Kategori: Makaleler

Özel, Güzel. Peki Para var mı Para? ? Suat Kamil Aksoy

Liberal rüzgârcıların, elde etmek istediği ideolojik tatminleri bir kenara bırakıp, sandığımız gibi bir hayal kurmuş olduklarını varsayacağız. Yazımız bu açıdan bir hayal kırıklığının izini sürecek. Kamunun elindeki hizmet ve üretimin özel ellere geçirilmesinin, kapitalizme daha uygun düştüğü inkâr edilemez. Elbette bu uygunluğun niçin en baştan var olmadığı da tartışılabilir. Belki bir yanlışlık olmuştur deyip, şimdilik

okumak için tıklayınız

Rekabet / Yarışma Kültürü / Sanat ve Sanatçı ? Nejdet Evren

Öküzün sabana koşulması neolitik dönem için nasıl yeni bir dönemin başlangıcı olmuşsa, buharın makineye uyarlanması da 19. yüz yılda aynı şekilde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Ateş, daha önceleri salt bir aydınlatma ve ısıtma aracı iken artık o, dişlileri seri halde devindiren mekanik bir gücün tetikleyeni konumuna geçmiştir. Sanayi devrimi olarak tanımlanan bu gelişme bir

okumak için tıklayınız

Moshi Moshi Japan? Raşomon – Hikmet Temel Akarsu

İlginç Japon yazar Ryunosuke Akutagava?nın Raşomon başlıklı öyküler derlemesi Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi?nden çıkınca, acaba üniversite yayınevleri de rekabetçi telif piyasasına mı giriyor diye meraklandık ilk önce. Öyle ya; kültür piyasasına giren bankalar, vakıflar, meslek odaları, medya holdingleri; hatta bakanlıklar bile rekabetçi telif piyasasının cerbezesine dayanamadıktan sonra üniversite yayınevlerinin dayanması neden beklenmeliydi ki? Kuşkusuz bu, özünde

okumak için tıklayınız

Unutturulamayan romancı Reşat Enis – Aydan Gündüz

Çok zaman olmuş. Yazıyı yazdığım tarih 1996. Bir de başlık atmışım: ?Unutturamadıkları Romancı Reşat Enis? diye. Topu topu bin tane basılan ve satış rakamı yüzü geçmeyen bir gençlik dergisinin on sayfası bu yazıya ayrılmıştı. Uzun süren bir araştırmanın sonucuydu bu çalışma. Hakkında tek satır yazı bulabilmek için ne kadar da uğraşmıştım. Oysaki Reşat Enis, Türk

okumak için tıklayınız

Avrupa ve Türkiye Futbolunda Milliyetçilik – Osman Bulugil

Türkiye?de spor medyasında hemen her gün karşımıza çıkanları şoven milliyetçiliğin bir parçası olarak ele aldığımızda durumun aslında bir İngiliz, bir Alman ya da bir İtalyan basınından çok da farklı olmadığını görebiliyoruz. Basının milliyetçiliği yeniden üretiyor olmasına öncelikle bir sorunsal meselesi olarak bakmamız gerekiyor. Söylemlerinin karşıtını koymak bile milliyetçilik sorunsalına dahil olmayı getiriyor. Örneğin Galatsaray?a ?Avrupa

okumak için tıklayınız

Şolohov, Durgun Don ve Gelenek – İ. Leşnev

Sovyetler Birliği yazarları arasında Mihail Aleksandroviç Şolohov, yeteneğinin gücü ve parlaklığıyla, Rus ulusal karakterinin derin bilgisiyle ilk sırayı alır. Adı, 1945?te yaşamını yitiren Aleksey Tolstoy?un yanı sıra, Gorki ve Mayakovski?nin hemen ardından anılır. Bu arada Aleksey Tolstoy?un eski Rus yazarları neslinden olduğu ve bir sanatçı olarak geliştiği yılların devrim öncesine rastladığını belirtmeliyiz. 1917 yılı, onunla

okumak için tıklayınız

?Marx?ın Kriz Teorisi? adlı kitaba dair ? Suat Kamil Aksoy

Simon Clarke gerçekten özenli bir çalışma yapmış. Ekonomi politik üzerine yazılan kitapların önemli çoğunuğunda yazarın kavrayışsızlığı göze çarpar. Bir emek harcanmıştır, ama yararsızdır ve dolayısı ile değersizdir. Bir de gereksiz düşünce dizileriyle okuyanın da zamanını boşa harcar. Simon Clarke hem ilgilendiği konuyu kısa sunmakla, hem de konuya ilişkin çok geniş bir yazın toplamını muhtemelen hiçbirşeyi

okumak için tıklayınız

“Yayla Çiçeği Kokuşlu Erdem’ime” – M. Şehmus Güzel

Bin çeşit renkle nakış işlemek / Yiğitliğin alıyla kederin karasıyla / acının sarısıyla, umudun mavisiyle /  şarkı söylemek….” İşte böyle: Şarkı söylemek “gönül haykırması” madem ki. Annesi Çerkes, anneannesi Çerkes ve maalesef tutucu; Tülay önce ana-babasına, aileye baş kaldıracak. Sonra bütün verili düzene, kurallar silsilesine. Annesiyle hesaplaşması ilginç. “O’nun hayalleri varsa, benim de var (*)…

okumak için tıklayınız

Bosman Kararlarının Futbola Getirdikleri ? Osman Bulugil

Futbolun belki de dönüm noktası olarak kabul edebileceğimiz Bosman Kuralları, 1990 yılında Belçika 1. Ligi?nde FC Liege takımında forma giyen M. Bosman?ın Fransız takımı Dunkirke?ye transfer olmak istemesiyle başladı. FC Liege Bosman için yüksek bir bonservis bedeli talep etti. Bosman, AB vatandaşlarının sahip olduğu iş aramak için serbest dolaşım hakkını engellediğini ileri sürerek Belçika Futbol

okumak için tıklayınız

Edebiyat Yarışmaları ve Dionisos Şölenleri? ? Hikmet Temel Akarsu

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizinden geçerken, kendisini içine düştüğü bataklıktan çıkarmak için ön şart ileri süren uluslararası para kuruluşları IMF ve Dünya Bankası her fırsatta içine düşülen krizin ekonomik değil, siyasi olduğunu hissettirmekteydi. Sadece söz konusu kuruluşlar değil, aynı zamanda gelişmiş Batı ülkelerinin Türkiye?ye destek vaadeden yöneticileri de siyasi partiler yasasında yapılacak değişikliklerle,

okumak için tıklayınız

Dede Korkut’un Poetik Modernizasyonu – Yücel Kayıran

Enver Gökçe, 40 Kuşağı?nın kuyuya atılmış Yusuf?udur. Türk şiiri ortamında, Enver Gökçe?den bahsedilirken, sanki eğitimsiz bir köylüden bahseder gibi bahseden bir söylem yaygındır. Oysa 1940 Kuşağı?nın üniversite mezunu olan iki şairinden biridir Enver Gökçe. DTCF?nin Türkoloji bölümünü 1948?de bitirir. Bitirme tezi, kırk yıl sonra da değerini yitirmemiştir ve Eğin Türküleri adıyla, ölümünden sonra yayımlanır. Enver

okumak için tıklayınız

Borçla Büyümek (!): Leeds ve Fiorentina – Osman Bulugil

1999?2000 sezonunda UEFA Kupası yarı final maçıyla hafızalarımızda yerini aldı Leeds United. Sportif açıdan başarılı sayılabilecek bir dönem geçiriyorlardı ve kadrolarında birçok yıldız oyuncu forma giyiyordu. Başka tarafıyla da adeta fırtına öncesi sessizlik yaşanıyordu. Leeds?in yanı sıra Floransa?nın mor menekşeleri, futbolda ticarileşmenin ve günümüzde artarak devam eden kulüplerin zengin işadamlarına satılmasının, kulüpleri nasıl batırabileceğinin tipik

okumak için tıklayınız

Dünya Kadını’na Bir Bakış – Nejdet Evren

Dünya Kadını rakamlarla konuşmasını sürdürecektir. Entel gevezeliğin, ben özgürüm şeklindeki bireysel yaklaşımlar ile kadın sorununu göremeyen ve erk-egemene sür-git gizli onay veren kadınların, çocuklarını erkek ve kız diye farklı düşüncelerle büyütmeyi sürdüren anaların ve rütbeli sefillerin gözlerinin içine içine bakarak Dünya Kadını rakamlarla ne denli eşitsiz, ikincil ve sömürülen olduğunu görmek/anlamak/görülmesini sağlamak ve bu eşitsizliği

okumak için tıklayınız

Aşırıya mı kaçıyorum? – Fidel Castro

Önceki yazımda Daniel Estulin’in yazmış olduğu kitaptan alıntılar yaparak hiç tartışılmaz bir biçimde delillerle ispat edilen, Amerikan gençliği üzerinde uyuşturucular ve televizyon yoluyla oynanan oyunu açıkladım. (Sözkonusu yazı, bu yazının sonunda yer almaktadır.) ABD ve İngiliz gizli servislerinin uygulamaya koyduğu sinsice plan için şunları söylemiştim: “Amerikalı gençlerin zihinleri ve duygularının bu şekilde saldırıya uğraması çok

okumak için tıklayınız

Politik Bir Roman: Muz Sesleri – Selman Büyükaşık

Gazetecilikle edebiyat arasında her zaman yakın bir ilişki olmuştur. Çoğu şair,öykücü, romancı gazetelere yazmaya soyunmuş; kimi köşe yazarları da edebiyatın bir dalında kalem oynatmayı denemişlerdir. Son yıllarda birçok gazetecinin özellikle roman yazdığını görüyoruz. İçlerinden bundan alnının akıyla çıkanların sayısının az olmadığını görmek elbette sevindirircidir. Ece Temelkuran?ın da bu kervana katıldığını öğrenince ilgimi çekti. Zira zamanında

okumak için tıklayınız

Vicdan Özgürlüğü ve Toplum – Doğan Göçmen

Hümanist şairlerinden Yunus Emre bir şiirinde ?…bir ben var bende benden içeri…? derken insanın iki boyutluluğuna ve bu iki boyutun bütünlüğüne işaret ediyor. Bir, karşımızda olduğu gibi duran ve dış görünüşü ile algıladığımız insan; iki, ilk bakış da görünmeyen ve sırf dış duyu organlarına bağlı kalındığı sürece görünmesi de mümkün olamayan ve ?vicdan? olarak tanımlanan

okumak için tıklayınız

Çok Satmak mı? İyi Edebiyat mı? – A. Ömer Türkeş

2000?li yıllarda roman üretiminin altın çağı yaşanıyor. Tam da kapitalizmin ruhuna uygun biçimde, karakteristiğini edebi değerde değil sayılarda bulan bir altın çağ bu. Yeni roman ve yeni yazar sayısında her yıl kırılan rekorlar bir yana, çok satan kitapların ulaştığı satış rakamları da Türkiye koşulları göz önüne alındığında ?göz kamaştırıcı?. Tırnak içine alıyorum ?göz kamaştırıcılığı?. Gözlerimizin

okumak için tıklayınız

Hainlikten Aslanlığa? – Osman Bulugil

Basında sıklıkla ?gurbetçi futbolcular? olarak öne çıkan, Avrupa?da top koşturan Anadolu kökenli oyuncular içinde madalyonun görünen yüzünü temsil ediyor Mesut Özil. 15 Ekim 1988, Gelsenkirchen doğumlu Mesut Özil, Türkiye basınında özellikle Almanya milli takımını tercih etmesiyle beraber daha sık tartışılır oldu. Bu tercihin Fatih Terim döneminde olması konuyu daha da çeşitlendiren bir etken olmuştu. Avrupa?da

okumak için tıklayınız

Başarısız Kore, Başarılı Kapitalizm! – Osman Bulugil

2010 Dünya Kupası?nda Brezilya?ya karşı oynadığı futbolla bir anda dikkat çeken Kuzey Kore, basında ?Teknik direktörü inşaat işçisi yaptılar? başlığıyla karşımıza çıkıyor. Haber metninin teknik direktörün görevden alınması ve ceza verilmesini işleyen bir görüntüsünün yanı sıra alt metin olarak da birçok şey çıkarabiliriz. Aslında kapitalizmin futbol üzerinden de nasıl ideolojik saldırı yaptığını vurgulamak gerekiyor. Odaklandığımız

okumak için tıklayınız

Sınıfı ve Direnişi Anlatmak – Mediha Göbenli

İşçi edebiyatı, işçi yazarların ve sınıf duruşuna sahip işçi sınıfından yana olan yazarların ürettiği eserler olarak tanımlanmaktadır. İşçi edebiyatının tarihini, işçi sınıfının doğuşu ile başlatmak gerekir. İşçi sınıfını doğuşu ise, sanayi devrimiyle başlamıştır. Avrupa?da kapitalizm, 18. yüzyılın sonunda İngiltere?de yaşanan sanayi devriminden, Fransa?da ise 1789 burjuva devriminden sonra doğmuştur. İşçi sınıfının doğuşu, kadın ve çocuk

okumak için tıklayınız