Yaşar Kemal?in Kırk Yıllık Sırrı! / Tek Kanatlı Kuş – Dağhan Dönmez

Büyük bir yazarın alamet-i farikası, okuru kendi tenhalığına sürüklemesi; daha önce hiç koyulmadığı bir yola düşürmesidir Bundandır her büyük kalemin mayasında, bir hayal mühendisi oluşu; bir inşacı! Yaşar Kemal de böylesidir işte. ? Alabildiğine bir dil kentinin inşacısı? O kapıdan içeri girdiğinizde, her şeyi kendine özgü bulursunuz. Her şey Yaşar Kemal?cedir! Bir Anadolu kokusu keser

okumak için tıklayınız

Türk Sineması ve Arabesk – Ahsen Yalvaç

Ahsen Yalvaç yenilikçi Türk sinemasının ‘Tabutta Rövaşata’, ‘Kasaba’ ‘Güneşe Yolculuk’ filmleri üzerine yoğunlaşarak, bir şehir sanatı olan ‘sinema’da, yine şehrin doğurduğu bir popüler kültür olarak ‘arabesk’in nasıl işlendiğini ve günümüz toplumunun kültürel dokusunda bu öğelerin nasıl yer ettiğini ortaya koymaktadır. (Tanıtım Bülteninden) Ruhumuza işlemiş! – Murat Özer Sinemamızın ?arabesk? kavramıyla içli dışlı olması kaçınılmaz, bulunduğumuz coğrafya

okumak için tıklayınız

“Roman okuyan insan mutlu olur” Ali Nesin ile Söyleşi: Sibel Oral

Kocaman bir oda. Bir ucunda büyük bir masada daktilo başında fosur fosur sigara içen bir adam, diğer ucunda odayı ısıtan bir şömine önündeki sandalyede oturan bir çocuk. Adamın daktilosundan sesler geliyor. Duruyor, başlıyor, hızlanıyor. Çocuk şöminenin duvarına ayaklarını uzatmış; bir elinde kitap, bir elinde elma… Çocuk odanın diğer tarafına, adamın yanına gidiyor ve ?Baba, pazar

okumak için tıklayınız

Nihat Taydaş arkadaşımızın acısını paylaşıyoruz

Yazar, tiyatrocu, emekli öğretmen ve dergimizin genel yayın yönetmeni Nihat Taydaş’ın annesi Gülcemal Taydaş’ı kaybetmiş bulunmaktayız. Nihat arkadaşımızın acısını paylaşıyor, sabır diliyoruz.Tüm yakınlarıyla dostlarının başı sağ olsun. 18 Kasım 2013 Pazartesi günü saat 12.00’de Karşıyaka Mezarlığı’nda defnedilecek olan Gülcemal Taydaş’ın toprağı bol olsun, karanfil koksun. Başsağlığı dileğini iletmek isteyenler, Nihat Taydaş arkadaşımızla 0534.6113656 nolu telefondan

okumak için tıklayınız

Onur Mücadelesinin Bir Belgesi: ?Puç Oldum!? – Müslüm Üzülmez

güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filan sanırsan Kürdistan?da ve Muş-Tatvan yolunda bir yer kanar Muş-Tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan eşkıyalar kanar kötü donatımlı askerler kanar Turgut Uyar, Divan, 1970 Eski zamanlarda aile büyüklerim bağ bahçe işleriyle uğraşırdı. Badem veya cevizlerin içi boş,

okumak için tıklayınız

501 Numaralı Hücre “Bir Filim Biyografisi ve Bendeki Anısı” – Ayhan Hüseyin Ülgenay

“1966 – 1968 senesinde, Ankara Mamak ta bulunan, Ordu Foto Film Merkezin de ‘’501 NUMARALI HÜCRE’’ isimli filmin çekimleri yapıldı. Mehmet ALTUNBAY’IN senaryosunu yazdığı ve finanse ettiği filmin konusu ise şöyle; Mehmet ALTUNBAY S.S.C.B. döneminde Hava Harp Okulu Komutanı iken KGB’ NİN kendisi için idam cezası çıkartması, kararın arkasından iki arkadaşı ile birlikte Türkiye’ye kaçışı.

okumak için tıklayınız

Tarih, Arşiv – M. Şehmus Güzel

Toplumsal Tarih alanında çalışan tarihçiler, araştırmacılar olarak bugünkü görevimiz, dün olduğu gibi, özetle şudur : Kaynaklarımızı yoktan varetmek, kaynaklarımızı yaratmak, bunun için araştırmak, kaynaklarımızı bizzat bulmak, ortaya çıkarmak, ve nihayet değerlendirerek veya sadece olduğu gibi sunmak. Emek Hareketi Tarihi?nin, Toplumsal Mücadeleler Tarihi?nin, Toplumsal Tarih?in yeni ve birincil elden kaynaklara

okumak için tıklayınız

Nal – Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri – Cemal Dindar

Michel Foucault duysaydı şu ‘nal’ meselesini belki bir cilt daha eklerdi, Deliliğin Tarihi’ne. Üç ilacın; haloperidol, biperiden ve klorpromazinin ticari adlarının baş harfleri: NAL. Acile getirilen ‘akıl hastaları’nın genelde ilk tanıştıkları ilaçlar bunlardı. Bir enjeksiyona belli dozlarda çekilir ve hastaya enjekte edilirdi. Bazı kliniklerde bu işlemin adı, iğrenç bir zekilikle, insan sevmezlikle bulunmuştu bile: NALLAMAK.

okumak için tıklayınız

Leylim Leylim (Ahmed Arif?ten Leyla Erbil?e Mektuplar) adlı kitaba dair – Selma Sayar

1990?lı yıllar… Değer ve kimlik talepli hareketlerin protesto eylemlerine dönüştüğü dönemler. Öğrencilerin, işçilerin ve onları tamamlayan toplumsal muhalefetin sokakla buluştuğu yıllar… Tam da bu yıllarda yetiştiği taşranın küçücük penceresinden dünyayı yorumlamaya çalışan ve çok büyük hayallerin peşinde koşan genç bir kız… Küçük dünyasına sığmayacak kadar büyük olan ütopyaları, kocaman kentin üniversite kapısından içeri girdiği anda

okumak için tıklayınız

İşçi Sınıfının Uluslararası Örgütlenmesi – H. Yeşil

İşçi sınıfının mücadelesi hakkında, işçi sınıfı biliminin kuru­cuları Marx ve Engels, ilk program açıklaması olan Komünist Manifesto?da, onun burjuvaziye karşı savaşımının biçim olarak ?ulusal? olsa da, öz olarak enternasyonal olduğunu ortaya koydular. Onların ?Manifesto?su: ?Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok. Kazanacakları bir dünya var. Bütün ülkelerin işçileri birleşiniz!? sözleri ile sonlanır.

okumak için tıklayınız

Tektipleştirmeye Karşı Heretik Okumalar – Ercan Geçgin

Kullanım değeri olan hemen her şeyin metaya dönüştürüldüğü, ürünlerin değişim değerleriyle tartıldığı bir piyasa toplumda yaşıyoruz. Her ilişki biçiminin metalarla kurulan ilişki biçimine göre anlamlandırıldığı yaygın yabancılaşmadır söz konusu olan. Bir arada yaşamanın yegane ölçüsünün piyasa olarak görüldüğü ve toplumun buna inandırıldığı bu kurgusal ve ütopik dünyanın doğallaştırılması bir inanç biçimini de beraberinde getiriyor aslında.

okumak için tıklayınız

Brecht?i Benjamin ve Jameson Üzerinden Okumak – Onur Koçyiğit

Walter Benjamin, Nisan 1934?te Frankfurt Okulu?nda yaptığı, ?Üretici Olarak Yazar? başlıklı konuşmasını bitirirken, şöyle söylemişti: ?[?] devrimci mücadele, kapitalizmle akıl arasında değil, kapitalizmle ploretarya arasındadır.? Bu cümleyi hatırlatmak istedim zira bahsi geçen konuşmanın büyük bir bölümü Berthold Brecht?e ve onun sanatının nasıl bir mücadeleden beslendiği hakkındaydı. Benjamin ile Brecht, Moskova?da tanıştıklarında

okumak için tıklayınız

Bana bir hikâye anlat! – Faiz Cebiroğlu

Herkesin anlatmak istediği bir hikâyesi vardır. Herkes, bulunduğu ve yaşadığı durumlara ilişkin hikâyesini anlatmak ister. Çocukların da hikâyesi vardır. Çocuklar da hikâyelerini anlatmak ister. Çocuklar da, hikâyeleri sever. Çocuklar da, hikâye anlatmayı çok sever. Çocukların düş gücü harekete, çalışmaya başlar başlamaz, heyecan dolu bir dünyaya girerler. Çocukların bu hayal dünyalarında her şey vardır. Çocukların bu

okumak için tıklayınız

Evrimi Yeniden Düşünmek – Nuriye Bilici

Darwin?in evrim kuramı neden hep zor anlaşılmıştır? Sorun, kuramın mantıksal karmaşıklığından kaynaklanmaz, çünkü doğal seçilimin temelinde kısaca şu şekilde özetlenebilecek bir basitlik vardır: Organizmalar değişir ve değişiklikler kalıtımla yavrulara aktarılır; Organizmalar hayatta kalabilecek olandan daha fazla yavru yapar; Ortalama olarak, çevre koşullarına uyabilecek olan yavrular hayatta kalır ve ürer. Böylece yararlı değişiklikler doğal seçilim yoluyla

okumak için tıklayınız

Egemenliğin Çıplaklığı – Önder Özden

Homo Sacer serisinin ikinci cildi ? henüz Türkçe ?ye kazandırılmamış ? olan The Kingdom and The Glory?ye, Giorgio Agamben, şu savla başlar: birbiriyle işlevsel olarak bağlı olan iki politik paradigma, politik teoloji ve ekonomik teoloji, Hıristiyan Teolojisinin ürünüdür ve oradan devşirilmiştir. Politik teoloji aşkın egemen iktidarı tek bir Tanrı?da cisimleştirirken; ilahi ve dünyevi hayatın içkin

okumak için tıklayınız

İğneyle Kuyu Kazanların Hikâyesi – Uğur Demirhanlı

Her hayatın anlatmaya ve okumaya/dinlemeye değer bir hikâyesi vardır. Bu açıdan, hayat hikâyelerimizin paylaşılamadan maziye karışması gerçek bir kayıp olarak değerlendirilebilir. Hayat hikâyelerimiz büyük çoğunlukla aile çevresi, eş dost arasında ve sözel olarak kalır ve buna bağlı olarak da anı/biyografi/otobiyografi türündeki kitaplar ülkemizde yeterince yaygın değildir. Son yıllarda popüler olan yeni yetme popçu Justin Bieber?ın

okumak için tıklayınız

Diyalektik ve Ontoloji ile Politika – Bora Erdağı

Çağımızın gündelik siyasetinin iki kadim günah keçisi var. Biri diyalektik, diğeri ontoloji. Diyalektik ve ontolojinin günah keçisi ilan edilmesinin birkaç önemli gerekçesini burada sayabiliriz. İlkin 19. yüzyılın sonundan itibaren felsefi düşüncenin önce bilim sonra da teknoloji ve piyasa karşısında tutunamaması nedeniyle felsefi düşüncenin büyük öğretiler şeklinde tezahürü bütün çabalara rağmen akamete uğramıştır. Yine Sovyet Marksizminin

okumak için tıklayınız

Tersine Pharmakos – Melike Uzun

Terry Eagleton ?Thomas Mann?in Kirpisi? makalesinde Antik çağ Yunanistan?ındaki günah keçisi (pharmakos) geleneğinden söz eder. Yıl boyunca biriken kirlilikten kurtulmak için seçilen iki kişidir günah keçisi. Thargelia şenliğinde bu kişiler kentin sokaklarında teşhir edilir, üreme organlarına vurulur ve öldürülür. Pharmakos sembolik düzeyde topluluğun suçunu yüklenir ve bu şekilde arınmayı sağlar. Günah keçileri toplumsal hiyerarşinin en

okumak için tıklayınız

Gözlerimizin Vicdanı Dile Gelirse – Murat Balköse

Richard Sennett?i tanımadan çok önceleri, içinde yaşadığım büyük Türkiye kentlerini çarpık ve itici buluyordum. Yanaşık düzen dikilmiş tek sıra apartmanlar, çarpık sokaklar, biz insanların yaşamlarını kısıtlayan unsurlardı. Kentte soluk alamıyor, görsel anlamda boğuluyorduk. Bu yapılar neleri gözeterek yapılmışlardı. Peki bu yüksek apartmanlarda kimler yaşıyorlardı? Bu insanlar şu anda neler yapıyorlar ve ne düşünüyorlardı? Beraber aynı

okumak için tıklayınız