Kategori: Makaleler

?Seviyorsam, sen olduğun içindir?

Ahmed Arif, yokluğu, umutsuzluğu varlık ve kavuşma umuduna çevirmeye çalışmıştır. Dilimizin en sarsıcı kelimelerindendir sen. Bir kere dile geldi mi sesin şiddetine göre her şeyi derleyip toparlar, duyguları içine alır, dilediğini uzağa fırlatır fakat en çok da ?ben?deki bütün gücü üstüne çekip yüklenir sonra da iki varlığın tek toplamı olur. Hele şiirde, en çok da

okumak için tıklayınız

Tiyatro Sanatçısının Sorumluluğu – Özgün Ergen

Her dönemin sanatı ve sanat algısı dönemin maddi koşullarına koşuttur. Felsefi bir terminolojiyle tanımlayacak olursak, biz buna ?olanaklar alanına uygunluk? diyeceğiz. Dolayısı ile bugün hiçbir sanatçımız, Nâzım gibi bir şair, Shakespare gibi bir oyun yazarı, Beethoven gibi bir bestekâr ya da Cézanne gibi bir ressam değildir. Peki, bu durum, bizdeki sanatsal dehânın eksikliği ya da

okumak için tıklayınız

Köstebek Başını Çıkardı / Foti Benlisoy ile Söyleşi – Sanem Yardımcı / Dinçer Demirkent

Gezi direnişi, bir şeyler bekliyormuş, bir yerlerde saklanıyormuş da aradığını bulunca yapacağını yapan yaratıcı pratikler dizisini ortaya çıkardı. Bu pratikler birçok yöntemle kaydedildi. Makalelerde, öykülerde yer buldu. Daha Haziran günlerinden başlamak üzere bir Gezi literatürü böylece oluşmaya başladı. Bu literatürün genişleyeceğine ve derinleşeceğine şüphe yok. Gezi üzerine yazdıkları Agora?dan yayımlanan Foti Benlisoy ile kitabı, direnişi

okumak için tıklayınız

Gezi Direnişi Üzerine Düşünceler – Dinçer Demirkent

Bildik bir cümleyle başlayalım: Kriz düşünceyi derinleştirmeye, eleştiriyi keskinleştirmeye zorlar. Atıllık ve rutinin yerini sıradışı olan alır. İngilizcedeki ve aynı aileden olan birçok dildeki kriz, kritik ve eleştiri arasındaki bağın bununla bir ilişkisi olsa gerektir. Türkiye?nin muhtelif mekânlarında yanan barikatlar, dumana boğulmuş sokaklar, politikleşmemiş bir eleştirinin politikleşmesinin, kritiğin sokağa dökülmesinin sonucuydu. Bir halk ayaklanmasına dönüşen

okumak için tıklayınız

Gezi Kitaplarına Bir Bakış – Sanem Yardımcı

Gezi Parkı, İstanbul?da bir parkken, gölgesinde soluklanılacak ağaçlara ev sahipliği yaparken, Türkiye tarihinin en kalabalık, en renkli direnişinin adresi, geleceğe dair umudun, daha iyi bir yaşamın sembolü haline geldi. Apansız karşılaştığımız hızla uyum gösterdiğimiz direniş günleri, kolektif yaşam pratiklerini, dayanışma deneyimlerini, belleklerimize soktu. Böylesi bir kalkışmanın, bir araya gelmenin, yayıncılık dünyasına yansıması şaşırtıcı değildi elbette.

okumak için tıklayınız

Dünya edebiyatının fiili sorunları – Yücel Kayıran

Damrosch?a göre, dünya edebiyatının işleyişini anlamak için sanat eserinin ontolojisinden çok, bir fenomenolojiye ihtiyacımız vardır: ?Bir edebi eser, yurtdışında kendini evinde olduğundan farklı bir şekilde dışa vurur.? Khaled Hosseini ile Franz Kafka arasında bir benzerlikten söz edilebilir mi? Kuşkusuz infial yaratmak istemem; edebi tür bakımından değil, dünya edebiyatı kavramı açısından soruyorum. Kafka, dünya edebiyatının klasiği

okumak için tıklayınız

“Güzel” öykü nedir? Taylan Kara

Ercan Kesal?ın bu kitabındaki öykülerin yarısından fazlasını Radikal Gazetesi?ndeki köşe yazılarından okumuştum. Kitap bu yazıların toplanmasından oluşuyor. Yazar yıllarca taşrada, kendisinin adlandırmasıyla ?bozkır?da doktorluk yapmış. Öykülerin hemen hepsinin merkezinde bu var. Kitaptaki öykülerde insanlık durumları vardır ve öykülerin içerdiği insanlık durumları gerçektir. Gerçeklikten kasıt, yaşamdaki olayları bire bir yansıtması, yaşamın olduğu gibi temsili değildir. Gerçi

okumak için tıklayınız

Sokaktan Pamuk Prensesliğe Bir Tarih Olarak Gezi – Ayhan Yalçınkaya

Eğer Badioucu anlamda Gezi?yi bir olay olarak yani ?herhangi bir durumun ?normal düzeni?nden radikal bir kopuş, durumun kendini yeniden üreten düzenini, yani tekrarı kesintiye uğratan? ve en önemlisi ?durumun içinden bakıldığında ?imkansız olan?ı gerçekleştiren kurucu bir edimden çok, verili durumun başka türlü de olabileceğine dair yeni ihtimalleri mümkün kılan bir kırılma anı? (1) olarak kabul

okumak için tıklayınız

Yirmi birinci yüzyılın insanlarına – Sennur Sezer

Hasan İzzettin Dinamo şiirleriyle hep geleceğe seslenmiştir. Ölümünün yirmi beşinci yılında seçme şiirleri yayımlandı. Kitapta Dinamo?nun kendi sesiyle şiirlerin yer aldığı bir CD de var. Hasan İzzettin Dinamo?yu tanıyan biri olarak onun portresini kısacık bir cümleyle en iyi çizenin Yaşar Kemal olduğuna inanırım: ?O bir ermiş, bir kahraman, bir çocuk saflığında, dudaklarında hüzünlü bir gülümseme,

okumak için tıklayınız

Gezi Direnişi Türk Edebiyatında Bir Kırılma Yaratabilir mi? – Başak Baysallı

Edebiyatın konusu insandır. İnsan, tüm çıplaklığıyla, gerçeğiyle yerleşir metnin içine. Yüzyıllardır böyledir bu. İnsanın sevinci, acısı, umutları, hayalleri, sıradan yaşamı, varoluş sancısı edebiyatın başlıca uğraşıdır. İnsan, yaşadığı toplumdan ayrı düşünülemez. Edebi eser, insan gerçeğini yansıtırken topluma da ayna tutar. Toplumu etkileyen siyasi ve sosyal olaylar edebiyatı şekillendirir. Türk edebiyatı da diğer ülkelerin edebiyatları gibi doğduğu

okumak için tıklayınız

Kürk Mantolu Madonna neden çok satıyor? – Erdinç Akkoyunlu

Edebiyatın çok satanlar seyri edebiyat okuru, yazarı ve düşünürü için önemlidir. Ve Sabahattin Ali?nin Kürk Mantolu Madonna?sı yaklaşık 4 yıldır çok satanlar listesindeyse düşünmek gerekir. Nitelikli bir edebiyatçının romanlarına olan satış ilgisini belirleyen en temel özelliğin, edebi değer olduğunu söylemek boşboğaz cesareti olmaz. Sabahattin Ali?nin 1907?de başlayıp, siyasi cinayete kurban gittiği 1948 yılları arasındaki ömrüne

okumak için tıklayınız

Ernest Hemingway’ın Zülfü Livaneli üzerindeki etkisi

Çocukluktan gençliğe adım attığım yıllarda beni en çok etkileyen, elimden düşürmediğim roman Ernest Hemingway?in Türkçeye ??İhtiyar Balıkçı?? diye çevrilen ??Yaşlı Adam ve Deniz??iydi. Ankara?da Bahçelievler semtindeki evimizde odamın duvarları Ernest Hemingway?in resimleriyle kaplıydı. Her cumartesi Amerikan kitaplığına gidiyor, yeni çıkan dergilerde Hemingway?le ilgili ne varsa gizlice keserek eve getiriyor, dosyalıyordum. Masamın üstünde Hemingway?in kitaplarının

okumak için tıklayınız

Arif Dino, Abidin Dino ve Don Kişot’un Yaşar Kemal’in yaşamındaki önemi

Beni ilk etkileyen kitap ?Don Kişot? oldu. Onu okuyunca yeni bir dünya buldum, önce bir karanlığa düştüm, sonra da içimde bir aydınlanma, yücelme oldu. Bu kitabı bugünlerde bile okumalıyım. On yedi yaşındaydım, bir gün Arif Dino?yla karşılaştık “Hadi gel, bir çay içelim,” dedi. Gittik oturduk. “Kemal oğlum,” dedi, “sana hayatının en güzel hediyesini veriyorum. Git

okumak için tıklayınız

Edebiyatı katliama dönüştürenler – Mert Tanaydın

“Bireyler yazar, önderler işaret eder, fanatikler öldürür? sarkacı durulana kadar, daha neler görürüz kim bilir.” Bir gün bir roman yazarsınız ve hayatınız değişir: Romanınız edebiyattan anlamayan insanlar tarafından okunur, siyasi ve dini liderler tarafından şeytanlaştırılırsınız, taşlanmanız ya da kitabınızın yakılması yetmez, öldürülmeniz gerektiği söylenir. Kütüphanelerin insanı olmaktan çıkar, jeostratejik paylaşım mücadelelerinin manevralarından biri haline gelirsiniz.

okumak için tıklayınız

Hayatın romancısı – Sennur Sezer

Suat Derviş 1944?te yazdığı Niçin Sovyetler Birliği?nin Dostuyum adlı broşürden sonra iş bulmakta, yazılarını kendi adıyla yayımlatmakta zorluklar yaşamaya başladı. Aynı yıl, eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklanıp 8 ay cezaevinde kaldı. Suat Derviş (1905?1972) röportaj, öykü, çeviri ve roman gibi farklı türlerde yazmıştır. Ancak toplumsal içerikli popüler romanların yazarı olarak tanınır. İstanbul?un Bir

okumak için tıklayınız

Edebiyat tarihimizdeki ilk ciddi savaş romanı – A. Ömer Türkeş

Mehmet Eroğlu, ?Fay Kırığı? üçlemesini Rojin?le tamamlandı. Savaşa karşı duruyor Eroğlu; vicdansızlığa, adaletsizliğe, akıldışılığa, kahramanlık safsatasına, insanların birbirini öldürmesine karşı çıkıyor. Mehmet Eroğlu, ?Fay Kırığı? üçlemesine 2009 yılında Mehmet romanıyla başlamış, 2011?de Emine ile sürdürmüştü. Üçleme geçtiğimiz günlerde yayımlanan Rojin ile tamamlandı. Yaklaşık bin 500 sayfalık bu dev üçleme Türkiye Cumhuriyeti?nin 1990-2010 arasındaki uzlaşmaz gerilimlerini

okumak için tıklayınız

Edebiyatta lüzumsuzluk – Banu Yıldıran Genç

?Klasikleri okudun mu?? sorusu bu ülkede kitapla ilgili muhabbetlerdeki önemli sorulardan biridir. Okulda öğretmenler, evde anne babalar tarafından klasiklerin okunması salık verilir, taksitle, kapıdan kapıya klasik kitap setleri satılır, hatta Milli Eğitim Bakanlığı çok iyi bir iş yapar gibi 100 Temel Eser listesi hazırlayıp, sadece kendi belirlediği klasiklerin okutulmasına çalışır, okullara bu liste dışında kitap

okumak için tıklayınız

?İnsan, unutmada birinci? – Ömer Erdem

Yazarlığını geriye çeken karakteriyle, artist yazarlar neslinden ayrılır Büke. Eğer hayata dair bir öykü anlatıyorsa ilkin yalın bir gerçeklikle gelmeli önümüze yazar. Yöntemi ne olursa olsun, daha ilk cümlelerinden itibaren yazdıkları sanki gerçekmiş ve içimizde, yanı başımızda olup bitenlermiş duygusunu vermeli. Birdenbire bir kalabalığın içine giriverdiğimizde ya da sebepsiz bir köşeden dönüverdiğimizde de hissetmeliyiz o

okumak için tıklayınız

Orada Öylece Kal “Kayıp Şey” – Funda Demir

İtiraf etmeliyim ki; adı dalgınlık mı, safsaklık mı bilmiyorum. Bugüne kadar onlarca şeyimi kaybettim. Kimisinin arkasından günlerce öfledim pöfledim, kimisini neyse ki, n?apalım diye geçiştirdim. Ne kimlikler, akbiller, kitaplar geldi geçti de; hiç biri mor hırkam kadar üzmedi beni. Hem çok severdim, hani üzerinizden çıkarmadığınız şeyler vardır ya, öyleydi… Hem de iki dakika öncesine kadar

okumak için tıklayınız