Yazar: cemalumit

Yaşasın 30 Ağustos, Zito i Epanastasis – Zafer Köse

Bütün savaşlara karşı olduğunu söyleyip durmanın bir anlamı var mı? Savaşa karşı olmak, bazen boyun eğmek, itaat etmek anlamına gelmiyor mu? Bir insan Kurtuluş Savaşı’na, Che’nin, Allende’nin, Deniz’in, Mahir’in savaşlarına karşıysa, neyi savunuyordur? Barışı mı? Özgürlüğü, eşitliği, bağımsızlığı mı? Yoksa onların savaşını çarpıtan, onları yok etmeye çalışan iradeleri mi? Evet, barış, en çok, uğruna savaşacak

okumak için tıklayınız

Ağustosböceği neden çalışsın? – Erk Acarer

Android işlemci, LCD TV, dokunmatik ekran, üç açılı diş fırçası ve mutlaka İsveçli bilim insanları. Hayat bir sergi alanı… Alışveriş merkezlerinin, yüksek tavanlı mimarileri, iç açıcı parfüm kokuları, dingin müzik tonları ve huzur duygusuna gönderme yapan büyük fıskiyeleriyle mabetleri çağrıştırdığına şüphe yok! ‘İhtiyaç duyduğunuz her şey’ gibi ‘hiçbir zaman eksikliğini hissetmeyeceğiniz tüm ürünler’ burada yan

okumak için tıklayınız

Türkiye 2040’ta kuraklık çekecek!

Dünya Kaynakları Enstitüsü (World Resources Institute) 2040 yılında en çok su sıkıntısı yaşayacak ülkelerin listesini açıkladı. 33 ülkenin yer aldığı listede Türkiye de yer alıyor. Enstitünün yaptığı çalışmaya göre en çok su sıkıntısı yaşayacak olan bölge Ortadoğu olacak. Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda ülkeler arası çatışmanın çıkacağı uyarısında bulunan enstitü, suyun verimli kullanımı ile ilgili sistemlerin

okumak için tıklayınız

Tatil Kitabı Meselesi – Zafer Köse

“İş günleri” ve “izin günleri”: Kapitalizmin iki büyük yalanı! Kâr amaçlı üretim sistemi için çalışırken insan yorulur, verimsiz hale gelir. Tıpkı şarjı biten aletler gibi. Aletleri şarja takmak gerekir. Sahibi için yeniden iş görür hale gelmeleri için. Tıpkı çalışanların izne çıkması gibi. Kâr amaçlı sistemin bir çalışanı, “boş zaman”ını da aynı sisteme faydalı olacak biçimde

okumak için tıklayınız

“Bizi yetişkin yapan şey kendimizi kandırma yeteneğimizdir.” Jess Walter

“Sanırım kendimizi birçok farklı biçimde kandırabiliriz. İnsanlar, sanki geçmemiz gereken fiziksel, duygusal ya da zihinsel bir eşik varmış gibi bir çocuğu yetişkin yapan şeylerden bahsederler. Ama söylüyorum size ve eğer kendinize karşı dürüst olursanız, bunun doğru olduğunu anlarsınız: bizi yetişkin yapan şey kendimizi kandırma yeteneğimizdir. Bu kadar… Hayatlarımıza bakar ve

okumak için tıklayınız

Burjuvanın Edebi Yolculuğu

Roman sanatının edebiyatta hegemonyasını sağlamasıyla kapitalizm gelişimi arasındaki bağ sürekli vurgulana gelmiştir. Lukacs, Roman Kuramı’nda epiğin yerine romanın geçişini ünlü “roman Tanrı’nın terk ettiği bir dünyanın epiğidir” cümlesiyle gözler önüne sermişti. Bakhtin, şiirde “sözcüğün doğal diyalojikleşmesi sanatsal kullanıma koyulmaz” diyerek şiirin toplumsal gerçekliği yansıtmada yetersiz kaldığını belirterek, romanın egemenliğinin tarihsel gelişimin doğal sonucu olduğunu savunuyordu.

okumak için tıklayınız

Yeraltı Adamı* – Hatice Balcı

Sizin hiç gözünüze kıymık battığı oldu mu? Adorna’ya göre bazen göze batan kıymık en iyi büyüteçmiş. Ben onun yalancısıyım. Ya da şöyle sorayım: Gördükleriniz, duyduklarınız karşısında ‘’ bu kadarı da olmaz!’’ deyip dehşete kapıldığınızda ne yaparsınız? Ben öyle anlarda bundan birkaç yıl önce tanıştığım Dostoyevski’nin ‘’yeraltı adamı’’nı düşünüyorum. Zira gözüme kıymığı batıran muhterem zat oluyorlar

okumak için tıklayınız

“Unutursak Yüreğimiz Kurusun!”

Antakya. Sıcak bir gün. Uzun süredir aklımda olan bir şeyi yapmak üzere yola koyuluyorum. Şehrin dar sokaklarından geçiyorum. Buraları yıllarca Ermenilere, Yahudilere ve Hıristiyan azınlıklara ev sahipliği yapmış. Mimarisi klasik Türk mimarisinden çok farklı. Evler, taştan, geniş avlulardan, iç içe girmiş odalardan oluşuyor.

okumak için tıklayınız

Faulkner ile söyleşi

William Faulkner, 1897 yılında New Albany, Mississippi’de doğdu. Babası, dedesi Albay William Falkner (evet, “u” yok) tarafından inşa edilen demiryolunda yönetici olarak çalışıyordu. Dede Falkner, The White Rose of Memphis’in de yazarıydı. William Faulkner’in doğumundan kısa bir süre sonra aile Oxford’a taşındı; genç Faulkner iyi bir okurdu fakat bu, liseyi bitirecek notları almasına yetmemişti. Mississippi

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin yirmi sekiz yaşında ağır hapisle cezalandırılmasına ve sürülmesine yol açan olayın içyüzü – E. H. Carr

Dostoyevski’nin yirmi sekiz yaşında ağır hapisle cezalandırılmasına ve sürülmesine yol açan olayın ana hatları iyice bilinmektedir; ayrıntılardaki belirsizlikler ise güvenilemeyecek belgelerin çokluğundan gelmektedir. Bu olaya adı karışanlar -bunların çoğunun Soruşturma Komisyonu?ndaki yazılı ifadeleri bilinmektedir- komisyonun bildiğine inandıkları konularda aşırı bir açık sözlülük göstermişler, saklayabileceklerini ümit ettikleri konularda ise ustaca yalanlar söylemişlerdir. Komisyonun ve suçluları yargılayan

okumak için tıklayınız

Binbir Çiçekli Bahçe – Yaşar Kemal “Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir.”

Dünya binbir çiçekli bir kültür bahçesidir. Yaşar Kemal, dünyanın sahip olduğu ve geçen onyıllar içinde daha çok farkında olunan bu kültür çeşitliliğindan gitgide daha sık söz ederken, hiç kuşku yok ki hep bir endişenin kararlı izleyicisi olarak karşımıza çıkıyor. Sahip olduğumuz kültür çeşitliliğini korumak yerine sorunların çözümünün başlıca aracı olarak seçilen zor ve şiddetin egemenliği

okumak için tıklayınız

Oyunlarım Üstüne – Nazım Hikmet

İlk tiyatroyu nerde, ne zaman gördüm? Karagöz de tiyatrodan sayılırsa, İstanbul’da gördüm, sünnet düğünümde sekiz yaşımda. Belki daha önce mahalle kahvesinde Ramazan gecelerinden bir gece seyretmişimdir Karagöz’ü, ama aklımda kalmamış. Meddah’ı da ilkönce sünnet düğünümde dinledim. O ilk Karagöz’ümle ilk Meddah’ımdan aklımda kalan bugün Ak ve avuçiçi kadar perdenin öte yanında Karagöz’le Hacivat oynatan incecik

okumak için tıklayınız

Viking Destanı – Egill’in Sagası – Emre Aygün

Egill’in Sagası, İskandinav ortaçağ edebiyatının eşsiz örneklerinden biridir. Norveç kralının ayakları altında kalmaktansa sürgün olmayı tercih eden gururlu, baş eğmez Vikinglerin birkaç kuşağa ve farklı coğrafyalara yayılan öyküsü anlatılır bu kitapta. Egill’in Sagası söylemek ile eylemek, söz ile yaşam arasındaki karmaşık gerilimi ve gelgiti hiç de yüceltmeden sunar. Egill, Hamlet değildir; olmanın ya da olmamanın

okumak için tıklayınız

Portakal Ağacında Oturan Kadın – Gioconda Belli

Genç, güzel, iyi eğitimli, kültürlü bir mimar: Lavinia. Bir alışveriş merkezinin projesini hazırlarken kentinin, ülkesinin, dahası bütün Latin Amerika’nın gerçeğiyle karşılaşır. Gördüğü; cuntanın baskısı, işkence gören, kaybedilen insanlar ve tepeden tırnağa yoksulluktur. Sırtını gerçeğe dönemez, sınıfından uzaklaşır ve haksızlığa direnmeye başlar. Lavinia’nın mücadelesi artık bütün kadınların özgürlüğünün ve eşitliğinin mücadelesidir. Kadınlığı için açtığı savaşı ülkesini

okumak için tıklayınız

Düldül – Bir Atın Günlüğü – Nurgül Ateş

Dünyanın Bütün Atları, Güçlerinizi Birleştirin Ben Pamuk Prenses… Soylu, geleceği çok parlak bir attım. Koşmaz, uçardım adeta. Masallardaki kanatlı atlardandım. Bir gün, bir adada buldum kendimi. Artık bir faytoncunun kırbacı altında ezilen bir Düldül olmuştum. Bir zamanlar yediği önünde yemediği arkasında ben… Koşarken bulutlara basan ben… Artık ikinci hayatımı yaşayacaktım. İlk iş, adanın bütün atları

okumak için tıklayınız

Vergi Cennetleri – Gabriel Zucman

Zürih, Hong Kong, Bahamalar, Cayman Adaları, Lüksemburg… Bu sembolik isimler korkunç bir gerçeği gizliyor: Toplum çoğunluğunun zararı pahasına, bir avuç aşırı zenginin gerçekleştirmekte olduğu vergi kaçakçılığını. Daha önce denenmemiş bir yöntem uygulayan Gabriel Zucman, bu olgunun dudak uçuklatan boyutunu ortaya koyuyor; bu kaçakçılığı, dünya hane halkı finansal zenginliğinin % 8’i, yani 5 trilyon 800 milyar

okumak için tıklayınız

Denizden Işıklanmak – Müslüm Kabadayı

Çam ve zakkum kokularını ciğerlerime doldurarak sahile vardığımda, “Bu sabah dubaya kadar yüzeceğim.” dedim içimden. 12 Eylül işkencecilerinin kollarımda ve ciğerlerimde yaptıkları tahribatı yenmeye kararlıydım artık. Deniz çarşaf gibiydi, hava serin olmasına karşın su ılıktı. Canlı olarak milyonlarca yıl önce çıktığım yere, ölüm kaygısı duymadan girmeyi ne çok isterdim; oysa soluğumun suya yetmeyeceği korkusunu taşıdım

okumak için tıklayınız

Yeni İnsan – Sadık Güvenç

Rus yazar Çernişevski’nin iki ciltlik romanı Nasıl Yapmalı?. Öteki Matbaası 4. Basımını 1998’de yapmış. 1. cilt 320, 2. cilt 328 sahife. Çernişevski, Nasıl Yapmalı adlı romanında kafasındaki sosyalist modeli kahramanlarına uygulatıyor. Eşitlik, katılımcılık ve başarı. Saygı, emeğe saygı, insana saygı, kadın erkek eşitliği. Eşlerin birbirine saygısı. Bu arada her bakımdan çürümüş Çarlık Rusyası.

okumak için tıklayınız

Cafer ya da Cafer-i Tayyar… Faiz Cebiroğlu

Nedense, kırk yıl sonra, aklıma geldi: Cafer. Cafer, Antakya / Dursunlu köyünden ve benim de arkadaşımdı. Cafer, sinemaya meraklı ve bir gün ben de ”artist” olurum, hülyasıyla doluydu. Bir Pazar gününde, Antakya / Dursunlu, Mansurgiller Kahvesi’ned, bana: ” Feyyaz okudun mu, İrfan Atasoy, bir film sahnesinde, motosikleti ile, bir apartmandan diğer apartmana ”uçarken” düşmüş, hastahanede,

okumak için tıklayınız