Yazar: cemalumit

“Bu çocuklar Robin Hood’a benzer, bu çocuklar Che Guevera gibidir” diyorlar onlar için. Çünkü çArşı hep vicdanın yanında, özgürlüğün peşinde…

“çArşı kaçta yürüyüşe başlıyor?” Gezi’de en çok sorulan sorulardan biriydi bu. çArşı cadde boyu yürürken de üzerlerine balkonlardan çiçek atılıyordu. “Bu çocuklar Robin Hood’a benzer, bu çocuklar Che Guevera gibidir” diyorlar onlar için. Çünkü çArşı hep vicdanın yanında, özgürlüğün peşinde… Gazeteci yazar Erk Acarer “çArşı Ulan!’da bu serüveni anlatıyor.

okumak için tıklayınız

Çarşı (Bir Başka Taraftarlık) – Sema Tuğçe Dikici

Çarşı Ağaçların kesilmesine karşı, Çarşı, savaşa karşı’, ‘Çarşı, küresel ısınmaya karşı’, ‘Çarşı, nükleer santrallere karşı’, ‘Çarşı, tiyatro yıkımına karşı’, ‘Çarşı, Faili Meçhullere Karşı’, ‘ ‘Çarşı, ırkçılığa karşı’, ‘Çarşı, teröre karşı’, ‘Çarşı, çocuk pornosuna karşı’, ‘Amerikan şahinlerine karşı’, , ‘Çarşı yağlı güreşe karşı’, ‘Çarşı Tekel’in özelleştirilmesine karşı’, ‘Çarşı bombaya karşı’, ‘Çarşı hayvan itlafına karşı’ ‘Çarşı, alayına

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin çocuğunu kaybedişi. “Onu bir daha hiç görmeyeceğimi düşünemiyorum.”

Şubatta, sabırsızlıkla beklenen şey oldu: Dostoyevski’nin ilk çocuğu doğdu. Madam Snitkina, Petersburg’dan gelmek niyetindeydi ama hastalığı bunu engelledi. Anna’nın ilk sancılan başladığında, kocası güçlü bir sara nöbetinin etkisiyle uyuyor, kendisinden geçmiş bir halde yatıyordu; Anna onu kaldırmaya cesaret edemedi. Evde yarı-budala bir hizmetçiden başka kimse yoktu ve Anna bütün gece yalnız başına acı çekti. Sabahleyin

okumak için tıklayınız

“Bu satırları buz gibi odamda yazıyorum. Ne odun ne kömür alacak param var.” Orhan Kemal

(1960’lı Yıllar) Bu yıllarda da parasızlığı had safhadadır. Mali durumu için “Fecinin de fecii!” demektedir. Ne sinema ne de gazetelerde roman üzerine iş vardır. Bu sırada bir arkadaşının akıl vermesiyle vadeli olarak iki adet buzdolabı alır. Bunları yarı fiyatına peşin satarak dört aylık ev kirasını ve diğer borçlarını öder. Bu buzdolaplarını çok iyi hatırlıyorum. Çünkü

okumak için tıklayınız

Doris Lessing’den ‘Anılar’

Lessing, edebiyat tarihinin en dikkat çekici kadınlarından biri. Feminist yazının önemli eserlerinden olan “Altın Defter” gibi büyük ilgiyle karşılanmış bir romanın yanında “Hayatta Kalma Güncesi” gibi başarılı bir ters ütopyaya imza atmış, son romanı “Yarık” 2007’de yayımlandığında aynı yıl Nobel Edebiyat Ödülü’ne ve daha pek çok önemli edebiyat ödülüne değer görülmüş başarılı bir kalem.

okumak için tıklayınız

İyi eğitimli kişilerde unutkanlık tehlike işaretçisi

Üniversite eğitimi görmüş kişilerin yaşadığı unutkanlıkların, felç habercisi olabileceği belirtildi. Hollanda’da yapılan ve Stroke dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, yüksek eğitimli insanların felç geçirmesi olasılığı, daha düşük eğitimlilere kıyasla % 39 daha fazla. Rotterdam’da 20 yıl süresince, sağlıklı ve 55 ile daha yukarı yaşlardaki 9.000 dolayında insan incelemeye alındı. Katılımcılara unutkanlık sorunu çekip çekmedikleri soruldu. 2012

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet ‘in Tavşan Hikayesi

Zaman zaman zararsız mahkûmlar hapisten jandarma eşliğinde çıkarılarak devletin inşaat, yol, temizlik gibi işlerinde çalıştırılır. Babam da, Nâzım Hikmet de bu şekilde dışarı çıkar, hem çalışır hem de hapishane ortamından uzaklaşmış olurlardı. Böyle günlerden bir gün babam küçük bir çocuğun elinde tavşan yavrusu tuttuğunu görmüş. Çocuk satmak istiyor fakat diğer mahkûmlar sadece oynuyor, alıcı olmuyorlar.

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal ‘in şiir yazmayı bırakmasında Nazım Hikmet ‘in belirleyici rolü

Hayatın tesadüfü müdür, bir sanatçının yıldızının parladığı ânın gelmesi midir, kader dediğimiz alınyazısının yazıldığı gün müdür bilinmez, tarihler 5 Aralık 1940 Perşembe gününü gösterdiğinde Nâzım Hikmet Çankırı Cezaevi’nden, sağlık nedeniyle Bursa Cezaevi’ne nakledilmiştir.

okumak için tıklayınız

Özen Aşut’la “Boyun Eğmeyenler” Romanı Üzerine Söyleşi

“İnsanları iyi ve kötü olarak kategorize etmemek gerektiğine inanırım. Sonuçta bireyler bu toplumun ürünleridir.” SÖYLEŞİ: ÖMER TURAN Ömer Turan: “Boyun Eğmeyenler”i okuyup son yaprağı da çevirdikten sonra aklıma gelen ilk soruyla başlamak istiyorum söyleşimize. Romanın sonunda, “Sevgi, öleli çok oldu. Ne 1980’leri, ne 1990’ları görebildi” diyorsunuz. Bu sözü aslında Sevgi Soysal’ın çok genç yaşta aramızdan

okumak için tıklayınız

Sevgili Voltaire – Margit Walso

Kalbi de en az zihni kadar büyük olan bir kadının büyüleyici hikâyesi. Paris, 1733. Büyük bir matematikçi olan Émilie du Châtelet her şeyi aynı anda istemektedir: aşkı, heyecanı ve büyük bir biliminsanı olarak tanınmayı… Operaya gittiği bir gece Voltaire’le yıllar sonra tekrar karşılaşan Émilie, evli bir kadın olmasına rağmen eşinin göz yumması sayesinde büyük aşkıyla

okumak için tıklayınız

Oktay Akbal’a Mektuplar

Akbal’a arkadaşı, dostu, tanıdığı 40 yazarın gönderdiği ve 70 yıllık bir dönemi yansıtan 138 mektup yer alıyor Oktay Akbal’a Mektuplar’da. Başkalarının mektuplarını okumakta, buna iznimiz olduğu zamanlarda dahi hafif suçlulukla karışmış tuhaf bir zevk vardır. Mahreme adım atmaktır çünkü bu. İki kişinin arasındaki en dolaysız en samimi paylaşıma dahil olmak… Üstelik mektupların sözgelimi telefonla ya

okumak için tıklayınız

Düşüncenin dilinden konuşmak

Artık beynimizin şifresini çözmeye başladığımız için, düşüncenin oluşumuna dair ilginç soruları yanıtlayabilir hale geldik mi? Bilişsel psikolog Steven Pinker’e birisi şaka amacıyla zihnimizin nasıl çalıştığını beş kelimede anlatabilir mi diye sorduğunda hiç düşünmeden “Beyin hücreleri düzen içinde ateşler,” demişti. İyi bir deneme, ama aslında bir bilinmezi başka bir bilinmezle açıklamak gibi bir şey bu.

okumak için tıklayınız

Mücadeleci bir ölümsüz Saramago

Kırmızı Kedi Yayınları, geçtiğimiz ay içinde Saramago külliyatına yeni bir kitap ekledi. Daha önce Turkuvaz Yayınları tarafından bir bölümü yayımlanan Defterler’in tam metnini okuyucularla buluşturdu. Saramago’nun bitiremeyeceğini düşünüp üzüldüğü Filin Yolculuğu’nu tamamlayıp, sağlığına yeniden kavuştuğu süreçte bir blog açtığını ve orada günlük yazılar ve değerlendirmeler kaleme aldığını biliyorduk. Kabil’e başlamadan önce bir antrenman turu attığını

okumak için tıklayınız

Foça çalıştayından izlenimler – Müslüm Kabadayı

Foça izlenimlerimi yazmak için zaman kollamamın üzerinden 10 gün geçmiş. Her gün o kadar çok şeyle boğuşuyoruz ki, esas yapmak istediklerimizi gerçekleştirememenin ezikliğini duyuyoruz ne yazık ki. Lafı uzatmadan, yeni zaman kaybına da yol açmadan izlenimlerimi ana hatlarıyla paylaşmak istiyorum.

okumak için tıklayınız

Yusuf Ziya Bahadınlı : Işıklı insanın romancısı – Müslüm Kabadayı

29-30 Kasım 2014’te İzmir Foça’da düzenlenen “Köy Enstitüsü’nden Doğan Edebiyat” konulu çalıştayda sunmak üzere hazırladığım bu metnin girişinde, eğitim tarihimizin en önemli ve özgün kurumu olan Köy Enstitülerinin işlevine ve bugünle gelecekte bu deneyimden nasıl yararlanılabileceğine dair özlü bir değerlendirme yapmak istiyorum.

okumak için tıklayınız

Haw: Bir Köpeğin (Sk: 107’nin) Serencamı – Müslüm Üzülmez

Haw, Kemal Varol’un yeni yayınlanan romanı. Kemal Varol, mutlak hegemonya isteyen kutsal hiyerarşi ile örgütlenmiş derin devletin, resmi ideoloji ve siyasi rejimin yıkıcı etkisinin en çok hissedildiği coğrafyada, 1977’de Diyarbakır’da doğmuş, çocukluğunda 12 Eylül darbesinin, gençliğinde Kürt ulusal hareketi ile Devlet arasında süren savaşın tüm olumsuzluklarını görüp yaşamış biridir. Görüp yaşadıklarına dair duygu ve düşüncelerini

okumak için tıklayınız

Egoistlerin Unutulmuş Yazarı

Biricik ve Mülkiyeti, Jason McQuinn’in deyimiyle “ideoloji müritlerinin nefret etmeyi sevdiği anarşist” Stirner’in kitabı Selma Türkis Noyan’ın çevirisiyle sonunda Türkçe’ye kazandırıldı. Ülkemizde her ne kadar adı sanı pek bilinmese de – ki bundan Sol Yayınları’nın, aslında Stirner’e bir cevap olarak yazılan Alman İdeolojisi’nin, yalnızca Feuerbach ile ilgili kısmının çevrilip basılmasının da “katkısı” çoktur (neyseki tamamı

okumak için tıklayınız

Gökyüzüne Vurgun Kelebek

Çocuk kitaplarının en güzel konularından biridir bilinmeyeni keşfetme tutkusu. Belki de hepimizin içine en çok işleyen karakterlerden biri olmuştur denizi düşleyen Küçük Kara Balık ve bunu bir gün gerçekleştireceğine dair kararlılığı. Küçük Kelebeğin Rüyası’nda da yine hayallerinin peşinden gitme konusunda tutkulu “kozasından yeni çıkan, kanatlarındaki parlak renklerle” hep daha fazlasını hayal eden küçük bir kelebeğin

okumak için tıklayınız