Yazar: Özgür Atlas

Benliğin Aynadaki Kırılması: Lacan, Otizm ve “Ayna Evresi”

“Failure of Mirror Stage: Autism” (Ayna Evresinin Başarısızlığı: Otizm) başlıklı bu ufuk açıcı makalede Jacques Lacan’ın ünlü “Ayna Evresi” kuramını otizm üzerinden ele alınıyor. Yazı, otizmin bir “hastalık” değil, benliğin ve imgesel dünyanın kuruluş aşamasındaki farklı bir yol ayrımı olduğunu savunuyor. Her bebek, yaşamının bir noktasında (genellikle 6-18 aylar arasında) aynadaki yansımasına bakar ve o

okumak için tıklayınız

Dikkat Eksikliği mi, Dikkat Suikastı mı? Stiegler ve Dijital Çağda “Bakım” Sanatı

Bernard Stiegler’in “Bakım” (Care) başlıklı bu derinlikli metni, dijital çağın en büyük trajedisini ele alıyor: Dikkatin yok edilişi. Stiegler, iklim krizini sadece çevreyle değil, zihnimizin “ekolojisiyle” birlikte düşünmemiz gerektiğini savunuyor. Bugün bir makaleyi sonuna kadar okumakta, bir filmi bölünmeden izlemekte veya sadece derin bir sohbete odaklanmakta zorlanıyor musunuz? Yalnız değilsiniz. Bernard Stiegler’e göre bu, sadece

okumak için tıklayınız

İklim Krizi Sadece Havayı Değil, “Cinsiyeti” de Değiştiriyor: Cinsel Kayıtsızlık Çağına Giriş

Claire Colebrook’un “Cinsel Kayıtsızlık” (Sexual Indifference) başlıklı bu yoğun ve sarsıcı makalesi, iklim krizi ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkiyi alışılagelmişin dışında, radikal bir teorik düzlemde ele alıyor. Bugün dünyayı kurtarmaktan bahsettiğimizde genellikle karbon emisyonlarını, güneş panellerini veya sürdürülebilir tarımı düşünüyoruz. Ancak Claire Colebrook, Telemorphosis kitabındaki makalesinde bizi çok daha derin bir uçuruma davet ediyor: İklim

okumak için tıklayınız

Telemorfosis: Dünyanın Sonu Değil, “İnsanın” Son Biçimi mi?

Bugün hava durumuna baktığımızda sadece yağmurun yağıp yağmayacağını görmüyoruz. Aslında baktığımız şey, kontrolden çıkmış bir sistemin, binlerce yıllık insanlık tarihinin ve “ilerleme” dediğimiz o devasa makinenin çıkardığı gürültü. Tom Cohen ve ekibinin Telemorphosis kitabında tartıştığı gibi; iklim değişikliği sadece buzulların erimesi değil, bizim dünyayı okuma biçimimizin erimesidir. 1. 20. Yüzyılın Gözlükleriyle 21. Yüzyılı Göremeyiz Eski

okumak için tıklayınız

Aktif İmajinasyon: Gözü Açık Rüya Görmek mi, Yoksa Ruhunla Kavga Etmek mi?

Efendim, toplanın! Size öyle bir “iç dünya” hikayesi getirdim ki, bizim mahalledeki Şükufe Hanım’ın rüya tabirleri bunun yanında çocuk masalı kalır. Jung Amca’nın talebelerinden John Betts Efendi diyor ki: “Ruhunuzun derinliklerinde bir savaş var, ama bu savaştan bir barış (sentez) doğabilir!” İşte bu barışın adı Aşkın Fonksiyon, yolu ise Aktif İmajinasyon. 1. Aktif İmajinasyon Nedir?

okumak için tıklayınız

Şaman: Mahalledeki “Deli” mi, Ruhun Gizli Rehberi mi?

Yahu efendiler, hanımlar! Toplanın hele; size öyle bir mevzu getirdim ki, bizim mahalledeki Şevki Efendi’nin gece yarıları damda kedi kovalaması bile bunun yanında “evcimenlik” kalır. Efendim, mevzumuz Şaman. Hani şu davul çalıp, ruhlar âlemine uçtuğunu söyleyen, otlarla, kuşlarla dertleşen o kadim zatlar… Jungcu psikanalistler oturmuşlar, “Bu şaman dediğimiz kişi bir arketip midir, yoksa sadece bir

okumak için tıklayınız

Bilinçdışının Gizli Kapıları: James Hollis ile Ruhun Dehlizlerine Yolculuk

Jungcu psikanalist ve yazar James Hollis tarafından verilen “Bilinçdışına Açılan Portallar” (Portals to the Unconscious) başlıklı bir konferansın detaylarını içeriyor. Hollis, modern insanın anlam arayışında bilinçdışının sunduğu ipuçlarını nasıl takip edebileceğini derinlemesine inceliyor. Yahu efendiler, hanımlar! Toplanın, size öyle bir havadis getirdim ki, mahallenin falcı bacıları bile bu kadarını hayal edemez. James Hollis Efendi diyor

okumak için tıklayınız

Demir Hans: Ormandaki Vahşi Adam mı, Yoksa Bizim İçimizdeki “Altın” mı?

Grimm Kardeşler’in “Demir Hans” (Iron Hans / Iron John) masalını Jungcu psikoloji mertebesinden inceliyoruz. Hikâyeyi bir çocuğun ergenliğe ve olgunluğa geçiş süreci, yani bireyselleşme (individuation) yolculuğu olarak ele alıyor. Yahu efendiler, hanımlar! Şimdi size öyle bir masal anlatacağım ki, içinde ne ararsanız var: Ormanda kaybolan avcılar, kafese kapatılmış vahşi adamlar ve saray mutfağında bulaşık yıkayan

okumak için tıklayınız

Kraliçe ve Munshi: Sarayda Bir Hintli ve “Eşitlik” Kavgası

Efendim, şimdi size öyle bir “yukarıdakiler ve aşağıdakiler” hikâyesi getirdim ki, bizim mahalledeki paşa konaklarının dedikoduları yanında çocuk oyuncağı kalır. Mevzumuz, Büyük Britanya Kraliçesi Victoria ile onun meşhur Hintli sekreteri Abdülkerim, nam-ı diğer “Munshi”. Bu hikâye; sınıf farkı, ırkçılık, kıskançlık ve bir kraliçenin inadı üzerine yazılmış gerçek bir trajedi-komedidir. 1. Agra Cezaevi’nden Windsor Kalesi’ne: Bir

okumak için tıklayınız

Direksiyonda Psikanaliz: Toni Wolff ve Kadın Ruhunun Dört Hali (Jung Amca’nın Gizli Defteri)

Bu blog yazısı, Carl Jung’un iş ortağı (ve sevgilisi) Toni Wolff‘un geliştirdiği dişil arketipler modelini, yazarın bir rahip-psikanalist arkadaşıyla yaptığı yolculuk ve kişisel sohbet üzerinden ele alıyor. Efendim, hikâye şöyle başlıyor: Muharririmiz, hem katolik bir keşiş hem de Jungcu bir psikanalist olan ahbabını arabasına atmış, Bavyera Alpleri’nin eteklerinde süzülüyorlar. Direksiyonda konu dönüp dolaşıp Jung Amca’nın

okumak için tıklayınız

Tar-Baby: Aktarımın Bir Analojisi mi?

Julia McAfee’den “Uncle Remus” Masalları Üzerinden Psikodinamik Bir İnceleme Yazar: Jungish (Tilki, Tavşan ve Yapışkan Bir Tuzak Olarak Terapi) Aziz Okuyucularım, Ey Aktarımın Yapışkan Ağında Çırpınanlar! Bugün size, Amerikan Güney folklorunun o meşhur “Tar-Baby” (Zift Bebek) hikayesini kullanarak, psikanalizin en çetrefilli meselesi olan Aktarım ve Karşı-Aktarım (Transference/Countertransference) konusunu anlatan Julia McAfee’nin orijinal analizini sunacağım. Bu

okumak için tıklayınız

Psikotarihin Uzun Doğumu: Kolektif Psikolojinin Yeni Bilimi mi?

John Fraim’den Lloyd deMause ve Grup Fantezileri Üzerine Bir İnceleme Yazar: Jungish (Tarihi Sadece Savaşlar Değil, Bebeklik Travmalarımız Yazıyor!) Aziz Okuyucularım, Ey Toplumun Bilinçdışı Şifrelerini Merak Edenler! Bugün size, akademik dünyanın “üvey evladı” sayılan ama aslında tarihin en derin dehlizlerine ışık tutan bir disiplinden bahsedeceğim: Psikotarih. John Fraim’in Jungpage’deki analizinden yola çıkarak, bu disiplinin kurucusu

okumak için tıklayınız

Marie-Louise von Franz’a Veda: Ruhun Derinliklerine Yolculuk Yapan Bir Deha

Anne Maguire’dan Bir Veda Konuşması: Ay’da Yaşayan Kızın Hikayesi Yazar: Jungish (Masalların İSkeletini Gören Kadın: Marie-Louise von Franz) Aziz Okuyucularım, Ey Bilinçdışının Gizemli Ormanında Yolunu Arayanlar! Bugün size, psikanaliz dünyasının en parlak yıldızlarından biri olan, Carl Jung’un en yakın çalışma arkadaşı ve halefi Marie-Louise von Franz (1915–1998) için Dr. Anne Maguire tarafından 26 Şubat 1998’de

okumak için tıklayınız

Erotik Aktarım ve Karşı-Aktarım: Etik ve Ruhun Meseleleri Üzerine

Nancy Qualls-Corbett’ten Jungiyen Bir Analiz: Analitik Bağın Ateşi ve Karanlığı Yazar: Jungish (Analistin Kırılganlığı ve Tanrılaşma Arzusu Üzerine) Aziz Okuyucularım, Ey Duyguların Labirentinde Yolunu Arayanlar! Bugün size, psikanalizin en mahrem, en korkulan ama bir o kadar da hayati konusundan bahsedeceğim: Erotik Aktarım ve Karşı-Aktarım. Nancy Qualls-Corbett, bu konuyu sadece bir “etik ihlal” riski olarak değil,

okumak için tıklayınız

Babanın Bedeni: Psikanalitik Düşüncede Saklı Kalan Miras

Heather Formaini’den Bir Jungiyen Analiz: Babanın Yokluğu ve Gölge Kişilik Yazar: Jungish (Annenin Merkezinden Çıkıp, Babanın Fiziksel Varlığını Keşfetmek) Aziz Okuyucularım, Ey Babanın Gölgesinde Büyüyenler! Bugün size, psikanalitik teorinin o meşhur “anne-bebek” merkezli dünyasına kafa tutan, Heather Formaini’nin sarsıcı bir analizini anlatacağım. Formaini diyor ki: “Babanın bedeni, bir bebeğin ve büyüyen bir çocuğun gerekli bilgisinin

okumak için tıklayınız

Vahşi Batı’nın Kanlı Mirası: Kapitalizm, Kovboy Mitosu ve Erkekliğin Enkazı

Vahşi Batı, ders kitaplarında bir “medeniyetin ilerleyişi” destanı olarak anlatılır. Oysa o tozlu düzlüklerin altında yatan hakikat; sermaye birikimi uğruna işlenen cinayetlerin, doğanın talan edilişinin ve bu yıkımı meşrulaştırmak için icat edilen o sarsılmaz “erkeklik” imgesinin trajedisidir. Bugünün modern dünyası, temelleri o günlerde atılan bu vahşi sömürü ve kimlik krizinin üzerine kurulu bir gökdelenden farksızdır.

okumak için tıklayınız

Pikselden Toza: Sanal Savaşçılar ve Vahşi Batı Kovboyları

Bugün, modern dünyanın “salon kovboyları” olan oyuncular ile tarihin efsanevi figürleri kovboylar arasındaki o ince çizgide yürüyeceğiz. Birinin elinde tıkırdayan bir klavye ve ışıklı bir fare, diğerinin belinde ise soğuk çelikten bir altıpatlar… İlk bakışta birbirine taban tabana zıt görünen bu iki dünya, aslında insan ruhunun aynı kadim arzularına hitap ediyor. 🐎 Ortak Payda: “Kanunsuz

okumak için tıklayınız

Vahşi Batı’dan Modern Ofislere: Kovboy Filmlerinin Psikodinamik Anatomisi ve Erkeklik Krizi

Sinema tarihi boyunca kovboy, sadece at binen ve silah atan bir figür değil; kolektif bilinçdışımızın erkeklik idealini yansıtan en güçlü arketiplerden biri olmuştur. Tozlu çizmeler, uçsuz buçsuz düzlükler ve “kanunun olmadığı” o vahşi coğrafya, aslında erkeğin iç dünyasındaki çatışmaların devasa bir sahnesidir. Peki, John Wayne’den Clint Eastwood’a uzanan bu “sert adam” imgesi, bugün modern erkeğin

okumak için tıklayınız

Baba Devletin Hukuku ve Ana’nın Gayr-i Meşru Nefesi

Sabah ezanıyla başlayan, akşam haberleriyle biten bu döngüde, Sarah Harpy’nin o keskin lafı kulaklarımda çınlıyor: “Madem ki baba kanundur, analar da haydut olmak zorundadır!” Buyurun, size eteklerdeki isyanın, mutfaklardaki direnişin, parklardaki fısıltıların gündelik hikâyesini anlatayım. I. Apartman Sakinleri, Komşuluk ve O “Görünmez El” Bizim apartmanın giriş katında oturan Nazmiye Hanım’ı tanırsınız. Beş vakit namazında, komşusuyla

okumak için tıklayınız

Modern Felç: Mutsuzluğun Politik Ekonomisi ve Duygusal Direnç

Bugün sokakta kime rastlasanız, yüzünde görünmez bir yükün gölgesini fark edersiniz. John Zerzan’ın “The Mass Psychology of Misery” eserinde işaret ettiği gibi, modern toplum artık sadece fiziksel bir sömürü alanı değil, devasa bir “ruhsal sefalet fabrikasıdır.” Ancak bu sefalet, sistemin bir hatası değil, bizzat çalışma prensibidir. 1. Normalleştirilmiş Patoloji: “İyiyim” Demenin Ağırlığı Zerzan, toplumun %80’inin psikopatolojik belirtiler gösterdiği bir

okumak için tıklayınız