Yazar: cemalumit

Yok Oluş (Kötü Olan Genlerimiz mi Şansımız mı?) – David M. Raup

Yok Oluş, yaşamın yeryüzündeki tarihini konu almaktadır ve biyolojik kökenlerimizin, en az evrenimizin fiziksel kökenleri kadar önemli ve ilginç olduğu inancıyla yazılmıştır. Kitap bütünüyle, organik evrimin az ilgi gören bir yüzü olan yok oluş, yani tür ölümü üstünde durmaktadır. Ortaya attığı temel soru şudur: Jeolojik geçmişte ölmüş olan milyarlarca tür, sırf yeterli olmadıkları için mi

okumak için tıklayınız

Kürtçe Dil Dersleri – Zazaca ve Hikayeler (Dersen Zuwene Kurdi-Zazaki u Sonika) – Orhan Erdem, Turan Erdem

Dil, hayatın vazgeçilmez asli unsurudur. Dil, gelişmenin, dönüşümün, değişimin gerçekleşmesidir. Bir halkın gelişmişliğinin bir ölçütü de, di¬li ne kadar iyi kullanabildiğidir. Çünkü dili kullanabildiği oranda hayatta kalma, dönüşümü yakalama gücüne sahip olur. Dil ile düşünceleri, davranışları seslendiririz. Bunları ileriki kuşaklara aktarır, bu vesileyle kaybolmalarını, yok olmalarını önleriz Bir ulusun yaşaması ve yaşamını idame ettirmesi, dilin

okumak için tıklayınız

Satıl(amay)ıp, Alına(maya)n Sanat (ile Sanatçı)[*] Temel Demirer

?Ey insan! Sanat yalnız senindir.?[1] Adına ?sanat? denen çok şey ile bu alışveriş konusunun ?sanatçı?larının üzerinde bir fiyat etiketi var? Alıp, satabilirsiniz; paranız kadar ?özgür?sünüz! Ya alınıp-satılanlar! Fiyat etiketlerinden ne kadar ?bağımsız?lar? Sanat, bu/ ve böyle olabilir mi? Eğer Bertolt Brecht gibi, ?İnsanlık yara almışsa sanat yoktur artık. Güzel sözcükleri biraraya getirmek sanat değildir. İnsanların

okumak için tıklayınız

Kadın İçin? – Elif Kutlu

?Ancak olmaması gereken ama olan ve hiç durmadan olmaya devam eden bir şey, küçük bir şey, hatırlandığında her şeyi, yaşamın tüm zenginliğini ve kocamanlığını alıp çürük bir fındık tanesine, ezilmiş bir sineğin duvarda bıraktığı sapsarı lekeciğe indirgeyiveren bir hiçbir şey vardı.?(s. 31) Bu cümleyle başlıyor her şey. Esir alınmış iki kız kardeşin geçmişlerinden, esir alınmadan

okumak için tıklayınız

Çukurca’nın Yolları 2 – Doğan Soydan

Dikişi sökülmüş, altı delinmiş ayakkabılarım ayağıma yük olmaktan başka işime yaramıyordu. Ayaklarım iki aydan beri yağmur, kar içinde. Birgün başım ağrıyor, birgün dişim? Burnum, boğazım tıkalı. Oysa gençliğimin en taşkın çağını yaşıyorum; taşı sıksam suyunu çıkarmam gerekirken, bir şekeri bile bölmeye gücüm yetmiyor. Arkadaşlar, hastalığımı gözümde büyüttüğümü sanıp, bana inanmıyorlar.

okumak için tıklayınız

Reyhan Sur?un Yeni Kitabı ?Aşk Çarpsın? – Esen Yel

Yıllar önce bir yazısında şöyle bir dillendirme yapıyordu Sevgili Aziz Nesin? ?Sosyalist ülkede yazar olmak, kapitalist ülkede tüccar olmak?? Kapitalist ülkede yazar olmanın sürekli ?savaş durumunda olmak? gerektirdiğini çok iyi biliyoruz? Önce sistemle savaşacaksınız. Sonra sistemin içinde hala barınmakta olan feodal kalıntılarla savaşacaksınız. Sonra çağdaş yaşam çizgisini geçmemekte direnenlerle? Sonra yazdıklarınızı yayımladıklarınızı hep sömürme üzerine

okumak için tıklayınız

Omurgası Çelik, Sekseninde Bir Afacan, Osman Bolulu – Celal İlhan

Köy Enstitülü öğretmen yazarların; enstitülerde yaşadıklarına, o çatı altında kişiliklerinin nasıl değiştiğine, geliştiğine ilişkin yayımlanan kitap sayısı gün gün artıyor. Böyle olmasını doğal karşılamak gerekir. Asırlardır susmuş, susturulmuş büyük insan topluluklarının önü açılınca; üretime, okumaya, yazmaya nasıl bir iştahla saldırdığının, durup dinlenmek bilmeden çağlayıp coştuğunun göstergesi bu. Enstitü çıkışlı öğretmenlerimizin; yaşları hayli ilerlemiş olmalarına karşın

okumak için tıklayınız

“Düş Kırgınları”na Dair – Selman Büyükaşık

Okuma grubumuzun sezonun ilk toplantısında, bir sonraki oturumu için Mehmet Eroğlu?nun Düş Kırgınları romanı önerilince kafamda herhangi bir çağrışım yaratmadı. Ama ya-zardan bir şeyler okuduğum konusunda kısa bir duraksama geçirdim. Kitabı alıp ön kapağına baktım, bana yine bir şey anımsatmadı. Arka kapaktaki tanıtım yazısını okuyunca bu kez kuşkuya düştüm. Bana bir şeyler anımsatır gibi oldu.

okumak için tıklayınız

Türk Tiyatrosu Üzerine Önemli Bir Kaynak – Serkan Fırtına

?Türk Tiyatrosu Üstüne Notlar? Türk tiyatrosu tarihi açısından çok önemli ve ayrıksı bir yapıt olarak ön plana çıkıyor. Tiyatroya, eleştirmen, akademisyen olarak uzun yıllardır çeşitli hizmetlerde bulunan Ayşegül Yüksel?in, gayet anlaşılır ve sürükleyici bir anlatımla kaleme aldığı yapıt, sıkıcı tiyatro kronolojisi olmaktan öteye geçerek, Türk tiyatrosunun gelişim süreçlerini çeşitli başlıklar altında inceliyor. Yapıtı oluştururken sıralı

okumak için tıklayınız

İmge Dünyasına Giriş – Nejdet Evren

Algıya bağlı olarak olguyu kavramak, yeniden işlemek, değerlendirmek ve bir ortaklaşma ile kullanılabilir soyut bir varlığa dönüştürme işlemi olan kavram-laştrma, doğal seyri içerisinde kendine bağlanan ve somuttan soyuta giden çoğalan, eklemlenen iz-leri imge olarak düşünceye, bilince yerleştirirler. İmgeler, bu olguların/varlıkların bellekteki devingen ve sürekli aktif olan kavrayışlarıdırlar. Kolektif emeğin ürünü olan ortaklaşmalar önce hareketlere, sonra

okumak için tıklayınız

Okumak – Faiz Cebiroğlu

Okumak nedir? İyi bir okuyucu ne demektir? Bu yazı, bu sorulara kısa bir yanıt vermeyi amaçlıyor. Bu yazı, bu konunun ipuçlarını veriyor. Önemlidir; geleceğin büyükleri ve güzel bir yaşamanın kurucuları olacak olan çocuklarımızı bu alanda yetiştirmek ve bunu herkesin görev olarak algılamasını sağlamak. Okumak, dildir. Dil, anlamak içindir. Anlamak, yazılan metni anlamak oluyor. Yazılanları anlamak,

okumak için tıklayınız

Yalnızlığı Umutla Kımıldatan Şair: Doğan Şadıllıoğlu – Müslüm Kabadayı

Çocukluk döneminde iradesi dışında coğrafi ?göç? yaşayanlar, iç dünyalarında yoğunlaşan yaşantıların sivrilen uçlarını, yaratıcılığın ürüne dönüşebileceği uygun koşulları bulduklarında felsefi, sanatsal ya da bilimsel alanlara yönlendirebilmekteler. Köyden kente göç eden zeki, yaratıcı yeteneği olan çocukların 1950-1980 arasında bu bakımdan öne çıktıklarına tanık oluyoruz. Bölge ve ülke değiştirenler arasından da böyle örneklerin çıktığını biliyoruz. Bu konuda

okumak için tıklayınız

Don Kişot’a “Bin Selam”, Murtaza’ya “Merhaba” – Canan Koçak

Roman kahramanları deyince genelde hayal ürünü, inanması güç, erişilmesi zor tipler gelir akıllara. Ama toplumsal gerçekçi romancılar ve özellikle Orhan Kemal düşünüldüğünde işler bir anda değişiverir. Bir de bakmışız okuduğumuz romanın kahramanı, mahalle bakkalımız, olmadı yan komşumuz, o da olmadı her sabah bindiğimiz servisin şoförü oluvermiş. Kısacası, tamamen insani özelliklerden kaynaklı, bu tür romanlarda anlatılan

okumak için tıklayınız

”İki Dil Bir Bavul”la Çıkılamayan Yolculuklar – Hevi Gür

Dil sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir varoluş hikayesidir de. Yasaklanırsa şayet yok olur duygular, düşünceler, anılar.. Yok olur tarih. Kaleme dökülemeyen, cümlelere dönüşemeyen kelimeler yüreklere dokunamazsa sessiz birer çığlığa dönüşür bedenlerde. İşte bu çığlığın hikayesidir İki Dil Bir Bavul. Kendini var eden sembolün yok oluşuyla şaşkına ve ne yapacağını bilmeyen, insanoğlunun saflığının bozulmadığı

okumak için tıklayınız

Adil Okay İle Söyleşi – Eylül Kültür Edebiyat Dergisi

Eylül: 1980 öncesi politik nedenlerle Adana ve Ankara cezaevlerinde yatmışsınız. O dönemin hapishane koşullarını bugünün koşullarıyla olumlu-olumsuz kıyaslayabilir misiniz? Adil Okay: Apayrı iki dünya diyebilirim. 1980 öncesi biz 50-100-150 kişilik koğuşlarda kalıyorduk. Koğuşlar arası ilişkimizde serbestti. Dolayısıyla psikolojik olarak rahattık. Örneğin ilk yakalanma sonrası sorgu -gözaltı- işkence bitip de cezaevine girince rahatlıyorduk. Kolektif çalışma, üretim

okumak için tıklayınız

Uludere – Tahir Ürper

Uzun gecelerin meskenidir Uludere. Yalnızlığı boldur. Düşler kendini bırakır sessizce insan ovasına. Onun içindir ki dengbêjleri çoktur. Her şeyin üstüne stranları vardır. Saatlerce üzüm bağları üstüne stran dinlediğimi hatırlarım mesela. Hele ki yaralı aşıkların üstüne söylenen şarkılar, başka diyarlara dağılan umutlara dair kılamlar çok söylenir. Herkes Uludere?de bir gece kalmalı, gökyüzüne doğru gözü açık bir

okumak için tıklayınız

Kapitalizmin Arkaik Kültürü / Eski Rejimler ve Modern Devletler Üstüne Tarihsel Bir Deneme – Ellen Meiksins Wood

Batı’da egemen modernite kavramlarını ve tarihsel olarak “burjuva” toplumu modelinin gelişimini irdeleyen bu kitapta, Ellen Meiksins Wood, burjuva modernitesinin, “modern” devletin ve siyasi kültürünün somut örneğinin Kıta Avrupa’sında ortaya çıktığına ilişkin varsayımlara karşı, aslında sözü edilen somut örneğin prekapitalist toplumsal mülkiyet ilişkilerini gösterdiğini ileri sürüyor. Bunun ters örneği İngiltere’de ise, “modern” devlet ve buna ilişkin

okumak için tıklayınız

Kimin Avrupası? (Halkın Avrupası ile Şirketlerin Avrupası Arasında) – Attac

“Avrupa, Avrupa duy sesimizi!”, artık Avrupa Birliği’ne kabul edilmeyen küskün ülkelerin kalbi kırık vatandaşlarının edebileceği bir laf olmaktan çıktı. Günümüzde bu laf, sağır Avrupa’nın tam ortasında, Avrupa’nın kendi vatandaşlarından işitiliyor. Atacağı her adımı ekonomik kâr-zarar terazisinde tartan, çokuluslu büyük şirketlerin lobileriyle sarmaş dolaş olan, toplu taşıma, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi kamusal hakları umursamak bir

okumak için tıklayınız

Son Sömürge: Kadınlar – Claudia Von Werlhof, Maria Mies, Veronika Bennholdt Thomsen

Kapitalizm, yalnızca emeğin sömürülmesi üzerine bina edilmemiştir; emeğin niteliğini değiştirmiş, onu kendisine tâbi kılmış, bu tâbiyet ilişkisini hoyrat bir biçimde sürekli yeniden biçimlendirmiştir de. Sadece kadın emeğinin değil, doğanın da erkek bir akıl tarafından dönüştürülmesiyle belirlenmiş bir biçimleniştir bu. Kuşkusuz kadın emeğinin sömürüsü, kapitalist ilişki ağı içerisinde, salt emek sömürüsünden fazlasını ihtiva eder. Oysa, cinsiyet

okumak için tıklayınız