Kategori: Sinema

Yıldızlara Bakan, Altın Saçlı Küçük Bir Prens

Antoine De Saint-Exupéry’nin 1943 yılında okurlara kazandırdığı Küçük Prens 2015 yılında sinema ekranlarında karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Yazarın kendi sulu boya resimleriyle süslediği bu büyülü kitaptan bir film yaratmanın zorluğu, okurların merakı ve sabırsızlığıyla doğru orantılı olarak artar elbette. Öyle ki kitaba büyüsünü katan her detay yönetmenin omzuna daha ağır bir sorumluluk yükler.

okumak için tıklayınız

Kürt sineması: Yurtsuzluk, sınır ve ölüm

Bir Kürt sineması fikri şimdi, Yılmaz Güney, Bahman Ghobadi, Hiner Saleem, Kazım Öz, Hüseyin Karabey gibi isimlerin dâhil olduğu (ama onlarla da sınırlı kalmayan) başarılı yönetmenlerin kolektif çalışmalarına dayanır. Keza adını andığım Kürt sinema yönetmenlerinin hepsine başka ulusal sinemalar da sahip çıkabilir ve çıkmıştır; üstelik böyle bir iddia çok da temelsiz değildir. Yılmaz Güney örneğin,

okumak için tıklayınız

Christopher Nolan’dan Yıldızlararası için okuma listesi

“Sevgi ki zaman ve mekanın boyutlarını aşar, algılamaya gücümüzün yettiği yegâne şeydir,” der Doktor Brand (Anne Hathaway), Yıldızlararası’nın bir sahnesinde. Fakat Christopher Nolan’ın bu epik bilimkurgu hikayesinde, kitaplar da boyutları aşıyor. Hatta filmin başlarında Murph (Mackenzie Foy), kitaplığından düşen ve rasgele savrulduklarını varsaydığımız ciltlerin şifresini çözmeye çalışıyor. Çünkü bir hayaletin onunla bu yolla iletişim kurmaya

okumak için tıklayınız

İki Bacaklı At Ya Da Dört Bacaklı İnsan – Semih Erelvanlı

Kesildiği yerden iki kafa daha çıkaran ejderhaları andırır İran Yeni Sineması. Ama bu ejderha, yapıcı ve insancıldır. Sansürle, baskıyla zindana kapatılması, ona eşsiz bir dil kazandırır. İmkânsızlıklar karşısında o tutar, parmaklıklarının demirinde yeşeren çiçekler eker. Gün ışığını yakalamak için olağanüstü bir kıvraklık geliştirir ve bunu gözlem gücüyle, özgüveni yüksek bir yalınlıkla derinleştirir. Erelvanlı şöyle diyor

okumak için tıklayınız

Filmlerin Politik Okuması

Türkiye’de pek çok konuda olduğu gibi sinema kuramı konusunda da yayınların yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Hala çevrilmemiş bir sürü temel eserin varlığı hepimizin malumu. Yine de özellikle 1990’lı yılların sonu, 2000’li yılların başında bu konuda önemli bir atılım gerçekleşti. Bugün pek çok yayınevi önemli sinema kuramı kitabını dilimize kazandırıyor. Bu atılımın ilk işaret fişeği sayılabilecek kitaplardan

okumak için tıklayınız

100 yıllık sinemayı okumak

Her ne kadar tartışmalı olsa da sinemamızın 100. yılını kutluyoruz. Kitap Fuarı’nın bu yılki teması da Sinemamızın 100 Yılı, onur yazarı ise Atillâ Dorsay. Biz de, bu vesileyle Türkiye sinemasını tanımayı kolaylaştıracak 20 kitaplık bir seçki hazırladık. Kitap Fuarı’nın bu yılki teması, Türkiye sinemasının bir asırlık birikimine saygıyla ‘Sinemamızın 100 Yılı’ bildiğiniz gibi. Sinema yazarlığının

okumak için tıklayınız

Rusya’da Eylemin Sanatla Buluşması (Edebiyatta ve Sinemada Devrim)

Rus devrimlerinin edebiyat ve sinema tarihini her yönüyle ele alan bir ortak çalışma. Devrimler toplumsal, siyasal, ekonomik ve tarihsel nedenlerle ortaya çıkar ve her devrim, hem çağının sanatında büyük izler bırakır, hem de o sanat tarafından yaratılır. Rusya’da devrim fikri, on dokuzuncu yüzyıl sonundan itibaren Rus edebiyatının ve sanatının temel konularından biri olmuş, 1905 ve

okumak için tıklayınız

Roman, Film, Müzik ve Livaneli – (Röportaj: Zafer Köse)

Zülfü Livaneli, sinema alanında da önemli çalışmaları olan bir sanatçı. Aralarında Otobüs, Yılanı Öldürseler, Sürü, Yol, Mutluk gibi filmlerin bulunduğu yerli ve yabancı birçok filmin müziklerini besteledi. Çok sayıda en iyi film müziği ödülü kazandı. Bunlardan sonuncusu, Mutluluk film müziği ile 2007 Antalya Altın Portakal’dan geldi. İlk yönetmenlik çalışmasında, Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır

okumak için tıklayınız

Roman, Film, Müzik ve Livaneli

* “SON OZAN” KİTABINDA (ZAFER KÖSE, MEVSİMSİZ YAYINLARI, 2007) YER DEMİR GÖK BAKIR FİLMİYLE İLGİLİ BÖLÜMDEN KISA PARÇALAR: * … (1986) Yıllarca hazırlandıktan sonra bir filme başlıyor. 1974 yılında İsviçre’de ‘Otobüs’ filminin müziğini yaptığından beri yüreğini kanırtan bir istekti bu. Otuzu aşkın film müziği vesilesiyle değişik uluslardan yönetmenlerle çalışmıştı. Çoğu zaman o sahnelere ayrı yorum getirmek

okumak için tıklayınız

“Bu makine kafalı, makine kalpli adamlara teslim olmayın!” Charlie Chaplin, Büyük Diktatör filminden

“Umutsuzluğa kapılmayın.” Üstümüze çöken bela; vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucu. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek, diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecek. Son insan ölene kadar özgürlük yok olmayacak.

okumak için tıklayınız

‘Labirent: Ölümcül Kaçış’

Geçen yıl ülkemizde de yayınlanmış olan çok-satar fantastik gençlik romanları dizisi “Labirent”in ilk kitabı “Labirent: Ölümcül Kaçış”ın (The Maze Runner) Hollywood yapımı aynı adlı sinema uyarlaması ABD ile eş zamanlı olarak dün (Cuma) ülkemizde de vizyona girdi. Son yıllarda bir hayli popülerleşen ve çoğu sinemaya da uyarlanan fantastik gençlik romanlarında iki alt-tür şekillenmiş durumda. Bunlardan

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın arasındaki fark: Halk Kimin Yanında? 30. Ölüm Yıldönümünde Yılmaz Güney?i anarken… – Zahit Atam

Yılmaz Güney 1974 yılında hapisten çıktığında ilk önce ailesini bir araya getirdi, Kıyıköy?e yerleştiler ve Arkadaş?ı çektiler, ama olup bitenler gösteriyordu ki Yılmaz Güney?in zihninde başka bir proje vardı, görüşmeleri konuşmaları araştırmaları Türkiye?yi sarsacak bir film hazırlığında olduğunu gösteriyordu. Güney?le görüşmek işi zorlaşmış, gelenler üstü aranarak ofisine girebiliyorlar, bir tedirginlik var herkesin üzerinde.

okumak için tıklayınız

Aydınlar çoktan unuttu, hatta ona saldırdı da, BU HALK NİYE YILMAZ GÜNEY’İ UNUTMADI? – Zahit Atam

Aydınlar çoktan unuttu, hatta ona saldırdı da, BU HALK NİYE YILMAZ GÜNEY?İ UNUTMADI? Bu çok ilginç bir soru. Yıllar önce SİP üç afiş yapıştırdı, biri Deniz Gezmiş, diğeri Aziz Nesin ve elbette Yılmaz Güney. Nedense afişler yırtılıyordu, birileri afişlere dayanamıyordu. Ama Umut Sosyalizmde sloganı ve faytoncu Cabbar imgesi kalıcı oldu, kâğıtlar yıpranıp solana kadar kaldılar

okumak için tıklayınız

YILMAZ GÜNEY: sahip çıkamadığımız büyük miras? – Zahit Atam

Sürü filminin senaryosunu okumak gerçekten büyük bir enerji ve sabır gerektiriyor. Çünkü Yılmaz Güney?in 1978 ve 1981 arasındaki üç senaryosunun özelliği çatışmanın ve çelişkinin dibine vurmasıdır. Her sekans, hatta her bir plan yeni bir çatışmaya, yeni bir ruhsal gerilime bizi tanıklığa çağırmaktadır. Her sekansın kendi içinde çatışmalı bir enerjisi var, siz o enerjiyi kendi varlığınızdan

okumak için tıklayınız

Sürü 2 / Bir Yılmaz Güney filmini seyretmek ne demektir? – Zahit Atam (2.Bölüm)

Zahit Atam YILMAZ GÜNEY’in 30. Ölüm Yıldönümü için 20 gün sürecek bir yazı dizisi hazırladı. Sanatına ve mücadelesine saygıyla? Sürü – 2 Bir YILMAZ GÜNEY filmini seyretmek ne demektir? II. Sürü filminin senaryosunu okumak gerçekten büyük bir enerji ve sabır gerektiriyor. Çünkü Yılmaz Güney?in 1978 ve 1981 arasındaki üç senaryosunun özelliği çatışmanın ve çelişkinin dibine

okumak için tıklayınız

Hakan Savaş’ın dikkat çeken çalışması: “Sinema ve Varoluşçuluk”

Hakan Savaş?ın ?Sinema ve Varoluşçuluk? başlıklı çalışması, okuyucuya bir yandan felsefe ve sinema arasındaki yakın ilişkiyi yakından görmesinin yolunu açarken felsefi eleştirinin sinemanın gelişimine sağladığı katkıyı gösteriyor. Kitabı, Haluk Erdem değerlendirdi… Felsefe ve sinema ilişkisine varoluşçuluk açısından bakış Sinema ve Varoluşçuluk başlıklı kitap üç bölümden oluşuyor: ?Eleştirinin Görevi ve Felsefi Eleştiri?, ?Varoluşçuluk ve Düşüncenin Dramı?

okumak için tıklayınız

Samuel Beckett’in sinema tasarısı: 1965’ten bir sessiz film

Godot?yu Beklerken adlı oyunu ve çok özel romanlarıyla tanınan İrlandalı yazar Samuel Beckett, edebiyat hayatı boyunca bir kez de senaristliği denedi. 1963?te Grove Press, Samuel Beckett?tan Film adındaki bir film için senaryo yazmasını istedi ve Beckett da senaryonun ilk taslağını dört gün içinde hazırlayıp teslim etti; sonrasında da başka bir taslak daha tamamlayıp yeniden gönderdi.

okumak için tıklayınız

Edebi eserler ve televizyon dizileri – Sadık Güvenç

Edebi eserler sinemaya kaynaklık eder. Ölümsüz eserler, geniş kitlelere ulaşmak için bir yol daha bulmuş olur. Okuma oranının düşüklüğü, geniş kitlelerin televizyon (dizi) bağımlısı olduğu düşünüldüğünde yöntem olarak doğrudur edebi eserlerden dizi yapılması. Bir genç kızımızın aynı adlı kitabı kitapçı vitrininde gördüğünde ?anneciğim, uyanıklar dizinin kitabını çıkartmışlar,? diyecek kadar ilgi çekmesi de ayrıca dikkate değer.

okumak için tıklayınız

Bir Roman Bir Film – Cemil Kavukçu

Her seferinde iyi niyetle başladığım, ama hep sıkılıp yarım bıraktığım işlerden biri de kitaplığımı düzenlemektir. Aradığımı bulamadığım çok olur. Bazen de unutulmuş, yıllardır okunacağı günü bekleyen bir kitap çıkıverir karşıma. Günlerdir kafamı kurcalayan, raflarda olduğunu çok iyi bildiğim bir kitabı ararken Giuseppe Tomasi Di Lampedusa?nın Leopar romanıyla karşılaştım. Unutmuşum. Üstelik, çevirmeni Semin Sayıt 1999 yılının

okumak için tıklayınız

Yaşadığımız Devri Sorgulatan En İyi 19 Distopya Filmi

Öncelikle distopyanın ne olduğunu açıklamaya çalışalım: Distopya, ütopyanın karşılığı olarak kötü, karamsar, kıyamet senaryoları içeren bir dünya üzerine kurulu hayal anlamına gelir. Herkesin kıyameti kendine tabii. Size göre dünya ayran tsunamisi altında kalabilir, ülkeyi yönetenlerin bıyıkları sizi halının altına süpürebilir, o biraz hayal gücünüze kalmış. Kendi distopyanı kendin yarat isimli çalışmalarımız yakında başlayacak. Yalnız birkaç

okumak için tıklayınız