Gogol’ün Palto’daki Dehası – Vladimir Nabokov

Gogol tuhaf bir adamdı, ama dahiler hep tuhaftır zaten; değer bilir okura, hayat hakkında kendi düşüncelerini geliştirme fırsatını ustaca veren şey sizin o sağlıklı,sıradan yanınızdır. Büyük edebiyat akla aykırılığın sınırında gezinir. Hamlet, nevrozlu bir bilge kişinin çılgınca rüyasıdır. Gogol?ün Palto?su hayatın karanlık seyrinde kara delikle açan, acayip, korkunç bir karabasandır. Metni üstünkörü bir gözle okuyan

okumak için tıklayınız

?Şahmaran? – Mehmet Özçataloğlu

Çocukluğumda annemden dinlediğim masalları anımsadım. Devler, cinler, periler, aslanlar, kaplanlar? Soluğumu tutarak dinlerdim anlattıklarını. Uyku öncesi ise göz kapaklarımın ağırlığına direnirdim, sonuna kadar gelebilmek için masalın. O masallar bambaşka bir dünyaydı benim için. Hayaller ülkesine gidişti. Yok ülkelerde var olmaktı. ?Masal anlatılmadı/ Duymadık hiç/ Çocuktuk/ Ya ağlar yatardık/ Ya yattığımız yerde kalırdık.? Ozan Efe?nin bu

okumak için tıklayınız

Charles Bukowski, geleneksel ahlak hakkında ne düşünüyor

Cehennem olmayabilir, ama insanları yargılayanlar bir cehennem yaratabilir. Bence insanlara gereğinden fazla şey öğretiliyor. İnsanlar gereğinden fazla şey biliyor her şey hakkında. Başına gelen şeyden hareketle nasıl tepki vermen gerektiğini öğrenmelisin. Bu noktada tuhaf bir kavram kullanacağım: ?İyi?. Bu kavramın nereden çıktığını bilmiyorum. Ama en nihayetinde her birimizin içinde ?iyilik? kavramıyla doğduğunu hisediyorum.

okumak için tıklayınız

Nâzım Hikmet?ten Sabahattin Ali?ye mektup

(tarihsiz) Kardeşim, (?) Romanını nasıl sabırsızlıkla ve ne büyük güvençle beklediğimi tasavvur edemezsin. Bak konkre konuşmuyorum: Hikâye ve romanda bugün sen varsın, senden sonra Kemal Tahir var, sonra Orhan Kemal var, Suat Derviş var. Kemal Tahir?le Orhan Kemal biri daha ilerde, biri henüz civciv, fakat dehşetli vaatlerle dolu biri civciv, biri yazdıklarını neşretmek imkânsızlığı içinde,

okumak için tıklayınız

Yolculuğuna yaşamın ucundan başlayan kadın: Canım Tezer

?Niçin dünyaya geldiğini bilmiyor musun? Anlatmalısın, anlatmalısın, ayrıca açıklamalısın, susamalısın? sonun korkunç, sefil olmalı! Bunu biliyor musun? Bunu sana Pavese söylüyor.? Evet, bunu Pavese söylüyor. Tezer ise içindeki gitme isteğinin yoğunluğuyla Pavese?nin peşine takılıyor. ?Pazar günleri? Şimdilerde? Sokak aralarından geçerken? gözüme pijamalı aile babaları ilişirse, kışın, yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim?

okumak için tıklayınız

Bulantı ‘dan notlar – Jean-Paul Sartre “ölümümden sonra yaşıyorum. trajik değil, ürkünç bu…”

“günce tutmanın tehlikeli yanı budur sanırım. i?nsan her şeyi büyütmeye, tetikte durmaya, doğruları durmadan zorlamaya kalkar.” (s.11 “tutkum ölmüştü artık. yıllarca onunla dolup sürüklenmiştim, ama şimdi içim bomboştu.” (s.16) “oysa şimdi çevremde, şurada masanın üzerinde duran bira bardağı gibi bir yığın nesne var. gözüme çarpınca, “yeter artık, bıktım!” demek geliyor içimden. çok ileri gitmiş olduğumu

okumak için tıklayınız

Hepinizin canı cehenneme!

Dünyadayken cehennemin ne demek olduğunu anlamış kuşaklar için cehennem ne kadar tehlikeli olabilir ki? Bir ölü olmaktan daha kötü ne olabilir? Hem ölü hem de cehennemde olmak mı? Hem ölü, hem cehennemde hem de hepsinin farkında olmak mı? Eh, bu bakış açınıza göre değişir hiç kuşkusuz. Yalnız ölüyü de, ölümlüyü de, cehennemi de anlatan kişi

okumak için tıklayınız

Hukuk ya da Kukla Tiyatrosu (“Edebiyat ve Hukuk” Yazıları) – Cemal Bali Akal

Hukuk ya da Kukla Tiyatrosu. “Edebiyat ve Hukuk” Yazıları, hukuk antropolojisi ve Spinoza düşüncesi üzerine eserler vermiş olan Cemal Bâli Akal’ın, “Burası Tanzanya mı, Karanfil”den (2011) sonra yayımlanan ikinci deneme kitabıdır. Yazar bu derlemede Sofokles, Euripides, Shakespeare, Cervantes, Swift, Sade, Büchner, Stendhal, Dostoyevski, Melville, Kafka, Conrad, Barrie, Musil, Camus, Faulkner, Koestler gibi devlerin eserlerinde dolanarak,

okumak için tıklayınız

Periyodik Tablo (Hayatta Kalma Öyküleri) – Primo Levi

Periyodik Tablo, 20. yüzyıl İtalyan edebiyatının dünyaca ünlü yazarı Primo Levi’nin Auschwitz toplama kampından önceki ve sonraki yıllarını anlattığı otobiyografik öykülerinden oluşuyor. Türkçede ilk kez yayımlanan ve Levi’nin berrak bir üslupla anlattığı öyküler, yazarın ait olduğu İtalyan Yahudi cemaatinin kültürüne, ırkçılığın neden olduğu yabancılaşmayla geçirdiği buhranlı öğrencilik yıllarına ve İkinci Dünya Savaşı’nda

okumak için tıklayınız

John Steinbeck’ten yazarlara 6 edebiyat sırrı

John Steinbeck, edebiyat dergisi The Paris Review’a 1975 senesinde verdiği ropörtajda yazarlara 6 tavsiye sunmuştu. O tavsiyeleri sizin için derledik. 1. Kitabı yazmayı tamamlayamayacağınız fikrinden kurtulun. Tek seferde 400 sayfa yazmayı denemeyin, günde 1 sayfa yazın. Bitirdiğiniz zaman şaşıracaksınız.

okumak için tıklayınız

Faşizmin Kaynağı: Büyük Sermaye – M. Deniz Schulze

Daniel Guerin?in ?Faşizm ve Büyük Sermaye? kitabı, tarihsel bir gerçeklik olarak faşizmin güncel gelişmelerle ve somut görünümlerle karşılaştırılabileceği değerli bir kılavuz niteliği taşıyor. Guerin faşizmin, üretim yapıları itibariyle farklılıklar gösterse de iktidara gelme biçimleri bakımından benzerlikler taşıdığına dikkat çekiyor. Çünkü faşizm, ?daha iktidarı ele geçirmek için ortaya atıldığı andan itibaren, kapitalist burjuvazinin en güçlü kesiminin

okumak için tıklayınız

Albert Camus: Özgürlüğün peşinde koşan bir entelektüel

?Peşimden gelmeyiniz, size önderlik edemeyebilirim. Önümden yürümeyiniz, sizi takip edemeyebilirim. Yanımda yürüyün yalnızca ve arkadaşım olun.? Kuzey Afrika kıyılarının doğusuna (Mağrip) ilk yerleşenler Berberilerdi. Halen de Cezayir halkının yüzde yirmisini Berberiler oluşturmaktadır. Bölge önceleri Kartaca, Roma ve Bizans etkisi altında kaldıktan sonra

okumak için tıklayınız

Eylemsel Yetke 2 ? Faiz Cebiroğlu

?Pedagoji Yazıları?ma, klasik anlamda, makale denir mi? Benim yaptığım, pratiğin de verdiği motovisyon ile ezilenlerin pedagojisi yolunda, ?makale? değil, makale sıkmaktır. Bu anlamda, ben ?makale? yazmadım. Makale sıktım, diyebilirim.? Pedagojik Yazılar (2), bir önceki kitabımın, (Pedagoji yazıları (1) in devamı niteliğindedir. Birbirine bağlı olan bu yazıları, başlıklar altında, kısa ve öz bir şekilde okura sunuyorum.

okumak için tıklayınız

Charles Bukowski tembelliği anlatıyor…

Önemlidir. Tembellik etmeyi bilmek lazım. İşin özü tempodur. Yaptığından tamamen uzaklaşıp doğru zamanda mola almazsan her şeyi kaybedersin. İster aktör ol, ister ev kadını, fark etmez? Doruk noktalarının arasında hiçbir şey yapmadığın boşluklar olmalı. Yatağa uzanıp tavanı seyret. Bu çok,

okumak için tıklayınız

Irvin D. Yalom: Psikoterapi bilimini edebiyatın diliyle anlatan bir filozof

?Pek yakında, belki yalnızca kırk yıl içinde, beni şahsen tanıyan en son kişi de bir daha uyanmayacağı o gizemli yolculuğa çıkacak. İşte o zaman ben gerçekten ölmüş olacağım ? yani hiçbir canlının hafızasında yaşamadığımda. Her zaman çok yaşlı birinin bir ya da daha çok insanı tanıyan en son kişi olduğunu düşünmüşümdür. O kişi öldüğünde, onunla

okumak için tıklayınız

Orhan Veli 100 yaşında! – Öznur Özkaya

?Ne atom bombası / Ne Londra konferansı / Bir elinde cımbız / Bir elinde ayna / Umurunda mı dünya?? dizeleriyle düzeni, halkın açmazlarını yerdiğimizde, ?alnımdaki bıçak yarası, senin yüzünden? diyerek isyanımızı zaaflarımızla harmanladığımızda, ?Hürriyet?e Doğru? koşarken ?İstanbul?u Dinliyorum? şiiriyle gözlerimizi yumup ?Sere Serpe? uzanan birini düşlediğimizde aklımıza düşen şair, kendi savaşının devrimcisi, ?şiirin zincirkıranı?, ezber

okumak için tıklayınız

Gençler I. Dünya Savaşı?nı Tartışıyor: Farklı Ülkelerin Ders Kitaplarında Cihan Harbi

Liseliler İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya, Almanya, Türkiye, ABD, Polonya, Sırbistan, Ermenistan, Hollanda, Belçika’nın ders kitaplarındaki Cihan Harbi bölümlerini tartıştılar. Birinci Dünya Savaşı?nın 100. yılı dolayısıyla Tarih Vakfı ve Orient-Institut İstanbul?un düzenlediği ?Osmanlı Cephesinde Yeni Bir Şey Var: Cihan Harbi?ne Yeniden Bakmak (1914-1918)? başlıklı uluslararası konferansın son gününde ?Gençler I. Dünya Savaşı?nı Tartışıyor: Farklı Ülkelerin Ders

okumak için tıklayınız

Gargantua – François Rabelais

Rönesans’ın başlangıcını müjdeleyen yazarlardan biri olan François Rabelais, baba-oğul iki dev olan Gargantua ve Pantragruel’in maceralarını anlattığı beş ciltlik eseriyle Fransız ve dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Gargantua, bu külliyatın en bilindik eseridir. Obur dev Gargantua’nın hayatını doğumundan başlayarak anlatan bu roman, realizmi fanteziyle, Rönesans bilgeliğini müstehcen esprilerle buluşturuyor ve okurların dünyaya farklı bir açıdan bakmalarını

okumak için tıklayınız

Yeni Savaşlar – Herfried Münkler

Neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir kavram olan savaş, günümüzde bilindik anlamlarından iyice sıyrılmaya başlamış durumda artık. Savaşların gerçek tekelleri olan devletlerin yerine giderek devlet-benzeri aktörlerin, hatta kısmen özel aktörlerin “yerel savaş lordlarından gerilla gruplarına, dünya çapında faaliyet gösteren paralı askerlik şirketlerinden uluslararası terör ağlarına kadar” geçmesiyle, bir ekonomik faaliyet alanı haline de gelen savaşların

okumak için tıklayınız