Yazar: cemalumit

?Çiftlik Öyküleri?- Mehmet Özçataloğlu

Kitap okumayan bir toplum olduk artık. Ve kitap okumadığımız için kitap okumayan yöneticiler seçiyoruz kendimize. Kabalıkları cesaret örneği olarak algılıyoruz. İnsanca olmayan davranışlardan mutlu oluyoruz. Oysa altı kişiye bir kitap değil de bir kişiye altı kitap düşseydi yıllık okuma oranlarında, her şey çok daha başka ve güzel olabilirdi. Bir kişiye altı kitap düşürmenin yolu ise

okumak için tıklayınız

Okuma Üzerine – Öznur Özkaya

?Okumak; başka hayatların, insanların, fikirlerin dünyasına yapılan bir yolculuktur, ötekini anlayabilmenin en erdemli yoludur.? diye cümleler kurarız durmadan, lakin çok şeye zaman bulabildiğimiz halde kitap okumaya zamanım yok, deriz; kitaplar pek de pahalı, deriz. Oysa kitap okuyabilmek için zamanımızın olduğunu fark edebilsek ve kapısının önünden geçmeyi unuttuğumuz kütüphanelerin varlığını

okumak için tıklayınız

“İşkence çeken insanlığın zincirleri büro kâğıtlarındandır.” – Franz Kafka

Büro Kağıtlarından Zincirler Kafka?ya dair hâlâ yeni bir şey söylenebilir mi? Bu kitabın bu konuda bir iddiası vardır. Gerçekten de bence Kafka?nın eserinin büyüleyici itaatsizlik gücünü açıklamak için farklı bir gözle bakmanın vakti gelmiştir. Walter Benjamin Kafka üzerine ünlü denemesinde (ne yazık ki pek dikkate alınmayan) bir uyarıda bulunuyordu: ?Kafka?nın yazılarında ihtiyatla, sakınılma, kuşkuyla, el

okumak için tıklayınız

Marx geri dönse Twitter kullanır mıydı?

Türkiye?de Twitter ve Youtube?un yasaklanma süreçlerinde büyük bir tepkiye tanık olduk, oluyoruz. Kullanıcılar, gündelik hayatlarına fazlasıyla dâhil olmuş bu ürünlere ulaşamamaktan öfkelendiler, farklı yöntemlerle yasakları devre dışı bırakmayı denediler. Yaşananlara dair entelektüel alandan ya da kanaat önderleri tarafından dile getirilen itirazlar da oldukça fazlaydı: Âdeta doksanların başındaki ?Radyoma Dokunma? eylemleriyle

okumak için tıklayınız

Mayakovski birleşmenin imkânsızlığıdır

Georges Braque, Pablo Picasso, Delaunay gibi kübist sanatçıların resimlerini çoğumuz görüşten tanırız. Sanat dünyasını ve tarihini etkili bir şekilde çalkalamış olan bu sanat akımının en bilinen özellikleri tekil bir bakış açısını kenara bırakması, geometrik şekiller aracılığı ile cisimleri temsil edip alışılagelmiş tanımları kökten değiştirmeye çalışması ve farklı düzlemleri birbirine kenetlemesidir. Picasso?nun resimlerini incelediğimizde basmakalıp şekillerin

okumak için tıklayınız

“Bitmeyen Kavga” – Miralem Gür

Bazen hayatın kendisinin, içine karışmaktan kendimizi alıkoyamadığımız bir kavgaya dönüştüğüne tanık oluruz. Başlar, biter; yeniden başlar ve yeniden biter. Kendi kavgamızda bile söz hakkımız yoktur bazen. Kontrol edemediğimizi fark edince de mış gibi davranırız. İnsan en iyi çocukken mış gibi davrandığını sanır oysaki büyüdükçe daha fazla oyun oynarız. Tek fark, bu sefer oynadığımız oyunların kuralları

okumak için tıklayınız

Françoise Rastoix – M.Şehmus Güzel

Françoise kitapevi kurucusu, sahibi, yayıncı ve çevirmendi. Ana ve babasının, kardeşlerinin, akrabalarının, yakın dostlarının ve sevenlerinin şiirsel kısaltmasıyla Fanfan?ın belirgin özellikleri pek çok. Ama en önce şu üçünün belirtilmesi gerekiyor : feminist, komünist, Türkiye hayranı. Fanfan en doğal biçimiyle feministti. Anadan doğma. Onun için kadın ve erkek eşitliği doğanın arzusu, yaşamın en iyi biçimde ifade

okumak için tıklayınız

Soma oma ma!..

SOMA OMA MA!.. Yeraltında milyonlarca ışıldaklı soma Kazma vuruyor yeryüzündekiler ısınsın diye Soma’larda yanıyor yürekler, çatırdıyor yüzlerce oma Şimdi yeryüzü daha kömür yeraltından, bu katliam niye?   Sermaye devleti hırsız ve katilleri beslesin diye!   Direndiğinde milyarlarca soma, ayağa kalktığında çelikleşmiş oma Vebalı sermaye sıçanları geberir tek yumurta ikizlerinin altında Hayat ver, direnç der yeraltındaki

okumak için tıklayınız

Osmanlı İmparatorluğu’nda Madenciler ve Devlet / Zonguldak Kömür Havzası 1822-1920 – Donald Quataert

( * ) ABD’li tarihçi Donald Quataert, ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Madenciler ve Devlet’ kitabında Zonguldak kömür madenlerini konu alan birçok tarih eserinden farklı olarak çalışmasının odağına madencilerin çalışma koşullarını yerleştiriyor. Kitap, 1822-1920 arasındaki dönemde Zonguldak’taki madenciliğin hikâyesini işçilerin çalışma hayatları üzerinden aktarıyor. Daha önce de çoğu emek eksenli olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve sosyal tarihiyle

okumak için tıklayınız

Kore Nire – Fahri Erdinç

Hikâye 1960 Mayısı?nda Ankara?da başlıyor. Öğrenci olayları, genç subayların hoşnutsuzluğu, iktidar yanlısı generaller, başta Menderes olmak üzere iktidar sahipleri, tutuklu gazeteciler… İlk basımı 1966 yılında Sofya?da yapılan Fahri Erdinç?in Kore Nire romanı yaklaşık elli yıl sonra Türkiye?de de yayımlandı. Erdinç bu romanında Türkiye Cumhuriyeti?nin 27 Mayıs darbesine götüren siyasi ve toplumsal süreçleri ele almış. Asıl

okumak için tıklayınız

Tayyip Erdoğan’ın patrona gelince hedefi ‘2023’, işçiye gelince ‘1862’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Soma?da, yaşanan maden faciasıyla ilgili olarak yaptığı basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Erdoğan, bir soru üzerine ?Geçmişe gidiyorum? diyerek, İngiltere, Fransa, ABD gibi ülkelerde 19. Yüzyıl ve 20. Yüzyılın başında yaşanan bazı maden kazalarına ait kayıp verilerini sıraladı.

okumak için tıklayınız

Madencinin Sınav Günleri – Bir Madenci Kasabasının Öyküsü 1 / Lewis Jones

1937 yılında yayınlanan Cwmardy, Lewis Jones’un iki romanından ilki. Yirminci yüzyılın başlarında İngiltere?nin Güney Galler bölgesinde kömür ocaklarıyla ünlü bir kasabayı anlatıyor. Roman kişileri, bu kasabada yasayan maden işçileri. Özellikle kasabadaki bir ailenin bireyleri aracılığıyla hem özel bir gelişimin, hem de çevredeki isçi yaşamının tarihini aktarıyor bize. Madencilerin her yerde karşılaştığı olaylar bu romanda da

okumak için tıklayınız

Zamanın Coğrafyası (Kültürlerin Zaman Algısı Üzerine) – Robert Levine

Zamanın Coğrafyası’nda ünlü sosyal psikolog Robert Levine, gündelik eylemlerimizin sorgulamadan kabul ettiğimiz bir boyutu olan zaman algımızı keşfetmemizi istiyor. Kariyerini zaman ve yaşam hızı çalışmalarına adayan Levine, bizi dünyanın etrafında çağlar boyu süren büyüleyici bir zaman turuna çıkarıyor. Yazarla beraber, üç saatlik gecikmelerin normal sayıldığı Brezilya’yı ve Batı’da hiçbir şekilde bilinmeyen bir uzun vade algısının

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un güncesi

Bir Yazarın Günlüğü eserlerin nasıl kılı kırk yararak kaleme getirildiğinin belgesi. Kimi yazarlara göre Deniz Feneri, Virginia Woolf?un hem en sevilmiş, hem en önemli romanıdır. Ben, uzun yıllar, Oraya Deniz Fenerine diye Türkçe adlandırdığım bu eseri, 1960?ların sonunda rahmetli eniştem Talât Akdağ?ın kitaplığından ödünç almış, bir daha da geri vermemiştim. Naciye Akseki Öncül çevirisi Deniz

okumak için tıklayınız

“Masallar, Mektuplar ve Kuşlar” üzerine – Öznur Özkaya

Şehir; kimi zaman insanı yer yutar kimi zaman da şefkatle sever kollar. Bir gün derinden yaralarken, an gelir baktığında gözlerini acıtır dağlar ve ovalar. Nehirden gelen sesi ninni gibi hatırlamak istedikçe sen, bir bakarsın çağlayan olur kulaklarını yırtar. Yine de yolundan dönmezsin, dönemezsin. Ayaklarının ezberlediği yollarda bazen kaybolur gidersin, bazen de yıllar önce gittiğin bir

okumak için tıklayınız