Yüzyıl – Alain Badiou

20. Yüzyıl: Kısa ya da uzun, totaliter ya da liberal, terörist ya da mücadeleci, ütopik ya da yanılsamalı, soykırımlarla ve avangardlarla dolu benzersiz bir dönem. “Bir yüzyıl kaç yıl eder? Yüz yıl mı? (…) Tek bir an bile sonunu getirebiliyorsa, yüz yıl dediğimiz nedir ki, bin yıl nedir ki? (…) 20. Yüzyılı sona erdiren istisnai

okumak için tıklayınız

Denemeler 1 – Nejdet Evren

Felsefe yaşayan bir düşünce sistemi midir? Yoksa salt düşüncelerin soyutlandığı bir alan mıdır? O, güncel ile ne kadar ilgilidir? Felsefe yaşamın kendisi olabilir mi? Felsefeyi söz-yığınından ibaret saymamak gerekir. Ayrıca, bilim ve felsefe ayrılmaz ikilidirler. Bilimin olmadığı yerde felsefe, felsefenin olmadığı yerde bilim olamaz. “evren” nedir şeklindeki soru bilimsel bir yaklaşımla açıklanabilir. Salt soyut düşünce

okumak için tıklayınız

“Gördes – Altı Bin Düğüm Bir Yevmiye” adlı kitaba dair – Esen Yel

Bir güneş/doğumu zaman diliminde okuyup bitirdiğim bir kitap? Anı? Daha çok otobiyografik anı diyebileceğimiz bir tür? Okuma süresinde, bu ülkede, başka ülkelerde bu özellikte bir kitabın yazılıp yazılmadığını soruyorum bilincime, bilinçaltıma? Yıllar içinde okuduğum kitaplardan bu kitabı çağrıştıranları sıralayıp duruyorum belleğimde? Arada kalkıp kalkıp Vikipedi?yi tıklıyorum? Angela?nın Külleri? Frank McCourt’un çocukluğunu anlatan kitap, dünyanın her

okumak için tıklayınız

Çimento – Fyodor Gladkov

Fyodor Gladkov (1833-1958) Maksim Gorki’nin öncülük ettiği edebi geleneklerin mirasçısı ve ilk ünlü sovyet hikayelerinden biriydi. Yazar, altı roman ve çok sayıda öykü, kısa öykü ve makale yazmıştır. Yoksul bir köylü ailesinden gelen Gladkov, küçük yaşta devrimci harekete katıldı ve baskılara katlanmak zorunda kaldı. Ekim devriminde ve İç Savaşta aktif bir rol aldı. 1922’de, beyaz

okumak için tıklayınız

Kitap Hediye Kitap – M. Şehmus Güzel

Yeni yıl yaklaşıyor. Herkes, veya herkese yakın herkes, köşe bucak, dükkan, pazar, süpermarket, alçak-market, hediye arıyor. Elbette hediye vermek alışkanlıkları ve böyle sevimli bir işi yapacak olanakları olanlar. Ama gelin açık konuşalım, bugün hediye sunmak, sevdiğimiz birini memnun etmek, gönül almak için bütçemizi yerle yeksan etmemiz de şart değil. Kimse de bizden veya sizden böyle

okumak için tıklayınız

Derviş (Maraş’tan Hallacı Mansur’a) – Celal İlhan

Resim: Hallacı Mansur Kimse onları zorla getirip yerleştirmemişti buralara. Çocukları yabancı ülke kapılarını zorlarken, orta yaşlı ve yaşlılar Ankara?yı seçmişlerdi mekân olarak. Nedenleri iç karartıcı olabilirdi ama sonuçta, gelmeyi kendileri istemişti. Dayanışma yeteneklerine güveniyorlardı. İşlerine yabancı eli dokunmadı, güçlerini ve hünerlerini birleştirerek yuvalarını kendileri yaptılar. Bir topluluğu oluşturacak; türküleri, oyunları, söylenceleri, yerine göre ağzına bakacakları,

okumak için tıklayınız

Güneşin Ağladığı Gün / Maraş 78 Katliamını Yaşayanlar Anlatıyor ? Fikret Güneş

Fikret Güneş ?Güneşin Ağladığı Gün?de, 1978 Maraş katliamını, onu birebir yaşayanların anlatımlarına yer veriyor. Katliamdan kurtulanların, ?Güneşin ağladığı gün? dediği o gün, resmi kaynaklara göre 111, resmi olmayan kaynaklara göre ise binin üzerinde insan vahşice öldürülmüştü. Çalışması için Londra?dan Maraş?a, Pazarcık?tan Mersin?e uzanarak çok sayıda insanla görüşen Güneş, insanın kanını donduracak bir katliamda yaşananları, adım

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’e verilen Legion d’Honneur nişanını Jean Paul Sartre neden reddetti?

Fransa, Türkiye’nin dünya çapındaki yazarı Yaşar Kemal’e daha önce verdiği üst düzey Legion d’Honneur nişanının derecesini yükseltti.1983 yılında Legion d’Honneur nişanı komutan derecesine değer görülen Yaşar Kemal, bu kez nişanın bir üst seviyesi olan ve çok az sayıda kişiye verilen Grand Officier (Büyük Subay) derecesiyle onurlandırıldı. Törende konuşma yapan Yaşar Kemal, bugünün kendisi için büyük

okumak için tıklayınız

Şehirler ağladığında, yüreğe düşen çığlık – Berivan Kaya

Çığlık nedir? Yaşamdan düşünceye, bilincine akan yükün dayanılmazlığıdır; giderek yürekte birikmesi, ağırlaşması, taşınmazlığı, bir anda kabullenilmezliği ve volkan gibi fışkırmasıdır. Derinde büyür, sıkışır ve bir gün, öfkeyle milyonlarca tonluk basıyı, kaya kütlelerini delerek püskürür hayatın ortasına. Acıyı üretenler için yıkıcıdır, acının örseledikleri için ise yapıcı. Çığlık başkaldırıdır. Sanatın ve sanatçının özünü bu çığlık oluşturur. Algıları

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal: Belki beni de içeri atarlar

Ünlü yazar Yaşar Kemal, KCK adı altında yürütülen siyasi operasyonlara işaret ederek, “Ben politikacılara güvenmiyorum, yarın belki seni de içeri atarlar, beni atarlar mı bilmiyorum” dedi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, ünlü yazar Yaşar Kemal’e fahri doktora verdi. Üniversite Senatosu, oybirliğiyle aldığı kararda şu ifadelere yer verdi: “60 yıllık sanat yaşamında, ülkemiz kültür ve sanatına

okumak için tıklayınız

İlahi Komedya / Cehennem – Araf – Cennet – Dante Alighieri

Dünya şiirinin başyapıtı “İlahi Komedya”, Dante’nin Cehennem’e, Araf’a ve Cennet’e yaptığı düşsel bir geziyi destanlaştırır. “İlahi Komedya”, 14 233’e ulaşan toplam dize sayısı ile, şiir tarihinin en uzun soluklu şiiridir. Dante’nin 1300 yılının 7 Nisan Perşembe gecesi başlayan gezisi bir hafta sürer, Dante’ye Cehennem ve Araf yolculuğu boyunca Latin şair Vergilius rehberlik eder. Araf’ın tepesinde

okumak için tıklayınız

Bu Şehirde – Alkan Darcan

Günün ilk ışıkları yayılırken kaldırımlara, ilk önce serçeler paylaşır İstanbul?un sokaklarını. İlk onlar paylaşır, İstanbul?un kırıntılarını, İstanbul?un artıklarını, İstanbul?un geride bıraktıklarını.. Pek çok insan farkında bile olmadan geçer gider yanlarından. Ama onlar, ürkek bakışları, titreyen yürekleri ile, karınlarını biraz olsun doyurabilmek için, kentin beton zeminlerinde, yer ararlar kendilerine, nefesleri yettiğince?

okumak için tıklayınız

Habiba – M. Ender Öndeş

Linç eylemine kalkışanlar, beyin ve yüreklerini değil, daha çok burunlarını kullanır. İyi koku alır onların burnu. Bir linç edici, kendini “vazifesine” ne kadar kaptırmış olursa olsun, soğuk bir hesapçıdır aslında. En heyecanlı anlarda bile, bir gözüyle mutlaka genel durumu ve resmi güçlerin pozisyonunu kollar. Bir adım fazla öne çıktıysa… hemen kendini ayarlar! Yani, “cinnet”, “kitle

okumak için tıklayınız

Almanya Türkiye’deki Rumları Nasıl Mahvetti – Mihail Rodas

Mihail Rodas’ın bu çalışması tarihi topraklarından kazınan Elen halkının soykırımında Alman etkisini ve yönlendirmesini tarihsel süreç içinde incelemektedir. Eser olayların dumanının tüttüğü bir dönemde sıcağı sıcağına yazılmıştır. Türkiyeli okurun Ermeni Soykırımı konusunda oldukça önemli bilgilere ulaşabileceği kaynaklar varsa da 1915 soykırım sürecinde diğer kadim haklara uygulanan muamele ile ilgili kaynaklar oldukça sınırlıdır. Rodas’ın yazdığı bu

okumak için tıklayınız

Türk Çocuk Edebiyatında Engellilik 1969 – 2009 – Ayfer Gürdal Ünal

Ayfer Gürdal Ünal, nitelikli çalışması ?Türk Çocuk Edebiyatında Engellilik?te, 1969-2009 yılları arasında çocuklar için yazılmış ve erişilebilen kırk anlatıda, engelli imgesinin nasıl işlendiğini inceliyor; bu zaman zarfında engelliliğe bakıştaki değişimleri saptıyor. Ünal, söz konusu metinlerde engelliliğin, pencere arkasında sokakta oynayan arkadaşlarını izleyen ?zavallı sakat? yaklaşımından, toplum içine girmiş, aktif bir engelli imgesine doğru bir değişim

okumak için tıklayınız

Melek Ana’mın Ekmeği – Doğan Soydan

Köyümüzdeki toprakların çoğu, köylülerimizin değildi. Öküzü olup da karasaban koşabilenler, toprak sahiplerinin ortakçılığını yaparlardı. Bizim ne tarlamız, ne öküzümüz, ne de karasabanımız vardı. Babam, köyde dirlik düzen kuramayacağını anlayınca, ilçeye gidip bir ev kiraladı. Birkaç gün sonra da bizi ve eşyalarımızı, Arif Ustanın kamyonuna yükleyip ilçeye götürdü. Şimdi, o kamyonun rengini bile unuttum; yalnız, arif

okumak için tıklayınız

Fehrenge / Kırmancki -Tırki ve Türkçe – Kırmancki Sözlük – Kamber Akbalık

Coğrafyamızda halkların varlığına ilişkin tarihsel-kültürel-toplumsal miras göz kamaştıracak zenginliktedir. Burjuva tarih bilimine göre yok sayılan ve unutturulmak istenen bu gerçeklik, bütün renkleriyle ve görkemiyle orta yerde durmaktadır. Halklar kendi iradesi üzerindeki yıkıcı, sömürücü ve saldırgan güçlerden kurtuldukça, benliklerine ait parçaları, varlıkları bir bir keşfetmeye, yeniden tanımlanır hale getirerek yaşanabilir bir düzeye kavuşturmaktadır. Bu düzey, halkların

okumak için tıklayınız

Ateşle Dans – Celal İlhan

Hikmet Usta, yaklaşık beş bin metrekare kapalı alan üstüne kurulu çelikhanenin kapısından henüz girmişti. İlk bakışta her şey yolunda görünüyordu. Görevli olduğu kumanda odasının bulunduğu altı metre koduna çıkmak için merdivenlere doğru yönelmişti ki ocak tarafından gelen bir patlamayla irkildi. Ark ocağı yöntemiyle çelik üretilen fabrikalarda, daha hafifleri çoğunlukta olmak üzere, benzeri patlamaların olması kaçınılmazdı.

okumak için tıklayınız

Hay Hikayeler – Pakrat Estukyan

Agos gazetesinde yazdığı yazılarla tanınan Pakrat Estukyan, hay hikâyelerde var olma mücadelesiyle geçen ömürleri, yaşanmış acıları ve hüzünleri dile getiriyor. Yaşanmışlıklardan esinlenerek yazılmış bu öyküler kimi zaman “vatan’a kimi zaman “aile’ye kimi zaman da “geçmiş”e duyulan hasreti anlatıyor. Kitapta yer alan öykülerde; evlat acısı, savaş ve yoksulluk, köklerini bulma umudu, ülkelerinden sürgüne gönderilmiş toplumların ortak

okumak için tıklayınız

Sınıf Edebiyatı ve Evrenselliğe Bir Örnek: Ateşle Dans, Celal İlhan’ın İlk Öykü Kitabı – Müslüm Kabadayı

Toplumsal sınıfların nitelikleri, konumlanışları, aralarındaki iktidar mücadelesi ve toplumsal ilerlemenin aldığı boyutlar, bu boyutlar içinde şekillenen duygu, durum, çatışmalar içinde ortaya çıkan tip ve karakterler konusunda bizim edebiyatımızda da ürünler verilmiştir. Sözlü edebiyat geleneğinde yer alan destanlar, koşuklar, halk hikâyeleri, efsane ve masallarda ?örtüşük? olarak karşımıza çıkan ?sınıf edebiyatı?, kapitalizm dönemiyle birlikte yazılı edebiyatın ?açık

okumak için tıklayınız