yabancılaşmanın kollarındaki insan(lık)a, şimdilerde her zamankinden daha fazla ?sanat?a ihanet etmemiş bir sanat gerekiyor. Gerçekten de Çehov?un, ?Hiçbir şey istemeyen, hiçbir şey ummayan ve hiçbir şeyden korkmayan sanatçı olamaz,? diye betimlediği yaratıcılık azalırken, ona olan ihtiyacın büyüdüğü

okumak için tıklayınız

Eleştiri Üzerine Bir Bakış – Faiz Cebiroğlu

Türkiye’de en çok yanlış anlaşılan kavramlardan birisi, hiç kuşkusuz, “eleştiri” sözcüğüdür. Öyle ki, bu sözcük, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde, birbirini karalamanın bir aracı olarak kullanılmış; ve böylece de eleştiri, eleştiri olmaktan çıkıp, yerini, ne yazık ki, küfür’e terketmiştir. Üzücüdür. Oysa ki, küfür ayrıdır; eleştiri ayrıdır. Küfür, ilkelliktir. Bilim dışıdır. Eleştiri ise, hep ileriye

okumak için tıklayınız

Eleştiri Yokluğu / Eleştirisizliğin Eleştirisi – Nejdet Evren

Genel olarak eleştiri, bir kişi, konu ya da olayın seçilen başka bir ölçüye göre değerlendirilmesi, ölçümlenmesi, yanlış olarak değerlendirilen noktalarının açığa çıkartılması ve yine aynı ölçüye göre yapısal olarak bir öneri, bir sonuca bağlanması şeklindeki karşı-düşünce açıklamasıdır. Her-hangi bir düşünce yapısının kendi içinde tutarlı olması onun eleştiriye kapalı olduğu anlamına gelmemektedir. Tüm düşünce sistemleri kaynağını

okumak için tıklayınız

Yaratıcılık ve Delilik? – Hikmet Temel Akarsu

?Yaratıcılıktan mütevellit sıra dışılık ile alelade deliliği eşdeğer görmek ana akım ideolojinin ve gericilerin; bir de şarlatanların bayıldığı bir şeydir. Ama gerçek farklıdır?? Nobel Ödülü kazanmış yazarların yapıtlarına önyargı ile yaklaşırım. Önyargı her zaman, düşünüldüğü kadar kötü bir şey değildir. Çok zaman haklı gerekçeleri olduğu ortaya çıkar ve insanı zaman kaybetmekten korur. Nobelist yazarların hangi

okumak için tıklayınız

Yazmak mı, Aforizmadır! – Faiz Cebiroğlu

Bazen soruyorlar: ?Sürekli yazıyor musun? Nasıl yazıyorsun?..? diye. Evet yazıyorum; sık sık yazıyorum. Ama yazdığım metnin önceden nasıl sonuçlanacağını, gerçekten, ben de bilmiyorum. Ama sürekli yazıyorum; düşüncelerimi yazıyorum. Yazarken kullandığım ?teknik? ve ?tarz? yok mu? Elbette vardır. Şudur: Fikirlerimi ?aforizma? olarak yazıyorum. Zira yazmak, bana göre, aforizmadır. Şiir mi, aforizmadır. Politika mı, şiirdir. Aforizmadır. Yaşam

okumak için tıklayınız

Aydınlanan Şeyler Üzerine Çarpıtmalar – İdil Ceren Bozkurt*

Bir insan gerçeğini ne kadar yadsıyabilir ya da çarpıtabilir? Yaşananlar, insan zihninin muhteşem hüneriyle bambaşka bir gerçekte bulabilir kendisine ve buna inanarak uzun yıllar mutluluğun kristalini sağlayabilir. Fakat geçmişi anımsatacak herhangi bir şeyin varlığını algılamak, aslında o uzun yıllar boyunca mutlu yaşadığını sandığı anların gerçeğiyle yüzleştirir insanı. Her Şey Aydınlandı filmi bu tip bir yüzleşmeyi

okumak için tıklayınız

Yaşamın sürdürülebilirliği mi? ? Hrant Dink

Zara’nın ileri gelenlerinden birkaçı, o gece, Hacı İzzet’in evinde toplandılar. Kafa kafaya verdiler, uzun uzun konuştular, ince ince düşündüler. Sağa-sola çektiler, öne verdiler geri aldılar. Nihayet gördüler ki olacak gibi değil, tehlike büyük, gelecek karanlık. Birşeyler yapmak gerekiyor. Kalktılar, topluca kaymakama gittiler. Sözü ilkin Hacı İzzet aldı. “Efendim ” dedi. “Görüyoruz ki komşularımızı, bütün Ermenileri

okumak için tıklayınız

Yalnızlığın Hafifliği – Nejdet Evren

Ozan ne demiş; ?yalnızlık paylaşılmaz/ paylaşılsa yalnızlık olmaz? (1) Yalnızlık gerçekten paylaşılamaz mıdır? Yalnızlığın gerçek deryası çıkışsızdır; yolu/yordamı olmadığından bunu hiç kimse gösteremez. Böyle olunca yalnızlık ilk görünüşte paylaşılmaz olarak algılanacaktır. Başka bir ozan diyor ki; ?yalnız insan merdivendir/ hiçbir yere ulaşmayan? (2) Paylaşım temelinde türler arasında ve diğer türlere göre daha fazla sosyalleşen tür

okumak için tıklayınız

Roman ve Hikâye Üzerine Birkaç Not – Faiz Cebiroğlu

Eski Toplumsal Kurtuluş dergisinden arkadaşım Alper Yalman?ın son çıkan romanı ?Maktul ve Maktule?(*) beraberinde, ?roman nedir? nasıl yazılır?? tartışmasını da getirmiş bulunmaktadır. Yapılan tartışmalara ?katkı? sağlamak ümidiyle, roman ve hikayeyi birbiriyle kıyaslayarak notlarımı yazmak istiyorum. Daha önceleri yazmış olduğum bu notlara, yeni notlar ekliyorum. Evet, gerçekten roman nedir? Hikâye nedir? Roman ile hikâye arasındaki fark

okumak için tıklayınız

Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg – Lev Troçki (Ocak 1919)

Bizi çok büyük bir acı içinde bırakan iki ağır kaybı aynı anda yaşadık. Adları proleter devrimin büyük kitabında sonsuza kadar yer alacak olan iki lider aramızdan ayrıldı: Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg. Korkunç bir biçimde can verdiler. Katledildiler. Artık aramızda değiller! Zaten tanınıyorduysa da, Karl Liebknecht?in adı, Avrupa?daki korkunç boğazlaşmanın ilk aylarından itibaren dünya çapında

okumak için tıklayınız

Edebiyatın Üstüne Kara Bulut Gibi Çöktüler – Ahmet Yıldız

Edebiyatla bir toplumu değiştirebilir misiniz? Ben bilmiyorum. Ama T.S. Eliot’un ünlü “Denemeler” kitabında yazdığı gibi bir toplumu çökertebilirsiniz: Edebiyatı çöken bir dilin ulusu da çöker! Buna inanıyorum. Bir toplum için edebiyat ne anlama gelir? Çoğumuz bilmeyiz. Öncelikle dili dil yapar, onu ayakta tutar edebiyat. Bizi biz yapan bu yaşamsal olguyu temizler, pasından arındırır, kaybolmuş sözcükleri

okumak için tıklayınız

Charles Dickens: Sıkıntılı Günlerden Yansıyan Yaşam – Emine Gürbüz

?Giyotinin açlığını durdurmak mümkün değildi. Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik veya Ölüm: Bu dördünün içinde ölüm, en bilindik olanı ve en kolay elde edilebileniydi.? (1) Dünya edebiyatının önemli romancılarından Charles Dickens 17 Şubat 1812?de Portmouth?ta doğdu. Babası memurdur. Memurluk dönemin koşulları düşünüldüğünde pek de iyi bir meslek değildir, öyle olsa bile çok fazla borçları vardı, bu nedenle

okumak için tıklayınız

Kitap ve Kitap Okuma Üzerine – Faiz Cebiroğlu

İnsanoğlu, yazı dilinden önce, uzun yıllar sözü kullandı. Daha sonra, ses, sesler, belirli bir kalıba sokuldu. Sistemleşti. Yazı dili ortaya çıktı. Düşüncelerimiz, sorunlarımız, isteklerimiz, duygularımız; kısacası, sevdamız ve kavgamız, kâğıda, kâğıtlara döküldü: Kitaplaştı. Çeşit çeşit kitaplar yazıldı. Doğa / doğaüstü ve toplumsal yaşamın her yönüne hitap eden kitaplar ortaya çıktı. İnsan toplumunun evrim tarihine denk

okumak için tıklayınız

Ortaklıklar ve Karşıtlıklar: Aristoteles ve Thomas More’da Erdem ve Adalet – Irmak Güngör

Ütopyalar şüphesiz birer roman ya da masal değil, yerleşik toplumsal ve siyasal düzenin sorunlarını tespit eden “duyarlı ve yaratıcı” insanın çözüm tasarılarıdır. Bu anlamda onlar içlerinde döneminin eleştirisini ve çözüm önerisini bir arada bulunduran, mutlu bir toplum yaşamı arayışının sonucudurlar. Thomas More Ütopya’da insanların bu dünyada “mutlu” yaşayabilecekleri bir toplum düzenini anlatır, orada insanların ve

okumak için tıklayınız

Bir Ben Vardır – Sara Serçemeli (*)

Akıl sahibi öznenin, bilinçli kişinin kendisini başkalarından ayırmasına ve kendisini öne sürmesine yarayan güç ?ben?dir. Bu bir yönden kendini diğer kişilerden farklı olarak görme bilincidir. (2) Dolayısıyla bu bilinç kişiye sahip olduğu özelliklerin farkına varma olanağı sağlar. Bu makalede Rene Descartes ve Immanuel Kant?ta dile getirilen ?ben? konusu ana hatlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. İlk önce Descartes?ın

okumak için tıklayınız

Red Dust: Hatırlama, Affetme ve Varoluş – İdil Ceren Bozkurt (*)

Geçmiş, sadece geçmişte kalmaz. Hatırlamayla birlikte hafızanın tozlu raflarından çıkar, günümüze gelir. Bazen bir eşyayla, bir kişiyle, bir kelimeyle, bazen kokuda, seste vs. her şey gittiği yerden geri gelir. Zihin bunu nasıl becerir? Geçmiş bir anda nasıl şimdiye gelir ve farkında olmadan gelecekte yer eder? Aslında tüm bu soruları sormadan önce unutmanın o esrarengiz yok

okumak için tıklayınız

Descartes ve Kant?da Ben Deneyimi – Saliha Baysal (*)

Ben bu makaleye Descartes?la başlayacağım. Descartes ?ben?i nasıl temellendirmiş ve bu ?ben?le neye ulaşmıştır, bunu göstermeye çalışacağım. Daha sonra da Kant?ın ?ben?den ne anladığını ve Descartes?a eleştirisini ifade edeceğim. I.) Descartes ve Ben Anlayışı Descartes düşünce üretmeye başladığında ortaçağın niteliğine göre inşa edilmiş doğa felsefesi ortadan kalkar. Nicelik tarafından belirlenmiş doğa felsefesi onun yerine geçer.

okumak için tıklayınız

Hikaye… Anlatı – Faiz Cebiroğlu

Yazılarımda sürekli narrativ, anlatı, yaşam hikayelerinden söz ediyorum. Bu konu üzerinde duruyorum. Okulda öğrencilere yaşam hikayelerinin anlam ve önemini vurguluyorum. Önemlidir; hayatımızın canlı sürecini tasvir eden; dünümüzü bugüne, bugünümüzü yarına bağlayacak olan böylesi sözlü / yazılı tasvirsel anlatımlar önemlidir. Bu, yaşam sürecimizin kimliğidir. İnsanların sürüleştiği bir dünyada yaşıyoruz. Böylesi bir dönemde yaşam tarihimize sahip çıkmak

okumak için tıklayınız