Atlas – Jorge Luis Borges “zamanın dışında bir zamana açılmak”

Atlas, Borges’in dünyanın farklı şehirlerine yaptığı gezilerde biriktirdiği anıları, gözlemleri ve düşleri harmanlayan benzersiz bir metin. Atlas, Jorge Luis Borges’in tüm kitaplarından farklı bir kitap. Borges ile eşi María Kodama’nın, dünyanın dört bir köşesinde benzersiz sesleri, dilleri, alacakaranlıkları, kentleri, bahçeleri, insanları keşfedişlerinin seyri içinde ortaya çıkan bir atlas. Havasını içlerine çektikleri İstanbul, Venedik, Atina, Cenevre,

okumak için tıklayınız

William Golding’in Sineklerin Tanrısı – Ece Çakır

Yüzlerce yıl boyunca Hıristiyan kilisesi, insanın doğumuyla günahkâr bir varlık olarak hayat bulduğunu söylemiştir. Tanrının emirlerine karşı gelip bilgelik ağacının meyvesini yiyerek insanoğlu kendini lekelemiş, kaderini sonsuza dek değiştirmiştir. Peki, bu görüşten hareketle insan gerçekten “lekeli”, kusurlu bir varlık mıdır? Herkesin içinde iyilik olduğu kadar, kötülük de var mıdır? Bu iyilik ve kötülük doğuştan mı

okumak için tıklayınız

Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika – Ayşe Buğra

“Prof. Dr. Ayşe Buğra’nın Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika kitabı, yoksulluk sorununun evrensel ve yerel görünümlerini bünyesinde barındıran bir çalışma. Kitapta, yoksulluk konusu kapitalizmin gelişim sürecinde ortaya çıkan yaklaşımlardan hareketle değerlendiriliyor ve ülkemizde yoksullukla mücadele, Cumhuriyet döneminde uygulanan sosyal politikalar analiz edilerek ele alınıyor. İlk bölümden başlayarak kitabın arka planında, kapitalizmle birlikte var olan

okumak için tıklayınız

Feride – Yılmaz Odabaşı

Feride, 1980’lerin sıkıyönetim Diyarbakır’ında yazdığı ve 1990’da Cem Yayınevi tarafından ilk basımı dört yıl boyunca ilgi görmeyen, ama 1994’ten itibaren yoğun bir ilgiyle hemen her yıl yeni basımlar yaparak Türkiye’nin her yöresinde her yaştan insanın büyük bir beğeniyle okuduğu tek şiirden oluşan yapıtıdır. Feride sunu: ‘istasyonda konuşan iki dilsizdi onlar ayrılığı söyleyen kara gürütülerde şaşkındır

okumak için tıklayınız

Büyük Saat (Bütün Şiirleri) – Turgut Uyar

(*) Turgut Uyar “Büyük Saat” şiirinde şöyle sorar: “Şimdi tarihte saat kaç ?” Tarihe ve zamana, insanın tarihle/zamanla ilişkisine ve geçmişine ilişkin temel bir sorudur bu, Uyar’ın şiirlerinde. Çeşitli şiirlerinde bu sorunun ardından giden Uyar, zamanla/tarihle/vakitle ilgili kaygıların, arayışların ve sorgulamalarının gerekçesini şöyle dile getirir: “bizim tasalarımızın eskidir tarihçesi/sonunda umutlanmak, başında gül bahçesi/bir bayrama su

okumak için tıklayınız

Ali Ozanemre ve Holterle Ölçülen Öyküler – Müslüm Kabadayı

Üretici-yaratıcı insanların üretim-yaratım süreçleri, hem okurlar hem de araştırmacılar tarafından hep merak edilir. Genel olarak sanatçıların, özelde de şair-yazarların bu özelliklerine ilişkin onlarla yapılan söyleşiler, onların kaleme aldıkları anılar ya da açıklamalar, merak edilenlerin bir kısmını karşılar. Diğer kısmını da, onların üretim-yaratım süreçlerine birincil katılan, tanık olan yakınlarının ve dostlarının anlatımları tamamlar. Türkiye’de sanat-edebiyat dünyasındaki

okumak için tıklayınız

Bir Hafta Neden 7 Gündür ve Pazartesi Gününden Başlar?

Bir haftanın yedi gün olması kültürümüze o kadar işlemiştir ki, hafta fikrinin aslında sadece bir insan icadı olduğunu unutma eğilimini kolayca gösteririz. Peki ama neden 8 ya da 10 değil de 7 ve neden yeni bir hafta Pazartesi günü başlamak zorunda? Aslında, pek çok şeyde olduğu gibi, yedi günlük hafta fikri de batıl inanç, tesadüf,

okumak için tıklayınız

Filozof Henri Bergson’un tek ses kaydı: Sanat ne işe yarar? (Türkçe altyazılı)

1936 yılında Henri Bergson ile yapılan bu kayıt, 20. yüzyılın en büyük filozoflarından biri olan Bergson’un elimizde olan tek ses kaydı. İşin ilginç yanı, bu kayıt aslında gerçek mülakatın öncesinde yapılan teknik bir deneme. Bu denemede Bergson, kendisine ait Gülme kitabından sanatın ne işe yaradığına dair bir bölüm seslendiriyor. France Culture’ün dün yayınladığı videonun çevirisi

okumak için tıklayınız

Filozof İoanna Kuçuradi: “Bir adaya düşsem yanıma ‘Küçük Prens’ kitabını alırım.”

“Türkiye’nin Değerleri” serimizin ilk konuğu, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi. “Başkaldırıdan felsefeye gittim” diyen 84 yaşındaki Kuçuradi, ömrünü felsefeye ve insan haklarına adamış bir isim… Eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde tamamlayan profesör, yıllardır derslerinde “Küçük Prens” kitabından örneklerle öğrencilerine felsefe anlatıyor. İnsan ilişkileri yürütmenin Mars’a gitmekten, insan haklarının tesisinden bile zor olduğunu düşünüyor. İnsanı anlamayı dert edinen Kuçuradi’ye

okumak için tıklayınız

Ölümün Ağzı – İrfan Yalçın “Karl Marx’ın Kapital’inde anlattığı İlkel Birikim’in romanı.”

Kimse işçi olmayı istemez. Hele de kaderi ve tarihselliği işçilik olan köylüler… Toprağından sökülüp alınanlar için her türden toplayıcılık, avcılık, aylaklık, boşta gezerlik hatta dilencilik işçi olmaya yeğdir. Eğer zor olmasaydı. Ama bu zor, salt açlığın dayatması değildir. İrfan Yalçın bu gerçeği 400 yıl öncesinin İngiltere’sinden değil İkinci Dünya Savaşı yıllarında Zonguldak’tan yansıtıyor bizlere. Bu

okumak için tıklayınız

Ölümsüz Karanfiller – Bedriye Korkankorkmaz

Mersinli şair ve yazar Bedriye Korkankorkmaz çeşitli türleri birleştirdiği Ölümsüz Karanfiller adlı kitabıyla bir kez daha okuyucularının karşısına çıktı. Yaşamak Çocuğum (şiir), Paslı Deniz, Ruhlarla Söyleşiler (deneme-biyografi), Tinsel Söyleşiler (denem-biyografi) gibi eserleriyle okuyucuların takdirini kazanan Korkankorkmaz Ölümsüz Karanfiller’de beyazperdeden edebiyata uzanan geniş bir alanda klasik mertebesine ulaşmış isimleri sıcak sohbetine çağırıyor, ölümsüz ölülerin ruhlarıyla söyleşiyor.

okumak için tıklayınız

Sus Barbatus – Sadık Güvenç

Bitip tükenmeyen bir yağmur, yağmur altında bir orman, ormanda yaşayan her tür insan, insandan başka her şeye benzeyen düzen adamı hainler; hainlere kafa tutan “anarşist” gençler, gençlerin sığındığı mağaralar, mağaraların gizemi, gizemli orman, ormanın bitip tükenmeyen yağmuru, yağmurun daha da coşturup azdırdığı nehir… Birinci cildinde her yer kütük gibi buzdu. Buz altındaki orman, ormanın koynunda

okumak için tıklayınız

Kim Korkar Schrödinger’in Kedisinden? – A’dan Z’ye Yeni Bilimin Rehberi – Ian Marshall, Danah Zohar

Schrödinger’in kedisi yeni fiziğin maskotudur. Kuantum teorisyeni Erwin Schrödinger tarafından kuantum gerçekliğiyle bağlantılı imkânsız görünen bazı bilmeceleri açıklamak için ortaya atılınca, 20. yüzyıl biliminin “hayrete düşüren” bir sembolü oldu. Schrödinger’in kedisi ışık geçirmeyen bir kutu içinde yaşar. Onun kutunun içinde ne yaptığını göremememiz hikâyenin bir parçasıdır. İçeride kediyle birlikte, onun sağlıklı besinle mi yoksa zehirle

okumak için tıklayınız

Tahran 1979 – Ekber’i Hatırlamak – Behrooz Ghamari

31 Aralık 1984 günü, sabah saat 7.30’da öldüm. Mecazi değil, gerçekten de varoluş anlamında söylüyorum. İşte tam o anda bir kâğıt parçasının, yani tahliye emrinin, altına gönülsüzce atılan bir imza ile bambaşka bir dünyaya doğru adım attım. Gözbağımın altından bulanık bulanık gördüğüm satırlar, tıbbi sebeplerle şartlı tahliye edildiğimi ve gardiyanın çok açık bir şekilde anlattığı

okumak için tıklayınız

Olumsuzlamalar – Eleştirel Teori Denemeleri – Herbert Marcuse

İngilizcesi 1968 yılında yayımlanan bu kitabın yazarı Herbert Marcuse, Paris 68’inin en çok okunan yazarıydı. Nazilerden kaçarak Amerika’ya yerleşen, sonrasında Amerikan toplumu üzerine düşünen Marcuse “ileri kapitalist endüstri toplumları”nın analizini yaparak pasifleşen bir işçi sınıfının kapitalizmin hedonist metalarının sahibi olmaya başladığını (mutluluk fikrinin nesnelliğini) ve böylece “devrimci” rolünü kaybetmeye yüz tuttuğunu saptamıştı, hem de 1960’lı

okumak için tıklayınız

Nazi Diktatörlüğü – Yorum Sorunları ve Perspektifleri – Ian Kershaw

“Nazizm üzerine yazılmış literatürün kapsamı o kadar geniştir ki uzmanlar bile başa çıkmakta zorlanırlar. Modern Alman tarihinde uzmanlaşmış öğrencilerin sıklıkla Nazizm’in karmaşık tarihçiliğini özümseyemedikleri ve akademik Alman dergilerindeki sayfalarda veya akademik monografilerde çoğu kez yürütülen yorumlama tartışmalarını takip edemedikleri açıktır. Kitabımı yazarken bu fikirden yola çıktım. Bu nedenle, tarihyazımının gelişimi hakkında bir açıklama yapmamakta ve

okumak için tıklayınız

Siyah ve Beyaz – Nejdet Evren

“Konuşmak demek, bir kültürü özümlemek, bir uygarlığın yükünü dilinin ucunda taşıyabilmek demektir her şeyden önce.” (1) Bir dil, bir insan sözü boşuna söylenmemiştir. Günümüze kadar kaç yüz uygarlığın dili yok olmuş ve yok edilmeye yüz tutan kaç dil mevcuttur? Kolonyalist Avrupa’nın İngiliz dil ve edebiyatı neredeyse dünya dili haline gelmiş bulunmaktadır. Birey konuştuğu dilin kültürüne

okumak için tıklayınız

Otoriter Popülizm Çağı – Günümüzün Değerler Tartışması – Bahadır Nurol

Richard Sennett, değerler konusunu ele alan bir çalışma yürütmenin zorluklarını hayli ironik bir dille ifade etmektedir. Ona göre “toplumsal değerler” ve “değerler sistemi” ifadeleri, sosyal bilimlerin gündelik dilin başına sardığı belalardır: “İtiraf etmeliyim ki, ‘değer’in ne olduğunu hiçbir zaman anlayamamışımdır. Değer, bir ‘şey’ değildir. Eğer insanların toplumsal dünyalarını rasyonalize ederken kullandıkları dilden bir parça ise,

okumak için tıklayınız