Yazar: cemalumit

Fırtına 1. ve 2. Cilt ? İlya Ehrenburg

Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20.yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir. Üçlemenin elinizdeki cildi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın ortasından başlayarak Moskova’ya kadar uzanan nazi dehşeti sırasındaki ölüm kalım mücadelesini anlatıyor. Bir yandan olağan bir biçimde sürüp giden günlük yaşam, bir yandan

okumak için tıklayınız

Oğlak ? Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Her basım, benim gözümde, yeni bir kitaptır. Bir kitabımın her basımında ilk basımdaki kadar gergin ve sancılıyımdır. Çünkü şiir, etimdir benim, ka­nım, kemiğim, sinirlerimdir. Birbirimizi sürekli denetleriz. Oğlak?ın yeni basımının yapılacağını öğrendiğim zaman, doğumu yaklaşmış bir kadın gibi, sancılar duymaya başla­dım. İlk düşündüğüm, yapıtı baştan sona gözden geçirmenin gerekeceği oldu. Bu, yorucu, fakat sevdiğim bir

okumak için tıklayınız

Elektronik Göz / Gözetim Toplumunun Yükselişi – David Lyon

Bankalarda otomatik para çekmemizi sağlayan ATM makineleri, bilgisayarlar, E-mail, sağlık sigortaları, kredi kartları, uydular, marketlerdeki kameralar yani teknolojinin 20 yıllık evriminin çocuğu olan bu “nimetler” insanoğlunun yüzyıllardır süregelen özel yaşamında girilmemiş en küçük bir alan bile bırakmadı. Kişisel yaşamımızın hassas ayrıntıları her gün büyük şirketlere ve devlet dairelerine ait dev bilgisayar veri tabanları içinde toplanıyor,

okumak için tıklayınız

Mavi Karanlık – Vedat Türkali

Vedat Türkali’nin 1983 yılında yayınladığı “Mavi Karanlık”, Korhan’la Özgür arasında bocalayan Nergis’in sevdası ekseninde; asıl, aydınlarla halk arasındaki ilişki ve çelişkinin hesaplaşmasının segilendiği bugün de güncelliğini yitirmemiş bir romandır… Zaman: 12 Eylül 1980 Darbesi öncesinin minyatür, kaotik “iç savaş” yılları. Yer: Bodrum… Kişiler: Aydınlar… Olayların eksenini, doktora Öğrencisi Nergis’in ölümle tehdit edilen sevgilisi, fizik asistanı

okumak için tıklayınız

Erdal Öz’ün Yaralısın yapıtına dair – Süleyman Deveci

Erdal Öz “Yaralısın”ı Mayıs 1973’te yazmış. Konu işkence. Edebiyatta işkenceyi bu denli anlatan yapıt maalesef çok az, işkence görenlerin sayısı ülkemizde milyonları bulmuş olmasına rağmen hem de. Osmanlıdan, cumhuriyetin kuruluşundan beri süregelen, uluslararası insan hakları kuruluşlarının belgelerine, envai ve Avrupai kurumların raporlarına kadar yansımış acı ve utanç verici bir gerçeğimiz. İşkenceyi tabiki en çok işkence

okumak için tıklayınız

Güç Buyruk Düzen – Ali Murat Özdemir

Uluslararası hukuk, emperyalizm dahil, küresel güç ilişkilerinin belli bir düzleme oturtulması için göz ardı edilemeyecek bir alandır. Bu alan, küresel güç ilişkilerinin basit bir tezahürü ya da türevi olmadığı gibi, kendi kendine ortaya çıkan ve havada asılı kalan kuralların özgül bir bileşkesi de değildir. Güç Buyruk Düzen, uluslararası hukukun küresel güç ilişkileri içindeki konumunu ekonomi-politik

okumak için tıklayınız

Sermaye İmparatorluğu – Ellen Meiksins Wood

“…Bir zamanlar sömürgeci emperyal güçlerin, ekonomik sömürüleri de hayli şeffaftı. Güney Amerika’daki İspanyolları veya Kongo’daki Belçikalıları gözlemleyen biri, kölenin servetinin efendiye akratılma yollarını anlamakta güçlük çekmezdi. Tıpkı feodal lordların emek hizmetlerine ve kiralarına el koydukları köylüler arasındaki ilişkide belirsiz birşey olmadığı gibi. Modern kapitalizmde sermaye ve emek arasındaki ilişkiyi anlamak çok daha zordur. Zenginliğin zayıf

okumak için tıklayınız

Dik Duran Aykırı İnsan(lar)[*] – Temel Demirer

?Artık yapar gibi yapmak değil, gerçekten yapmak söz konusu.?[1] Horatius?un, ?In vitium ducit culpae fuga/ Kusur korkusuyla suç işliyoruz,? sözleriyle betimlenen tiranlık koşullarında, dik duran aykırı insan(lık)ın, yeniden ve bir kez daha en büyük gereksinimimiz olduğu kanısındayım. Evet, evet dik duran aykırı insan(lık)a muhtacız yine; hem de ?Ben gidince hüzünler bırakırım/ Bu senin yaşadığındır…? diyen

okumak için tıklayınız

Bugünden Yarına: Şike ve Medya – Osman Bulugil

Futbol dünyasında patlak veren şike iddiası her an yeni bilgilerle kafa karıştırmaya devam ediyor. Aynı zamanda zamanda sürecin sığ değerlendirmerle dolu tekrarı da. Süreç boyunca birçok kişi tutuklandı ve bu devam edecek gibi görünüyor. Fakat bunun, şike olaylarının bir çözüme kavuşması anlamında hiçbir değeri yok. Bunun bir tarafı devletteki hesaplaşmalara, diğer tarafı da endüstriyel futbola

okumak için tıklayınız

Şiir Suyunun Mühendisi: Sabahattin Yalkın – Müslüm Kabadayı

Şairler, sözün öz oranını yapanlardır; onlar, bir bakıma hayatın altın oranını söz kuyumlarıyla bezeyen sanatçılardır. 1934?te Antakya?da doğan şair Sabahattin Yalkın, ?söz kuyumculuğu?nu ortaokul yıllarındayken mitolojik öğeleri işleyerek gösterir. Her ne kadar, 1940?lı yıllarda dersine giren Kimya Öğretmeni Kâmil Gülçat?ın hem övgü hem de ?Sen tanrılı manrılı şiirleri bırak?? uyarısıyla karşılaşsa da, mitolojinin, tarihin verilerini

okumak için tıklayınız

Bir Faşistin Ölümü – Rebecca Pawel

İspanya’da üç yıl süren iç savaşa neden olan toplumsal kamplaşma, üzerine yığılan acılı yıllarla iyice derinleşmiş, insanlar sadece hayatta kalabilmek için yaşar hale gelmiştir. Önyargıların alabildiğine derinleştiği, güven sözcüğünün anlamsızlaştığı bu kaotik ortamda hayatlar devam etmektedir. Büyük idealler, zaferler, yenilgiler, her şey daha iyi bir dünya umudu etrafında şekillenirken, sıradan insani hayatı, açlıktan ölmeden geçirilebilmiş

okumak için tıklayınız

Büyük Petro?nun Arabı ? Aleksandr Sergeyeviç Puşkin

Puşkin’inanlatı türünde ilk yapıtı, 1827 yılında yazmaya başladığı Büyük Petro’nun Arabı’dır. Bu öz yaşamsal-tarihsel roman denemesi tamamlanmamış olmasına karşın, sağlam kuruluşu, yalın anlatımı, kişilerin gerçekçi betimlenişleriyle göze çarpar. Puşkin öncesi Rus yazınında anlatı dili şiir dilinden henüz tam olarak ayrılmamıştı. Büyük Petro’nun Arabı bu ayrımın oluşmasında önemli bir adım olmuştur. 1832-33 yıllarının ürünü olan Dubrovski

okumak için tıklayınız

“Post-Modernizm ve Toplum Bilimleri”ne dair – Serkan Fırtına

?Toplum biliminin başında post-modernizm hayaleti var bugün: Post-modern yaklaşımlar, bazılarının akla yatkın bazılarının abes olduğu söylenebilecek birçok açıdan, anadamar toplum biliminin temelinnde yatan varsayımları ve son otuz yıldaki araştırmalarının ürünlerini sorguluyorlar. Post-modernizmin meydan okumadığı şey yok gibi. Epistemolojik varsayımları reddediyor, metodolojik uzlaşımları çürütüyor, bilgi iddialarına direniyor, hakikatin her türlü versiyonunu bulanıklaştırıyor ve politika önerilerini bir

okumak için tıklayınız

Soyadını yanıtlayan hayat: Aziz Nesin – Asaf Güven Aksel

Sokrates?in ?kendini bil? düsturu gibi bir şeydir seçtiği soyadı. Ama felsefi derinliğiyle, yoksa gündelik dildeki basite indirgenmiş bir ?haddini bil?cilikle, tevazuya davetle sınırlı değil. İnsan tekine, kendisiyle birlikte, dış dünya üzerindeki etkisini sorgulatan önerme. Nesin? ?Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ?nesin?

okumak için tıklayınız

Şiir(ler) ve Şair(leri) Burada, Ya Siz?[*] – Temel Demirer

?Gümüştür ozanın sözü, susması altın değildir.?[1] ?Yakın yıllara dek devlet şiiri tehlikeli bulur, yargılar, şairleri cezalandırmak, sindirmek için çaba gösterirdi. Günümüzde ise bu tavrından uzaklaşmış görünüyor. Bu süre içinde ne değişti? Şairler artık ?uslu? şiirler mi yazıyor? Rahatsız eden, ?suç işleyen? şiire ne oldu?? Baştan söyleyeyim, en güzel yanıtı Memet Fuat, ?Şiir düşmanlarını içinde taşıyor,?

okumak için tıklayınız

Maskeler Süvariler Gacılar (Ülker Sokak: Bir Alt Kültürün Dışlanma Mekanı) – Pınar Selek

Pınar Selek, ilk baskısı 2001?de yapılan ?Maskeler, Süvariler, Gacılar?da, bir altkültür mekanı olarak Ülker Sokak?taki hayatı, travesti ve transseksüellerle yaptığı görüşmeler aracılığıyla anlatıyor. İstanbul Beyoğlu?ndaki Ülker Sokak?ta, 1996 baharında çok yönlü bir düzenleme operasyonu yaşandı. Operasyonla amaçlanan, travesti ve transseksüeleri sokaktan sürmekti. Fakat sokak sakinlerinin bu düzenlemeye karşı verdiği mücadele, olayın uzun süre gündemde kalmasına

okumak için tıklayınız

Zor Saat (Toplu Öyküler 1) – Thomas Mann

XX. yüzyılın en büyük yazarlarından kabul edilen Thomas Mann, tüm dünyada edebiyat okurlarının vazgeçilmezleri arasında. Zor Saat – Toplu Öyküler 1, Thomas Mann’ın 1893-1912 yılları arasında kaleme aldığı, aralarında “Küçük Bay Friedemann”, “Tristan” ve bu kitaba adını veren “Zor Saat” gibi ünlü örneklerin de bulunduğu 23 öyküyü içeriyor. Thomas Mann, Alman dilinde öykü anlatımına yeni

okumak için tıklayınız

Martıya Uçmayı Öğreten Kedi – Luis Sepulveda

Luis Sepúlveda, efsane olan ve 48 dile çevirilen kitabı ?Martıya Uçmayı Öğreten Kedi? (Historia de una gaviota y del gato que le enseno a volar) adlı romanında en çok altını çizmek istediği şeyin değerler olduğunu belirtiyor. Yazar kitabın ortaya çıkış öyküsünü ise şöyle açıklıyor: “Bu kitap, bir gün çocuklarımın neler okuduğunu gözden geçirirken, fikir olarak

okumak için tıklayınız

Filiz Hiç Üzülmesin (Sabahattin Ali’nin Objektifinden, Kızı Filiz’in Gözünden Bir Yaşamöyküsü) – Filiz Ali

Filiz Ali’nin anılarını, babasının eserleri ve mektuplarıyla harmanlayarak kitaplaştırdığı “Filiz Hiç Üzülmesin”, sadece bir hayata odaklanmakla kalmıyor, Sabahattin Ali’nin usta fotoğrafçılığına da tanıklık ediyor. Sabahattin Ali’nin Istıranca Dağları’nda öldürülmeden çok önce, kehanette bulunur gibi kendi sonunu yazdığı dizeleriyle biten “Filiz Hiç Üzülmesin”, edebiyatımızın efsanevi yazarını yattığı yerde de selamlıyor…

okumak için tıklayınız

Türkiye’de Sağlık Emek Sürecinin Dönüşümü – Çağla Ünlütürk Ulutaş

Sosyal araştırmacıdan maceracı olması beklenmez. Sağlık gibi, dışarıdan nüfuz edilmesi zor bir bilgi alanına uzak durulması, muhtemel ki bundandır. “Sağlıkta dönüşümü” konu alan bu eser, bu nedenle, bir yanıyla, gözü kara bir sosyal araştırmacının ürünüdür. Öte yandan eser okunduğunda araştırmacının yön gösterici bir ‘pusulaya’ da sahip olduğu görülecektir. Pusula, tarihsel maddeci yaklaşımdır; salt kuramsal değil

okumak için tıklayınız