Yazar: cemalumit

Bursa’daki Orman Yangını ve İddialar – Tamer Uysal

-1- Hadi uyan Gün ışığı çilemeye başladı başucunda Denizler bir mavilik edindi günden Seher yeline uyup kuşlar tüneğine uçtu Bu türküyü dinlemeyecek misin (Metin Eloğlu) Genç yaşta yitirdiğimiz öğretim üyesi Sevilay Kaygalak Bursa’yla ilgili çok güzel bir inceleme kitabı kaleme almıştır. Kaygalak kitapta Uludağ eteklerinde kurulan Bursa’nın Anadolu’nun bir iç kenti olmasına karşın gelişmesini coğrafi

okumak için tıklayınız

Sessiz Türkiye Aydınları’na Tarihsel Yanıt Yılmaz Güney – Ganime Gülmez

“Yaşamımız, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel, sanatsal vb. ilişkilerimizin toplamıdır. Edindiğimiz görüşler ilişkilerimizde hiçbir değişiklik, köklü hiçbir etkilenme yapmıyorsa, uzun bir süreç içerisinde bile olsa rengimizi değiştirmiyorsa, yeni görüşlerimiz eski görüşlerimizin temelleri üzerinde biçimlenmiş ilişkilerimizi sarsmıyorsa, görüşler ve yeni bilgiler karşısında vestiyer rolü oynuyoruz demektir…” Yılmaz Güney

okumak için tıklayınız

Bir utanç masalı; Fareli Köyün Kavalcısı ve savaşa gönderilen çocuklar

Bir utanç masalı Bazı masalların tuhaf bir biçimde çocukları tedirgin ettiğini görürsünüz. Grimm Kardeşler’in 1800’lü yılların başında bastırdıkları ‘Çocuk ve Yuva Masalları’ adlı kitabının içerisinde yer alan ‘Fareli Köyün Kavalcısı’ bunlardan biridir. İlk bakışta, diğer öykülerden farkı yokmuş gibi görünen masalın son derece basit olduğu bilinir… Kedileri kovulan bir köyü fareler basıp sokakları ve evleri

okumak için tıklayınız

Cesedin karnına saplanan bayrak

“Burada, yerimizde kalacağız. Kiliselerimizi yeniden yapmak, ölülerimizi gömmek, okullarımızı, işyerlerimizi, evlerimizi toparlamak için düştüğümüz yerden doğrulacak ve yerimizde kalacağız. Doğduğumuz, büyüdüğümüz, dedelerimizin ve babalarımızın ‘şimdi kırık dökük de olsa’ mezarlarının bulunduğu bu ülkede kalacağız. O kırık mezarlardan, harabeye dönmüş kilise, okul, dükkân ve evlerimizden yeni bir dünya yaratacağız. (…)Sesimizi yükselteceğiz ve başımıza gelen bu felâketin

okumak için tıklayınız

Faşistler – Michael Mann

“Bu kitap faşistleri kim olduklarını, nereden geldiklerini, ne gibi güdülerle hareket ettiklerini, iktidara nasıl geldiklerini anlayarak, faşizmi açıklamayı amaçlar. Ben burada tesis edilmiş faşist rejimlerden ziyade, faşist hareketlerin yükselişine odaklanacağım. Faşistlerin güçlendikleri dönemde, dünya savaşları arası Avrupa’daki ana mevzilerini, yani Avusturya, Almanya, Macaristan, İtalya, Romanya ve İspanya’yı inceleyeceğim. Faşistleri anlamak faşist hareketleri anlamayı gerektirecek. Kendilerine

okumak için tıklayınız

“Türkiye’de yaşamaktansa yolda ölmek daha iyi.”

Kos’ta bir Suriyeli çocuğa mikrofon uzatılıyor. Şöyle diyor: “Türkiye’de yaşamaktansa yolda ölmek daha iyi.” Nasıl ölmek istemeyeceği sorulduğunda pek çok insan “Boğularak” der. Bu çocuk, kendisi için en kötü ölüm şeklinin Türkiye’de yaşamak olduğunu söylüyor. … Kos’taki o çocuk neden “Türkiye’de kalmaktansa ölmek daha iyi” dedi? … Melis Alphan,hurriyet.com.tr, 05.09.2015

okumak için tıklayınız

Bir Ermeni Subayın Çanakkale ve Doğu Cephesi Günlüğü (1914 – 1918) – Avedis Cebeciyan

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nda görev yapan Ermeni asker ve subaylar, son zamanların hararetli tartışma konularından biri. Vatandaşı oldukları ülkedeki tüm tarihleri ihanet-sadakat sarkacına indirgenmek istenen Ermeni halkının gerçek hikâyesini anlatacak kitaplarsa son derece ender yayımlanıyor. Antep doğumlu bir doktor olan Avedis Cebeciyan’ın, Çanakkale ve Doğu cephelerinde subay olarak yaşadıklarını günü gününe kaydettiği günlüğü, tüm

okumak için tıklayınız

Tormesli Lazarillo

XVI. yüzyıldaki ekonomik kriz sebebiyle İspanya’nın her köşesinde açlık ve sefalet kol gezmekteydi, bu durumun bir ahlaki çöküntüyü de beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. İspanyol toplumundaki bu maddi ve manevi çöküntünün ortasında, 1554 senesinde, sonradan pikaresk roman adı verilecek olan yeni bir anlatı türünün ilk örneği olan Tormesli Lazarillo ortaya çıktı. Din adamlarının ahlaksızlıklarına bolca yer veren

okumak için tıklayınız

Sözlü tarih belgelerinden biri: Ağıtlar dile geldi 1915-2015

Tarih denildiğinde ülkemizde neredeyse akan sular durur ama bilimin gerektirdiği “neden, nasıl, ne zaman” sorularının sorulmasına pek rastlanmaz.Hemen her öğrenci padişah eşlerinin kölelerden geldiğini söyler, hepsi nikahsızdır. Ancak Anadolu beyliklerinden görücü gönderilerek alınan bey kızı gelinler, onların çeyiz olarak Osmanlı’ya verdiği toprakları da kimse anmaz.O tür evlenmelerden neden cayıldığı da.

okumak için tıklayınız

Otomatik Portakal – Anthony Burgess

Sanat hayatına müzisyen olarak devam ederken ve “roman yazan bir müzisyen” olarak anılmasını isteyen Anthony Burgess, 1959 yılında beyin tümörü teşhisi konunca para kazanmak amacıyla yazı yazmaya başlamış ve bir sene içinde beş kitap yazmıştır. Daha sonra teşhisin yanlış olduğu ortaya çıkmış ama Burgess yazmaya devam ederek ardında elliden fazla eser bırakmıştır. Bir yıllık ömrünün

okumak için tıklayınız

Kafka’nın zahiri: Gregor Samsa

“İnsanlar hiç aldatmadı beni, ama mektuplar ele verdi hep; başkalarının yazdıkları değil, kendi yazdıklarım.” F. Kafka Gregor Samsa’nın Kafka’nın kendisi olmadığını söyleyecek biri şimdiye kadar çıkmadı (en azından benim takip ettiğim kadarıyla). Bu saatten sonra da çıkması pek mümkün görünmüyor. Biri çıkıp bunu dile getirecek olursa ne derecede gülünç bir duruma düşeceğini bilir. Bu bilme, onun bu

okumak için tıklayınız

Amcam ve Ben / Restoran Macerası – Genç Osman Yavaş

“Yine o güzel günlerden biriydi. Amcam beni bizimkilerden almaya gelmiş, gezmeye götürmüştü. Bu gezilerin en güzel yanı, başka kimselere anlatmadığı arkadaşı Zebra’yla olan maceralarını anlatmasıydı. Yok, yok, doğru duydunuz. Zebra dedim.” Birbirinden komik maceralara atılan “hafif çatlak” amca ve arkadaşı Zebra’nın yolu bu kez bir restorana düşüyor; hem de en pahalısından, çok şık bir restorana!

okumak için tıklayınız

Ölümsüz Bir Gölgedir Sadık Hidayet

Siz hiç kendi gölgenize kendinizi anlattınız mı, yahut anlatmayı denediniz mi? “Bazen tavana bakarak tabutunda sıkışmış olduğunu düşünen bir adam gibiyim, bazen kapının arkasına konulmuş fıstık yeşili elbiseli bir plastik manken. Kendimi görüyorum bazen yollard, yorgunluktan bayılmak üzere aylak bir köpek; bazen ölümle dalga geçen, mezarının başında bekleyen bir ölü. Bazen dudaklarımda bir kelime, gideni

okumak için tıklayınız

Troçki ve Stalin arasındaki rekabet: ‘balık türlerinin araştırılması’

Lenin Balığı’nın patenti kimde? Kızılordu kurucusu olarak anılan Lev Troçki, tartışmasız bir biçimde Sovyetler Birliği’nin ikinci adamı olarak anılır. Ancak Lenin’in ölümünün ardından Stalin’le girdiği iktidar mücadelesini kaybederek ülkesini terk etmek zorunda bırakılır.

okumak için tıklayınız

1 Eylül Barış Günü’nde Bir Barışseveri Adil Okay’ı Anlatmak – Selma Sayar

Son yazılarıma öfke, acı, keder ve umutsuzluk hakim. Okurken yüreğimin daraldığını hissettim. Hiç mi iyi bir şey olmuyor ya da yaşanmıyor diye soruyorum kendime: Elbette var. Bugün Dünya Barış Günü. Dünyanın her yerinde güzel insanlar- henüz atlarına binip gitmemiş olanlar- daha güzel, yaşanası, barışçıl, savaşsız bir dünyaya olan özlemlerini haykıracaklar. Bunun neresi yanlış! Tabii ki

okumak için tıklayınız

Bonapartizm, Yeni Osmanlılar ve Paris Komünü – Ayşe Hür

Napolyon Bonapart’la başlayan, III. Napolyon’la devam eden siyasi geleneğe Karl Marx ‘Bonapartizm’ adını verdi. Kavram, siyaset biliminde genellikle iktidarı emekçilerin alamadığı ama burjuvazinin de alacak kadar palazlanamadığı için siyasal gücünü asker-sivil bürokrasiye devrettiği rejimin adı olarak günümüze kadar geldi.

okumak için tıklayınız

Bilim insanları uyardı: Türlerin yok oluşu evresine girildi

Tüm bu teşhis ile beraber doğal kaynakların korunması amacı ile kurulmuş uluslararası organizasyon olan IUCN(Dünya Korunma Birliği ya da Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik),her yıl en az 50 türün neslinin tükenmesi riskiyle karşı karşıya kaldığını açıkladı. IUCN, tüm amfibilerin (hem suda hem de karada yaşayabilen hayvanlar) yüzde 41’inin,tüm memelilerin de yüzde 25’inin

okumak için tıklayınız

Albert Camus – René Char mektupları

İki kardeş gibi “Yazışmalar 1946-1959”, Albert Camus’yle René Char’ın birbirine yolladığı mektupların eksiksiz bir dökümü. Franck Planeille’in yayına hazırladığı ve notlarla zenginleştirdiği kitap, ikilinin coşkulu dostluğunun da belgesi. Yıllardır üstüne çalışılan yazarla ilgili karşılaşılan en ufak bir bilgi ya da belge hazine anlamına gelir. En azından benim için Camus’ye dair tek satırın bile böyle bir

okumak için tıklayınız

Kürd neden kökenlidir?

Hiç merak ettiniz mi: Acaba neden Kürdlere “Kürd kökenli vatandaşlar” denir? Başka bir ifadeyle, Kürd neden kökenlidir yahut Kürd’e yapıştırılan kökenin kökeni nedir? Eskiden askere giden Kürdler, tüm Kürdlere yapıştırılan bir eklentiden çeşitli iltifatlarla haberdar olurlardı: “Kuyruklu Kürd.” Kuyruklu Kürd’den “Kürd kökenli vatandaş”a evrilmiş bir kimlik ile karşı karşıyayız. Kuyruğun yerini köken almış. Kürdlere haksız

okumak için tıklayınız

Kurtuluş Savaşı ‘yedi düvel’e karşı mı verildi? – Ayşe Hür

19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basması ile 9 Eylül 1922’de İzmir’in geri alınması arasındaki dönem, resmî tarihçiler tarafından ‘Yedi düvele karşı verilmiş’ Kurtuluş Savaşı veya İstiklal Harbi diye anılır. Ben ise ‘Türk ulus-devletinin kuruluş dönemi’ anlamında, ‘Millî Mücadele Dönemi’ diye adlandırmayı tercih ediyorum. Çünkü söz konusu dönem, askerî başarılardan çok, siyasi ve diplomatik

okumak için tıklayınız