Yazar: cemalumit

Sabahattin Ali’nin sevdiği şairler ve yazarlar

Okuma yazma öğrendiği günden ölene dek sürekli okuyan, arkadaşı Muvaffak Şeref’in dediği gibi, “Dünya edebiyatını gerek Rus, gerek Fransız, gerek Amerikan, özetle dünya edebiyatının günü gününe, tabii klasikleriyle, eskileriyle izleyen” özellikle de Alman edebiyatını çok iyi bilen, yaşadığı donemin edebiyatıyla ilgilenen ve aynı zamanda eski edebiyatı da Çok iyi bilen Sabahattin Ali’nin beğendiği, sevdiği şair

okumak için tıklayınız

Gogol’un Palto’sundan çıkan kelimeler

Sonunda zavallı yazıcı hayata gözlerini yumdu. “Akakiy Akakiyeviç’i gömdüler. Petersburg, onsuz kaldı. Sanki bu kentte hiç yaşamamıştı.” Ama Gogol’un öyküsü burada sonlanmıyordu. “Petersburg’da birdenbire bir söylenti dolaşmaya başladı: Kalikin Köprüsü’nde, daha da uzaklarda geceleri, çalınan paltosunu arayan memur kılıklı bir hayalet görülmeye başlamıştı.” Suç ve Ceza’nın yaratıcısı Dostoyevski Gogol’u över: “Hepimiz onun Palto’sundan çıktık!”

okumak için tıklayınız

Yanlış Evrim: Şeker Hastalığından Ayak Mantarına…Vücudumuz Modern Yaşama Uyumlu Değil!

Bugünün insanları, göçebe atalarımız için gerçekte var olmamış hastalıklarla uğraşıyor. Bunlara uyum sağlayabilir miyiz? Çalışma sandalyeme oturup, bilgisayarıma notları sırayla girerken ve İnsan Vücudunun Öyküsü adlı kitabı okurken kamburlaştım. Bu kitap, fazlasıyla ve rahatsız edercesine vücudum hakkındaki bilgilerin farkında olmamı sağladı. Belimdeki ağrıyı dindirmek için esnedim. Pencereden dışarı göz attığım zaman, bahçe hayal meyal görünüyordu.

okumak için tıklayınız

Yoldaki Bahtiyarlık – Zafer Köse

1 Toprağın çeşitli katmanlarından geçen su, o zenginliği ve tadı içerir; aynı şekilde, insanlık da evrim boyunca geçtiği aşamaların bilincini ve önceki kuşakların kültürel birikimini günlük hayata aktarır. Ne var ki, her katmanın etkisi eşit değildir. Geçmiş uzaklaştıkça belirginliği de azalır. Ve son katmanların suya geçen tadı, öncekilerden çok daha fazladır. Damağımızdaki burukluk bundandır. Hele

okumak için tıklayınız

Paris, Ernest Hemingway’i neden unutuyor?

Amerikalı yazar Ernest Hemingway ile Paris arasında yakın bir ilişki vardı. Hemingway ilk kez 1920’de Paris’e gitmiş, 20’li yılların bir bölümünü kentte geçirmiş, Paris 1944’de müttefik güçlerce kurtarıldığında onun anıları yeniden canlanmıştı. Ama o dönemden tam 70 yıl sonra, Hemingway’in Paris’teki hatıraları silinmek üzere… Bundan 20 yıl önce Paris’ten haber geçmeye başladığımda Hemingway hakkında bir

okumak için tıklayınız

Yaşamım en güzel şiirimdir – Can Yücel

 “Bir kez gözaltındayken Hayatını anlat dediler, bir başladım, nasıl susturacaklarını bilemediler, sonunda ol git deyip kovdular. Yaşamını en güzel şiiri olarak niteleyen Can Yücel, yaşadıklarını, düşündüklerini yine kendi üslubuyla anlatıyor: “İlkokul üçteyim. Küçücük çocuk. Boğaziçi okulunda okurdum. Evden yolladılar. Leyli yollandım. Hem aynı şehirde oturacaksın, hem de okula leyli yollanacaksın. Çok bozuldum, çok üzüldüm. Evde

okumak için tıklayınız

Grinin Elli Tonu “Buralar zaten yeşil. Yeşil yol nedur ki?”

Şehvetli ve çok sapkın bir başlık oldu. Yapılan talanın büyüklüğünün yanında tabii çokta masumane filhakika! Bizler gibi onlarda yeşile vurgunlar. Kendi yeşilleri için bizim yeşilimizi hiç hesapsız çalıyorlar üstelik. Kendi maksatlarında diledikleri gibi de kullanıyorlar. Bir bakmışsınız yeşilin envai çeşit tonu gözleri doldurabildiğine grinin elli tonu olmuş bile. Tüh ..! Geç kaldık grinin cürretkâr arzularına

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’yi Okumak – Victor Terras

Dostoyevski, bir yazar olarak adının ilk duyurmaya başladığı yıllarda (İnsancıklar, 1846), Rus edebiyatıyla birlikte, tüm dünya edebiyatında yeni bir dönem de başlıyordu. Edebiyatla ilgili yeni bir damar bulunmuştu. 19. yüzyılın realitesi göz önünde bulundurulduğunda, insanla ilgili tek yanlı bilgi ve düşünceleri sarsmakla kalmayıp, göz ardı edilen, hatta bilinmediği bilinmeyen gerçekler, edebiyat aracılığıyla dile geliyordu. Dostoyevski,

okumak için tıklayınız

Klasikleri Niçin Okumalı? İtalo Calvino

Dünya edebiyat tarihine yalnızca bir yazar olarak değil, edebiyat üzerine düşünceleriyle de damga vuran İtalya’nın “kalem sincabı” Italo Calvino?nun, “kendi” klasikleri -yaşamının değişik dönemlerinde onun için büyük bir önemi olmuş yazarlar, şairler ve bilim insanları- üzerine deneme ve yazılarının büyük bir bölümü yer alıyor. Ayrıca, 20. yüzyıl yazarlarından, Calvino’nun özel bir hayranlık beslediği yazarlar ve

okumak için tıklayınız

Yanlışlıklar Komedyası – William Shakespeare

“Yanlışlıklar Komedyası (The Comedy of Errors ), Shakespeare?in ilk oyunlarından biri ve aynı zamanda en kısa oyunu. İlk defa 1594 yılında yeni yıl (Noel) şenlikleri sırasında sahneye konduğu sanılıyor. İlk basımı da Shakespeare?in ölümünden sonra, 1623 yılında ?First Folio?da yapılmış. Shakespeare?in bu oyun için yararlandığı kaynaklar arasında Plautus?un Menaechmi ve Amphitruo oyunları ile ?Apollonius of

okumak için tıklayınız

Günlük Yaşamın Psikopatolojisi – Sigmund Freud

‘Günlük Yaşamın Psikopatolojisi’, ruhbilimin yaygınlık kazanmasında Freud’un tüm kitaplarından daha fazla katkıda bulunmuş bir yapıt. Freud, bu kitabı, yüzyılın başında, özellikle genel okurlar için yazdı. Yeni basımları çıktıkça, temel kuramlarını değiştirmeden yeni örnekler ve bölümler ekledi. Freud’un hiçbir yapıtı bu kitap kadar sık basılmamış ve böylesine yaygın bir okur kitlesi tarafından okunmamıştır. Elinizdeki çeviri, Freud’un

okumak için tıklayınız

Dağ Kokusu -Kalbini Arayan Kavmin Öyküleri- Seyit Oktay

Edebi üretimin boyutlarından biri de özelden kamuya ulaşmanın yordamlarından olmasıdır. Anlatı ve hikayeleştirmede ilmek ilmek örülen kurguda, sisle kaplı karlı dağların şahikasını tırmanmanın yazımsal edimidir bizleri sarıp sarmalayan. İşte Seyit Oktay’ın “Dağ Kokusu” adlı öykü kitabını okurken adım adım yücelere erme gizlerinin şifresi metinde görünür kılındı demek yanlış olmayacaktır. “Dağ Kokusu”, “Kalbini arayan, Kavmin Öyküleri”

okumak için tıklayınız

Türkiye’nin Göç Tarihi (14. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Türkiye’ye Göçler)

Türkiye’nin Göç Tarihi, 14. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Türkiye’ye Göçler adlı bu eser, Anadolu topraklarının yüzlerce yılın ötesine uzanan son derece hareketli, zengin ve o ölçüde de çok yönlü, çok kültürlü sonuçlar yaratan göç tarihinin, dünden bugüne ulaşan hikayesini konu ediniyor. Aslında çalışma, Anadolu coğrafyasının kısa sayılabilecek bir tarihsel dilimi üzerinde yoğunlaşmakta ve genel olarak Osmanlı

okumak için tıklayınız

Kafka: Utanç ve Suçluluğun Şairi – Saul Friedlander

Kafkaesk deyişinin kaynağında sadece Franz Kafka’nın yüzlerce mektubu, onlarca öyküsü, üç romanı ve günlükleri yoktur, aynı zamanda yazarın yaşam öyküsü de gerçeküstü çarpıtmalarıyla bu deyimi hak eder. Belki bu yüzden çok sayıda araştırmacı ve biyografi yazarı bunaltan ve insana yönünü kaybettiren baskıcı dünyanın kökeninde Kafka’nın hayat öyküsünü aramıştır. Kafka’nın hayatıyla ilgili okuduğum bu kaçıncı kitap

okumak için tıklayınız

Doğadayım Maymun Manzaraları – Zelal Özgür Durmuş

Maymun Manzaraları, Doğadayım serisinin ikinci kitabı olarak Esen Kitap etiketiyle raflarda. Zelal Özgür Durmuş, “Doğadayım” serisinin Maymun Manzaraları isimli ikinci kitabıyla yeniden karşımızda. Serinin şiirsel anlatım diline yine resimleriyle Seda Mit eşlik ediyor. Tüm dünyadaki maymunların arasında resimli şiirli bir gezintiye çıkan Zelal Özgür Durmuş bizi Sumatra’dan Madagascar’a, oradan Brezilya’nın Yağmur Ormanları’na kadar götürüyor. Bu

okumak için tıklayınız

Yaz Sıcakları ve Okumak – Adil Okay

Ön Not: “Yaz sıcakları ve okumak” adını verdiğim bu yazı, Suruç Katliamından bir gün önce yazılmıştı. Katliam haberi gelince öfke ve acıdan yazıyı kenara attım ve “Çevremizdeki yaratıklar ve pırıl pırıl gençler” adlı bir yazı kaleme aldım. Yaşadığım kentte katliamı protesto mitingine katıldım. Ama yine de kendime gelemedim. Günler sonra, sakinleşemesem de kenara koyduğum yazılarıma

okumak için tıklayınız

Dünyadaki fenalıkların birçoğu karşı çıkamadığımız şeyi kabullenmeye alıştırmalarından geliyor – Montaigne

BİLMEDİĞİNİ İFADE EDEBİLME Dünyadaki fenalıkların birçoğu, daha cesurca söyleyelim, dünyanın bütün kötülükleri, bizi cahilliğimizi sergilemekten kaçınmaya, karşı çıkamadığımız şeyi kabullenmeye alıştırmalarından geliyor. Her şeyden ukalaca ve kesinlikle söz ediyoruz. Bir Roma geleneği varmış: Bir tanığın gözleriyle gördüğünü söylediği ve bir yargıcın en tartışılmaz bilgiyle meydana koyduğu şeyden bile, bana öyle geliyor ki, diye söz edilirmiş.

okumak için tıklayınız