Yaşar Kemal: Çeltik tarlalarından yazı ustalığına

Irgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük… Osmaniye’nin bir köyünde 1923’te (nüfus kaydına göre 1926) dünyaya gelen Kemal Sadık Gökçeli, ortaokulu son sınıfta terk ettikten sonra bu tür işlerde çalışmaya başlamıştı. Daha o zamandan şiirler kaleme alıyordu. O şiirler, Gökçeli’nin hayatını yönlendirecek, onu yazarlığa ve ‘Yaşar Kemal’ olmaya sürükleyecekti.

okumak için tıklayınız

Jean Paul Sartre da Özgürlük Metafiziği – Mert Sarı

Bendenizin felsefeye ilgisi, yönelimi yazın (edebiyat) üzerinden deneme üslubu iledir. Dolayısıyla ereğim akademik bir felsefeden çok yazınsal bir felsefeyi kotarmaktır. Felsefi gizemli, tuhaf insan gerçekliğinin yorumlamakta bir entelektüel araç olarak görmekteyim. Bu felsefi uğraşım varlığıma birazcık erdem katıyorsa o da işin cabası, kısa günün karı. Yine yazınla felsefeyi bireşime vardıran bir kişi olan Jean Paul

okumak için tıklayınız

Kâğıt Ev Hikayesi – Onur Köybaşı

Aslında Kâğıt Ev’i yazmak için farklı bir giriş düşünüyordum, taki bu sabah yaşadığım olaya kadar.Sevdiğim kitaplar bana her zaman farklı sürprizler hazırladı.Bu sürprizler;bazen kitaba başlarken ya da kitabı bitirip onun hakkında düşünüp araştırma yaparken karşıma çıktı.Kâğıt Ev tam da böyle oldu: Onu bitirip onun hakkında araştırma yaparken karşıma çıktı. Bende yarattığı derin hüznü, gündelik bir

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’in Sonsuz Yürüyüşü – Zafer Köse

Yaşar Kemal’i birazcık tanıyan herkes bilir ki, sokaktaki insanın, hayat mücadelesi içindeki insanın görüşlerini önemsediği kadar hiçbir şeyi önemsemez. Elbette memleketinin insanını, aynı yıllarda yaşadığı insanları kendine en yakın bulur. Ama dünyanın dört bir yanında dostları olduğunu, 40 yıl önceki, 5 bin yıl önceki, 2 yüzyıl sonraki insanlarla da iletişim halinde olduğunu bilir. Yıllara sığmayan,

okumak için tıklayınız

Kuşatmanın senfonisi

Sarah Quigley Orkestra Şefi’nde, Şostakoviç’in 7. Senfoni’sinin besteleniş öyküsüne ve Leningrad’ın II. Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarına bambaşka bir pencereden bakıyor. Dimitri Şostakoviç, 20. yüzyılın en önemli ve üretken bestecilerinin başında gelir. 25 Eylül 1906 günü St. Petersburg’da dünyaya gelmiş, on üç yaşında konservatuvar eğitimine başladığında doğduğu kentin adı Petrograd olmuştu.

okumak için tıklayınız

Filistin Sokaklarını Tuval Olarak Kullanan Banksy’den 16 Duvar Resmi

Banksy’den ikinci Gazze çıkarması: Dünyanın en büyük açık hava hapishanesine ‘turistik’ gezi Dünyaca ünlü sokak sanatçısı Banksy, 2005’teki ziyaretinin ardından bir kez daha Gazze’ye giderek, geçen yaz İsrail’in hava saldırılarının ardından harabeye dönen kentte yeni eserler yaptı. Banksy bu çalışmalarını iki dakikalık bir belgeselde topladı.

okumak için tıklayınız

Berlin karası

Nazi Almanyası’nın siyasi, toplumsal, ekonomik ve ideolojik görünümünü 1930’ların Berlin’i ile birlikte yansıtan Mart Menekşeleri, hem tarihi hem siyasi bir polisiye. İlk olarak 1989 yılında yayımlanan Mart Menekşeleri, 1956 Edinburg doğumlu İskoç yazar Philip Kerr’in “Berlin Noir” üçlemesinin -ve Bernie Gunther polisiyelerinin- ilk kitabı. Tarihsel dönem olarak 1936-1948 yıllarını kapsayan üçleme The Pale Criminal (1990)

okumak için tıklayınız

Unutma, hayatı hatırla: Deniz Hüseyin Yusuf!

“Devir, her şeyden önce, unutma ve hatırlama üzerine bir roman. Çıkış noktası ise dilsizlik.” Bir süre önce mübadele döneminin edebiyata yansımaları üzerine küçük bir araştırma yapmıştım. Mübadelenin Türk edebiyatına yansıması o kadar cılız, Yunan edebiyatına yansıması o kadar büyüktü ki şaşırıp kaldığımı hatırlıyorum. Mübadelenin özel bir yeri de yoktu üstelik, toplumsal travmalarımızın hemen hepsi edebiyata

okumak için tıklayınız

Modern romanın başyapıtlarından: ‘Körleşme’

Elias Canetti, Kafka’nın özellikle Dönüşüm’ündeki dilden etkilenmiş, onun kadar yalın yazmaya çalışmış ama sonuçta ortaya 565 sayfalık dev bir yapıt çıkmış. “Körleşme”, modern romanın başyapıtlarından biri olarak tekrar tekrar okunmayı, hakkında konuşmayı, tartışmayı hak eden bir roman.

okumak için tıklayınız

Ölümün Ağzı – İrfan Yalçın

“Mükellefin urganı, terli olur yorganı; mükelleften kurtulan, çifte kessin kurbanı.” Anonim türkü İkinci Dünya Savaşı yıllarında zorla çalıştırılan Zonguldak maden işçisinin yaşamını ” Ölümün Ağzı ” adlı kitabıyla romanlaştıran İrfan Yalçın, 2. Dünya Savaşı döneminde, 27 Şubat 1940’ta başlatılan, ama savaşın bitimini de aşarak 1 Eylül 1947’ye kadar uygulanan (zorunlu çalışma yükümlülüğü) “iş mükellefiyeti”ni konu

okumak için tıklayınız

Gök ve Yer Arasında – Jidi Majia

Dünyanın en çok sayıda insanını barındıran uçsuz bucaksız Çin coğrafyasındaki sekiz milyonluk Yi halkının içinden çıkarak şiirin evrensel okyanusunda özgün ve seçkin bir konuma ulaşan bu şair, ait olduğu coğrafyadan ve kültürden dünyaya seslenirken, şiirin, insanı, yaşamı, ağacı, kuşu, toprağı, geçmişi, şimdiyi, geleceği, varoluşumuza ilişkin her şeyi nasıl kucaklayabileceğini kanıtlıyor…

okumak için tıklayınız

Köpekler güvenilmez kişileri ayırt edebiliyor

Köpekler kendi kuyruklarını kovalarken çok da zeki görünmeyebilir, ama birçok konuda çok akıllı hayvanlar. En büyük özelliklerinden biri ise sosyal farkındalıklarının çok yüksek olması. Yapılmış birçok araştırma, onların insan duygularını anlayabildiğini gösteriyor. Mutlu ve üzgün yüzleri ayırt edebiliyor, hatta kıskançlık yapabiliyorlar.

okumak için tıklayınız

İnsanın “terbiye edilmiş kaosa” teslimi

Batma sanatı İnsanın “terbiye edilmiş kaosa” nasıl da teslim olduğunu görmek açısından çarpıcı bir kitap. İlk sayfası açılan her kitap günceldir. Ne var ki bir yandan o kitabın güncelliği ve değeri sadece edebi yetkinliği ile değil aynı zamanda işlediği ruhun sürekliliği ile de ilişkilidir. 1946’da yazılmış bir kitabın bizim için vazgeçilmez tarafı nedir diye sorabiliriz.

okumak için tıklayınız

Unutulmaz bir öykü kişisi: “Kancay”

Halikarnas Balıkçısı Merhaba Akdeniz’in genişletilmiş ikinci basımı 1962’de yapılır. Bu öykü kitabında yer alır “Kancay”. Unutulmayacak öykü kişilerinden biridir. Unutulmaz roman kişilerinden sık sık söz açarız. Ya öykü kişileri? Unutulmayacak pek çok öykü kişisi var edebiyatımızda. Ne var ki pek anılmıyorlar. Sabahattin Ali’nin, Sait Faik’in kişileri; Kemal Bilbaşar’ın “Zümbül Hanım”ı, Nezihe Meriç’in “Ümit Fakirin Ekmeği”ndeki

okumak için tıklayınız

“Hapishaneler mükemmelleştirilemez”

İçerdekiler daha ilk sayfalarında usta bir yazarın elinden çıktığını belli ediyor. Hapishane yaşamının bireyin iç dünyasına, düşüncelerine ve bedenine yaptığı etkiyi çarpıcı bir dille işlemiş Victor Serge. Geçen hafta Şeytan’ın Günlüğü romanını değerlendirirken, yazarı Andrey Andreyev’in Ekim Devrimi’nden sonra Rusya’yı terk ettiğini belirtmiştim. Andreyev’in Finlandiya’ya göç ettiği tarihlerde genç bir adam devrime katılmak için Rusya’ya

okumak için tıklayınız

Yurttaş Brych – Jan Otchenachek

24 Şubat 1979’da hayatını kaybeden Çekoslovak Yazar Otchenachek, “Yurttaş Brych” romanında, Nazi işbirlikçilerine karşı gerçek bir demokrasi mücadelesi veren emekçilerle, sömürü çarklarının devamı için çaba harcayan ve bu uğurda Nazi vahşetiyle işbirliği yapan burjuvalar arasında tarafını belirlemekte bocalayan Brych’in, işçilerle kurduğu ilişki sonucu yaşadığı evrilmeyi anlatır. Brych’in düşüncelerindeki bu evrim elbette kendiliğinden gerçekleşmemiştir.

okumak için tıklayınız