Sinema tarihinin en iyi 50 edebiyat uyarlaması
Total Film edebiyattan beyazperdeye uyarlanan en iyi 50 filmi seçti. İşte o 50 film: 1. The Silence Of The Lambs (1991) 2. The 39 Steps (1935) 3. The Road (2009)
okumak için tıklayınızOkuyun ama yutmayın, çiğneyin.
Total Film edebiyattan beyazperdeye uyarlanan en iyi 50 filmi seçti. İşte o 50 film: 1. The Silence Of The Lambs (1991) 2. The 39 Steps (1935) 3. The Road (2009)
okumak için tıklayınızSinemamızın etkili yönetmenlerinden Semir Aslanyürek’in senaryo kuramı üzerine görüşlerini önce kavramlar üzerinden, daha sonra teorik ve pratik yanlarıyla irdelediği ve okura bir yol haritası kunduğu kitabı? (Tanıtım Bülteninden)
okumak için tıklayınızHerkes Çehov’dan esinlendiğini söylese de Kış Uykusu ile herhangi bir Çehov eseri arasında somut bağlantı yok. Film, Çehov’dan çok Sabahattin Ali öyküleriyle yakın bir ilişki kuruyor. Nuri Bilge Ceylan’ın sinemamız adına tarihi bir zafere imza atarak Cannes’da Altın Palmiye kazanan filmi Kış Uykusu’nun, yönetmenin önceki çalışmalarıyla karşılaştırıldığında önümüze çok daha
okumak için tıklayınızWes Anderson?ın son filmi Büyük Budapeşte Oteli Berlin Film Festivali?nden sonra, 33. İstanbul Film Festivali?yle Türkiye prömiyerini yaptı ve sinema salonlarına Nisan ayında girdi. Kara komedi türündeki yapım epeyce ilgi çekti ve uzun zamandır da vizyonda. Nazi döneminde Avrupa?daki değişimi Wes Anderson?ın ruhuna özgü farklı, masalsı bir dille anlatan filmin Stefan Zweig?a uzanan yolculuğuna,
okumak için tıklayınızTürk sineması 100 yaşında? Atillâ Dorsay, Türk sinemasının 100. yılı kutlamalarına bu kitabıyla katılıyor. Başlangıçtan beri yapılmış tüm önemli filmleri bulabildiği ölçüde izleyerek, klasikleri yeniden gün ışığına çıkararak, yakın tarihli filmlere günümüzden bir bakış getirerek… Bu sinemaya olan ortak sevgimizi olabildiğince nesnellikle yoğuruyor, önemli üçleme ve ikilemeleri hatırlatıyor, sadece 100 film seçmenin zorluğuna karşın herkesin
okumak için tıklayınızDizi yapımcıları birçok sebepten ötürü kitapta geçen bazı önemli olayları ve kişileri diziye yansıtmamaktadır. Bazı olaylar bütçeden dolayı yapılmaması doğal fakat bence bilinmesi de şart. İşte bu farklar. 1. Ned’in Kız Kardeşi Hakkında Gördüğü Rüya Ned Stark, Jaime Lannister tarafından sıkıştırılıp bacağı yaralandıktan sonra bayılıp düşmüştü. Dizide normal bir şekilde uyanırken
okumak için tıklayınızAnkara’daki provalar bitince İstanbul Efendisi oyununun kadrosu Adana’ya geldi.Ayın tam ortası,maaşlar 17 gün sonra geldi Allahtan hazırlıklı gelmişim bunu düşünemeyenler çok zor durumda kaldı Oyunun bütün kadrosu küçük Saat?e yakın AĞBA oteline yerleştirildi.Birinci sınıf bir otel en üst katında bir gece kulübü var.Sahne alan gurup dünya karması gibi, her ülkeden sanatçı var genellikle caz çalıyorlar
okumak için tıklayınızÖmer Ayhan yeni romanı Şehrazat?la Türk sinema tarihinden bir kesiti günümüze taşıyor. Yeşilçam?ın altın çağı olarak nitelenen 60?lı yılların kayıp filmlerine kapı aralayan romanda, dönemin sosyal ve politik yapısına dair ironik göndermeler öne çıkıyor. Halit Refiğ?in 1964 yılında çektiği ve halen kayıp olan kültleşmiş filmi Şehrazat?ı arayış öyküsü gibi başlıyor roman. Bir yanıyla gerçek bir
okumak için tıklayınızYorgo Bozis ile Sula Bozis?in ?Paris?ten Pera?ya Sinema ve Rum Sinemacılar? (Yapı Kredi Yayınları) adlı kitabının yayımlanışı, hem sinemamızın yüzüncü yılına rastladı, hem de İstanbul Film Festivali günlerine. Sinema sanatının ?en azından tutkunları açısından? gündemde olması bakımından anlamlı bir rastlantı. Bozis?lerin kitabının ?sinemamızın yüzüncü yılına rastladığını? söyledim ama, Fuat Uzkınay?ın, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Ayastefanos?ta
okumak için tıklayınızBatı cephesinde değişen bir şey yok. Sinema dendiğinde akla gelen ilk isim olan Charlie Chaplin?le ilgili akla ziyan (aslında bildik) başlıklarla haberler yapıldı. Farklı başlıkları olsa da tek kaynaktan üretilip çoğaltılan ve ?tümünde aynen? yayınlanan haber, ?Charlie Chaplin ile ilgili yazılan bir biyografi şok etkisi yarattı. İddiaya göre
okumak için tıklayınızGünümüzün siyasal-toplumsal yapısını kavramak açısından medya neden bu kadar büyük bir önem taşıyor? Medya, hükümetle birlikte yönetici sınıf rolünü oynar. Peki bu rolün gerçekleşmesinde kullanılan entrikalar nasıl yaşama geçirilir? ABD medyasının büyük başarısı olarak sunulan “Watergate Soruşturmaları”nın sulandırılması ve gerçeklerin örtbas edilmesinde ABD medyası nasıl kilit bir rol oynadı? ABD medyasının öve öve göklere çıkarttığı
okumak için tıklayınız“Sinemanın İstanbul’daki birinci dönemi 1896’da başlar ve 1922’de sona erer. Bu dönemde, seyyar sinemacılar, yeniliğe açık tiyatro işletmecileri ve yöneticileri olumsuz koşullara karşın (elektrik şebekesinin yokluğu, sansür vs) sinemanın tanınmasına ve sevilmesine ön ayak oldular. Meşrutiyet’in ilanından sonra (1908) seyyar gösteriler yerini Pera’daki sinema salonlarına bıraktı. Bu salonların yöneticileri mesleğini seven, yenilikçi ve başarılı kişilerdi.
okumak için tıklayınızSinema dünyayı değiştirdi. Teknoloji izin verir vermez film yapım sanatı, önceki yüzyılların sanat biçimlerinden çok daha farklı bir yol izledi. İnsanın çevresindeki dünyayı, duyguları, deneyimleri ve gündelik yaşam hikâyelerini kaydetme arzusu, nefes almak kadar doğal bir hale geldi. Sinema, farklı zaman ve mekânlarda, ayrıca toplumsal ve kültürel koşulların etkisi altında çeşitlilik kazandı. İlk filmlerin arkasındaki
okumak için tıklayınız“Sinema bizden Onat Kutlar’ı çaldı. İyi oldu diyemiyorum. Ama kötü oldu da diyemiyorum. Sinematek serüveniyle, genç sinemacılarla olan yakın ilişkileriyle, sinema yazılarıyla ve özellikle senaryo çalışmalarıyla, sanırım edebiyata yaptığı katkıların çok daha üzerinde ve çok daha yararlı katkılarda bulundu Türk sinemasına. Şunu da ekleyeyim ki Onat, sağlığında senaryolarını kitaplaştırmayı düşünmüş ama bu fırsatı bulamamıştı.”
okumak için tıklayınızSinemanın tarihle ve bellekle ilişkisi çok yönlü ve tartışmalı bir alandır. Birbirlerinden neredeyse koparılamayacak bir sarmal olan bu çok yönlü ilişki, bir taraftan sinemada düşünsel ve biçimsel olarak özgün yapımların ortaya çıkmasını sağlamış diğer taraftan ise zihnimizdeki geçmiş kurgularını güçlendirmiş ya da alt üst etmiştir. Bu yapıda geçmiş, beyazperdede bugünle ilişkilendirilerek canlanmış, geçmişe dair filmler
okumak için tıklayınız“Emek Yoksa Ben de Yokum, aslında pek de sevmediğim türden, cafcaflı ve gösterişli bir başlıktı… Bir yandan yazarın kendisini fazla öne çıkarması diye yorumlanabilirdi. Öte yandan da riskliydi: Eğer amacı gerçekleşmezse ve yazar “Emek’i kurtaramazsa” ne olacaktı? Yazar ömrünü verdiği mesleğini ve köşesini bırakacak mıydı? Ancak, öncelikle bunları düşünecek halim yoktu. Armudun sapı, üzümün çöpü
okumak için tıklayınızSinema Savaşları, Hollywood yazısının durduğu Lee Dağı?nın yamacından Ebu Garib Cezaevi?ne önemli mesajlar gönderiyor. Bush-Cheney rejimi tarihin en çalkantılı ve tartışmalı dönemlerinden birinde iktidardaydı. Başkent ile Wall Street önemli derecede itibarını yitirmiş ve ekonomi Büyük Buhran?dan beri en korkunç pozisyona sahipti. ABD dünya sahnesinde itibar anlamında önemli bir düşüş yaşarken, Hollywood?un duruşu kendi içindeki çatlaklara
okumak için tıklayınızSinegöz Film Atölyesi’nin bu çalışması Aziz Nesin’i bir kez daha hatırlatmak ve tartışmak amacını taşıyor. Bu atölye Türkiye’de bir aydın ve aydınlanma geleneğinin var olduğu iddiasını destekliyor. 2004 yılında kısa filmler derneği özel ödülünü alan kitabın içinde Aziz Nesin belgeselinin Vcd’sini de görebilirsiniz. Kurgu-biyografi niteliğinde olan metinler Nesin’in çocukluğunu, Markopaşa deneyimini, Aydınlar Dilekçesi’ni ve Sivas
okumak için tıklayınızTürk sinemasının unutulmaz yüzlerinden Nubar Terziyan?ın sinema dışı anıları. Eski İstanbul?da yaşanmış bir çocukluk, amatör tiyatro heyecanıyla ve bolca çapkınlıkla geçmiş gençlik yılları, derken evlilik, derken 6-7 Eylül olayları, dedelik, yalnızlıkla tahterevalliye binen mütevazi şöhret… ?Öylesine vatandaş? Nubar Terziyan, Ne İdim Ne Oldum?da dil ustalığıyla değil ama tatlı dille anlatıyor yaşadıklarını. ?Nubar Baba?nın hayat hikayesinden
okumak için tıklayınızSloven yönetmen Martin ?ulík’in Bahçe’sinde kök salan hâllerden biri şaşkınlıksa diğeri umuttu. Ev alabilmek için satmaya gittiği dede yadigârı bahçede, karıncaların şifasından yarasaların sevişmesine, patates ekmeğinden kuş sütüne kadar pek çok şey öğrenen Jakub’un şaşkınlığına umut ilişti. Nerede ve nasıl yaşaması gerektiğini fark etti, dahası keşfetti Jakub. Karıncadan kendine, elma ağacından sevdiğine, kuş sütünden babasına
okumak için tıklayınız