Kategori: Makaleler

Tarikatçı Mehmet Nusret’ten Aydın Aziz Nesin’e – Canan Koçak

Yazmadan rahat edemeyen bir adam, dinlenmek haram ona, uyumak gereksiz, hastalanmak yasak, yazdıkça yazan, her zaman yazacak bir şeyleri olan. Nasıl bu kadar yazabiliyorsun? diye soranlara hafif kızgınlıkla karışık, zora gelmişiz, darda kalmışız işte diyebilecek kadar mütevazi. Övünmekten hoşlanmaz, ama dünyaya bir daha gelecek olsa yine aynı yollardan geçeceğini söyleyip, yine yazar olacağını belirten, yani

okumak için tıklayınız

Mistifikasyon – Nejdet Evren

Önce kitaplar yakıldı. Suçlu bulunmuştu. Kitaplar. Yakılmalıydılar, ki dillerin, dinlerin ve kültürlerin kesintisiz tarihsel süreçlerinde var olan diyalogları kopsun, parçalansın diye…Söz kopmadı diğerinden ne ki vakkanivüsler çala-kalem yazıp durmaktaydılar; tahribat diz-boyunu geçtiğinde bu kadarı da olmaz deyip isyan ettiler…Yığınlarca işsiz vardı ve etiket hazırdı; yaftası yakalarında başladılar hem konuşmaya hem de yazmaya…Dünyalar keşfedilmiş diye yazdılar

okumak için tıklayınız

Mustafa B. Yalçiner’den Mor Sümbüller – Prof. Dr. M. Şehmus Güzel

Mustafa B. Yalçıner?in Akdeniz?in güneşinde ve ayında, Toroslar?ın poyrazında, içeride ve dışarıda damıttığı öykülerinin toplamından oluşan ve okuyucusuna yeni yıl hediyesi gibi sunduğu Sümbül Gölü?nü heyecanla, gülerek, tedirgin olarak, sevinerek, hüzünlenerek okudum. Kitap elime ulaştığında trenle yola çıkmam ve yol için de iyi bir yol arkadaşı lazımdı. İşte yol arkadaşım diyerek kitabı çantama attım ve

okumak için tıklayınız

Eğitim Konusunda Vasiyetimdir – Aziz Nesin

Bu yazıyı 1972 yılında, noter senedinin düzenlenmesi, mahkeme tescil kararının alınması ve Resmî Gazete’de ilanının yayınlanmasıyla birlikte Nesin Vakfı’nı yasal olarak kurduğum zaman yazmalıydım. Olmadı. 1974 yılında Nesin Vakfı’nın yapılarını kurmaya başladığım zaman da yazabilirdim. Yazamadım. Hiç değilse Nesin Vakfı’na ilk çocuğu aldığım 1980 yılında olsun yazmam gerekirdi. Yapamadım. On beş yıldan beri bir türlü

okumak için tıklayınız

İnanıyorum Buna! ? Mert Sarı

İnanıyorum buna! Yağmurlu bir Sarayburnu akşamında şakaklarından süzülen yağmur sularının ara sıra bir gözyaşı damlası karıştığına. O başıboş, hovarda, sevecen Sait Faik gibi. İnanıyorum buna! Her şeyin bir insanı sevmesiyle başlayacağına. Dostoyevski?nin haklılığına dünyayı sanat güzelliğinin kurtaracağının, kişioğlunu her türlü kendine dönüklüğünden, çıkarcılığından arıtacağına. İnanıyorum bütün bunlara.

okumak için tıklayınız

Anton Çehov?un 150. Doğum Yılı – Semiha Şentürk

Öyküleri ve oyunlarıyla modern edebiyatta yeni bir sayfa açmış, James Joyce?dan Virgina Woolf?a, Katherine Mansfield?ten Raymond Carver?a pek çok yazarı etkilemiş bir yazarın, Anton Çehov?un 150. doğum yılı vesileyle, Çehov?un hikayesini kağıda dökelim istedik. Anton Pavloviç Çehov, 17 Ocak 1860?ta Taganrog?da doğar. Azak denizi kıyısındaki Taganrog, 1860?lı yılların başında Yunan tüccarların sık sık uğradığı bir

okumak için tıklayınız

Yazmak Nedir? – Jean Paul Sartre

(…) Hayır, biz müziği, heykeli ve resmi «de bağlamak» istemiyoruz, ya da, hiç olmazsa, aynı biçimde bağlamak istemiyoruz. Hem sonra neden isteyecekmişiz? Geçmiş yüzyıllardaki bir yazar, uğraşıyla ilgili bir görüş ileri sürdüğünde, hemencecik ondan bunu öteki sanatlara da uygulaması iste­niyor muydu ki? Ama, sanki aslında, tıpkı bütün yüklemle­rinin eşdeğerli olarak yansıttığı Spinoza felsefesindeki töz (cevher)

okumak için tıklayınız

Márquez’in gazetecilik günleri – Zeynep Heyzen Ateş

Kolombiya Journalism Review?da birkaç gün önce Gabriel García Márquez?in gazetecilik geçmişini inceleyen ilginç bir makale yayımlandı. Detaylı bir çalışma olan yazı Márquez?in gazetecilik geçmişini ele alıyordu. ?1955?te Kolombiya muhriblerinden birinin sekiz tayfası dev bir dalga tarafından denize düşürüldü. Aralarından sadece Luis Alejandro Velasco susuz ve yiyeceksiz on günün ardından sağ kalmayı başardı. Kolombiya gazetelerinden El

okumak için tıklayınız

Adını Koymadıklarımız / Ben / Etik ? Nejdet Evren

Adını koymadığımız olgular belki de dokunmak istemediklerimiz olgulardı; belki de dokunmaya kıyamadıklarımız; kim bilir? Ad koyduklarımız hep yitip gittiler ve özelliklerini yitirdiler bir-bir! Neden mi gittiler? Süreçlerini tamamlamış olmalarından olsa gerek bu? Yaşarken hissedip, ad koymaya kıymadıklarımız ise süren olgulardır ki, süre-gelmek hayatın özünde saklı olandı… Dil-döngüsünü keşfeden insan türü o gün bu gündür hep

okumak için tıklayınız

Doğu’da ütopya yok mu? – Ender Helvacıoğlu

Ütopyaları listeleyen çoğu çalışmaya göz attığımızda, ilk sırayı ütopyaya isim babalığı yapan Thomas More’un Utopia’sının (1516) aldığını görürüz. Liste, Campanella (Güneş Ülkesi), Francis Bacon (Yeni Atlantis) diye devam eder. Bazı listelerde, ünlü Antik Yunan filozofu Platon’un Devlet’ine özel bir yer biçilir ve ilk ütopya olarak değerlendirilir. Yani MÖ 500 civarında ilk ütopya yazılmış ve iki

okumak için tıklayınız

Çelişkisiz Sentez ? Nejdet Evren

İnsan düşünür, ne düşündüğünü düşündüğünde ise düşünmüş olduğunu düşünür. Düşüncenin düşüncesi doğar bundan. Düşüncenin düşüncesi, düşüncenin karşı-tezidir. Her iki düşünce çatışır ve yeni bir düşünce çıkar ortaya. Yeni olan bu düşünce bir bilgi kaynağıdır. Ancak yoğrulmamış ve ham bir bilgidir henüz. Bu durum yeniyi sorgulayan bir düşüncenin habercisi olup ilk iki durumdan farklı noktaya düşer.

okumak için tıklayınız

Genel Grev Genel Direniş Nasıl Yansır Edebiyata? – Sennur Sezer

Genel grev sözü bana hep bir Alman romanındaki bir sahneyi anımsatır. Grevin başlayıp başlamadığını anlamak için musluğu açan delikanlının görünüşünü: ?Gözleri parlayan ve daha sakalları bile çıkmamış olan çok genç bir oğlan, giriş kapısının hemen yanındaki musluğu çevirdi; susuz kulları için Tanrı kayalardan su akıtınca gülümseyen bir ermişi andırıyordu. Ne varki bu genç, suyun akması

okumak için tıklayınız

Burjuva Konağındaki Yastık Savaşları – Ayşe Duygu Şarman

Diziler son yıllarda fazlasıyla izleniyor; hem de üzerine bol miktarda söz ediliyorlar. Bu dizi patlamasını öncelikle bir melodram patlaması olarak görmek gerekiyor. Acı çekmenin ve bedel ödemenin; ilahi adalet arayışının yoğun olduğu hikâyeler izliyoruz dizi dizi? Üstelik ekonomik krizin getirdiği ?eve kapanmanın? ve ?çitlemenin? zorunlu sonucu oluyorlar. TV?deki dizi patlamasının önemli bir dilimini edebiyat uyarlamaları

okumak için tıklayınız

Kırmızı ve Siyah üzerine bir inceleme – Tahir Ürper

Stendhal? ın Kırmızı ve Siyah romanında baş karakter olan Julien, bir mağaraya çıkar ve orada gece geç saatlere kadar kalır. Gecenin sessizliği dinginliği onu, karanlıkta yanan bir ışığın tüm çevresini aydınlatma umuduna kaptırır. Bulunduğu dağın yüksekliğinden Fransa?nın zengin kentlerine bakması, tutkunun yolculuğuna başlama işareti ve isteğidir aslında. Julien,başka dünyaların insanı. Tutkunun peşinden koşan, yalnız yüreğine

okumak için tıklayınız

Bir Ortadoğu Güncesi 2 (Lübnan’ı Anlamak ve Kavramak Üzerine) – Erinç Büyükaşık

Şam’da geçirdiğimiz iki günün ardından yolumuz bizi Beyrut’a taşıyacak. Başka bir ülke veya kenti görmek kadar benzer yazgıları yaşayan Ortadoğu’nun Paris’ini kısa bir süre önce başgösteren çatışmalar ve İsrail saldırıları ardından görmek heyecanlandıyor beni. Nizar Kabbani’nin şiirindeki, Feyruz’un şarkılarındaki Beyrut’u düşlerken bir yandan da Lübnan İç Savaşı’nın ardından küllerinden doğan ve 2005’te Refik Harriri’nin öldürülmesiyle

okumak için tıklayınız

Öz ve Biçim – Nejdet Evren

A. Bitmeyen Sorular Öz, genel olarak bir cismi/olguyu/nesneyi kendisi yapandır; biçim ise, sınırları belirlenmiş olmadır. Gerçekte öz ve biçim nedir? Nasıl etkileşirler? Bir birini yok edebilirler mi? Dönüşüm ?öz? de mi ,?biçim? de mi oluşur? Bir bütünü temsil ediyorlarsa neden ayrıştırılmışlardır? Değilse, öncelikleri var mıdır? Bunların fizikte, uzay zaman diliminde ve sosyolojide anlamları aynı mıdır?

okumak için tıklayınız

Arıza yapan edebiyat – Ahmet Oktay

Türk edebiyatının mevcut arızalarının nedenlerini anlayabilmek ve iyi değerlendirebilmek için, kültürel ekonomi politik üzerinde durmak gerekiyor. 12 Eylül darbesiyle birlikte kaydırılmış olduğumuz estetik zemin, söylemek gerekir ki, son kertede yığınla politik içerik barındırıyor. Darbenin, işçi sınıfının kesin yenilgisi ve burjuvazinin uluslararası kapitalizmle bütünleşmesiyle sonuçlandığı, bugün çok daha kesin biçimde ifade edilebiliyor. 12 Eylül darbesinin ürettiği

okumak için tıklayınız

Şiddet ? Nejdet Evren

Şiddet, bir refleks midir; denetlenebilen ya da denetlenemeyen? Özünde ne vardır? Topluluk şizofrenisine dönüşmesi durumunda içinde olanlar ile olmayanlar üzerinde ne gibi etkiler yaratır? Güç ile şiddet arasında bir ilişki varsa bu ilişki nasıl şekillenir? Güçsüzlük ile şiddet orantılı mıdır/orantısız mıdır? Korku, şiddetin belirleyen nedeni olabilir mi? Şiddet, başka yönden kişinin kendisini bir ifade etme

okumak için tıklayınız

Karl Raimund Popper ve ?Açık Toplum ve Düşmanları? Üzerine ? Mert Sarı

Türkiye?de vulgarize edilmiş ?Açık Toplum? söylemi,? Açık Toplum?un kendisine karşı delişmen bir rüzgarın saçlarımızı savurduğu Yenikapı sahilinde Filiz, Ben, Pusat ve arkadaşlar topluluk halinde yürümekteyiz. 1990 Aralık ayının puslu, kapanık bir öğleden sonrası. Boşuna söylememiş ozan Ahmed Arif ?Aralık sevmem, çok netameli aydır?. Biraz da anlayışsız öğrenci yurdu görevlilerine içerlemiş olan Can haykırıyor: ?O gün

okumak için tıklayınız

“Muhteşem Süleyman” – Hikmet Temel Akarsu

Tarih yükselen bir disiplin. Son zamanlarda prestiji doruklarda olan bir sosyal bilim. Bunda, post-modern çağ kültür, sanat ve siyasetinin özellikleri çok etkili. Yanısıra, son dönemde ortaya çıkan karizmatik bazı bilim adamlarının medyadaki gösterişli sunumlarının yarattığı haşmet de etkili olmakta. Tarih; tarihte(!) hiç olmadığı kadar kitlelere malolmakta. Popülerleşmekte, okunmakta, izlenmekte, tartışılmakta, hatta daha da ileri gidilip

okumak için tıklayınız