Zaman, Aşk, Bellek , Jonathan Weiner

‘The Beak of the Finch’ isimli kitabıyla Pulitzer Ödülü kazanan Jonathan Weiner, ‘Zaman, Aşk, Bellek’te, davranışların kökeni konusunda araştırmalarıyla ünlü evrimci biyolog Seymour Benzer’ın hayatını hikâye ediyor. İyi bir bilim-roman olması yönüyle dikkat çeken kitap, hem okura Benzer’ın bilimsel çalışmalarını anlatıyor hem de onu Pascal, Ezra Pound, Darwin ve Antigone’a uzanan, bir edebiyat yolculuğuna çıkarıyor. Dolayısıyla

okumak için tıklayınız

Salman Rushdie ‘Nereye baksam utanacak bir şey var. Ama utanç da diğer şeyler gibi; insan onunla uzun süre yaşadığında mobilyalarından biriymiş gibi alışıyor’

‘Ülke’lerinden biri olan Pakistan’da aforoz edilmesine yol açan Salman Rushdie’nin politik romanı Utanç, yayımlanışından yirmi iki yıl sonra 2005 tarihinde Türkçeye çevrildi. Şiddetin kökleri olarak niteliyor Rüşdi utanmazlık ve utanç duyusunu ve davranışını. “Utançla utanmazlık arasında, etrafında döndüğümüz mihver uzanıyor; bu iki kutuptaki meteorolojik koşullar da aşırı uçlarda. Utanmazlık, utanç: şiddetin kökleri.”

okumak için tıklayınız

Bizim Cumhuriyet – Zafer Köse

AKP öncesindeki onlarca yıl boyunca uygulanan zulümlerin listesi uzundur. Onca baskı, inkar, vahşet… Bütün bunlar cumhuriyetin gerçek nitelikleriyle yerleşmesi için değildi, onu halktan koparmak içindi. Kuşaklar boyunca biriken hınç ve öfke sonucunda halk, doğal olarak, düzene karşı gördüğü hareketleri destekleyecekti. Ve 12 Eylül nedeniyle ortada bir sol muhalefet kalmadığı için, düzen karşıtı olarak dinci hareketler

okumak için tıklayınız

Açılın Kapılar Şaha Gideyim / Yıkılın Kaleler Dosta Gideyim – Pir Sultan Abdal (seslendiren: Ahmet Kaya)

Pir Sultan Abdal – Açılın Kapılar Hızır paşa bizi berdar etmeden açılın kapılar şaha gideyim siyaset günleri gelip çatmadan açılın kapılar şaha gideyim yıkılın kaleler dosta gideyim kalenin kapısı daşdan demirden yanlarım çürüdü yaşdan yağmurdan bir kimsem yoktur ki dostu çağırtam açılın kapılar şaha gideyim yıkılın kaleler dosta gideyim çıkarım bakarım kale başına mümin müslümanlar

okumak için tıklayınız

Babamın Bıyıkları Yoktu, Tekin Gönenç

“…duyarsın derinlerde bir yerlerde, insanın insana bölünmesidir yalnızlık…” Tekin Gönenç 2008 yılında yayımlanan “Babamın Bıyıkları Yoktu” adlı öykü kitabı ile şiirle içi içe geçen bir yaşamdan süzülen kesitleri okurlara sunuyor. “…geçen yıl bir trafik kazasında kaybetmiş babasını. Annesi hem baba hem anne olmuş dört kardeşe. Kaş?ta zengin yazlıkçıların evlerinde çalışırmış çoğu zaman. Emine ara sıra

okumak için tıklayınız

Zaman, su gibi, işçi parasını almayan kabadayıdan, oluk oluk kan akacak diyen çakma kabadayıya doğru aktı

Nerede o eski gangsterler Ne, nasıl, ne zaman, kim… Nereden başlayalım! Parantezi o semtin naif öyküsünü anlatarak, açalım… Yeniçeriler Bizans surları önündedir. İstanbul düşmek üzeredir. Bahar olduğu halde hava çok sıcaktır. Yedikule önlerinde toplanmış asker, kırbalarının dibinde kalan son su damlalarını da bitirmiştir. Ortada büyük bir sorun vardır. Artık herkes birbirine su sormaya başlar. Mehmet

okumak için tıklayınız

Boyunuzu aşan “kurnaz” hesaplarınızla ve hatalı kırmızı çizgilerinizle Ortadoğu’dan başınızı kurtarmaya “ölü yıkayıcılığınız” bile kifayet etmez!

Suriye’de 2011 yılından bu yana aslında ne oldu? -4 Bu yazı dizisinin en başında Suriye İç Savaşı’nın patlak verme nedenleri üzerine söylediklerimizi kısaca hatırlayalım: Şam yönetimi, 2009 yılında Katar’ın kuzeyindeki off-shore doğal gaz sahasından başlayıp Suudi Arabistan – Ürdün –Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya doğalgaz sağlayacak bir boru hattı önerisini reddetti. 2011 yılında da tercihini

okumak için tıklayınız

Bu Kış Kimse Üşümeyecek – Feridun Oral

Feridun Oral takipçileri çocuk edebiyatının en sade, en güzel yardımlaşma ve paylaşma hikâyelerinden biri olan Kırmızı Elma’yı hatırlayacaktır. Sevimli tavşanın bir kış günü yiyecek aramaya çıkmasıyla başlar hikâye. Karla kaplı ormanda bulabildiği tek yiyecek, ulaşamadığı bir daldaki kırmızı elmadır. Arkadaşları küçük kır faresi, tombul tilki ve ayının yardımına ihtiyacı vardır. Hikâyenin sonunda elmaya ancak birbirlerinin

okumak için tıklayınız

“Bu adamların size söylediği hiçbir şeye inanmayın. Topraklarınızı çalmaya geldiler”

20 Temmuz 1969’da Neil Armstrong ve Buzz Aldrin, Ay’ın yüzeyine indiler, Apollo 11 astronotları bu seyahatten önceki aylarda ABD’nin batısında Ay’a benzeyen ıssız bir çölde eğitim gördüler. Bu alan pek çok Kızılderili topluluğuna ev sahipliği yapıyordu; bir yerliyle astronotlar arasında geçen bir diyaloğa dair şöyle bir hikaye vardır:

okumak için tıklayınız

AnGARa Vicdan Patlaması – Müslüm Kabadayı

Dağların taşların kan kaynaması yetmiyormuş gibi kentler de yangın yerine dönmüştü. Her gün ocaklara ateş düşüyordu. Topraklarındaki enerji kaynaklarına el koyanların yaktıkları savaş ateşinde yürekleri yanan insanlar, acılarını bile paylaşıp külleyemeden daha büyük acılara boğuluyorlardı. Memleketi acılarla yönetenler, zebanileşmişlerdi.

okumak için tıklayınız

Ateş Karınlı – J. C. Michaels

“Hepimiz bir kabın içinde doğduk, hayatımızı çevreleyen bir kabın. Bize okula gitmemizi söylüyorlar. İyi notlar almamızı söylüyorlar. Onlar gibi giyinmemizi, onlar gibi hareket etmemizi, iş bulmamızı, kariyer yapmamızı, ev almamızı. Beni ben yapan şeylerin çoğu tamamen tesadüfi. Hedeflerim, amaçlarım benim değil, benden başka herkesin… Neyim ben? Kimim? Öğretmenler, anneler, babalar, akrabalar, hepsi akıl veriyor. Uyum

okumak için tıklayınız

Goriot Baba – Honore de Balzac

Honore de Balzac?ın dev yapıtı ?İnsanlık Komedyası?, seksen sekiz ciltten oluşur. ?Goriot Baba? (Le père Goriot), bu büyük yapıtın bir parçasıdır. Balzac?ın kafasında ?İnsanlık Komedyası? adlı bu dev yapıtın üç bin?e yaklaşan karakterlerinin önemli bir kısmını, hem de en ilginçlerini bize tanıtır: Rastignac, Madame de Beauseant, Madame de Langeais ve birçokları, ünlü Balzac kişileri olarak

okumak için tıklayınız

Canistan – Yusuf Atılgan

“Benim yazarlığımdan daha önemlisi günlük yaşamımdır” diyen ve “çok az” yapıt verdiği kabul edilen Yusuf Atılgan, uzun zamandır yayımlanması beklenen son romanı Canistan ile yazarlık serüvenini tamamlıyor. Yusuf Atılgan, önce “İşkence” adını koyduğu ve “Duruşma”, “Yargıç”, “Tanık”, “Sanık” bölümlerinden oluşmasını tasarladığı bu romanının “Sanık” bölümünü yazamadan aramızdan ayrılmıştı. Ancak elinizdeki kitaba “yarım kalmış bir roman”

okumak için tıklayınız

Açlık, Knut Hamsun

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğan Knut Hamsun, 1890 yılında yazdığı, yaşamının otobiyografisi niteliği taşıyan ?Açlık? adlı romanında, kalemiyle geçinen bir yazarın karşılaştığı zorlukları, çektiği sıkıntıları ve bu olumsuzluklar karşısında onurundan ve ahlaki değerlerinden taviz vermemesini anlatır. Yoksulluk, sefalet ve açlık, bu romanda cehennemi bir durumun yapı taşlarıdırlar. Romanda insanların karşılaştığı zorluklarla mücadele etmesi gerektiği, yaşam savaşı vermesi

okumak için tıklayınız

Tarih, bizlere yalnızca vatansever vatandaşlar, geleceğin askerleri, iradeden yoksun toplum bireyleri olalım diye kaşık kaşık yedirilmişti

… bizler, özellikle Avrupa’da yaşayanlar, tarihi nasıl öğrendik? Açıkça söylemem gerekir ki, bunu ben çoktan unutmuştum. Ama yakınlarda bir taşınma sırasında, Avusturya’da gitmiş olduğum liseden kalma tarih kitabım elime geçti; bu arada, eski okul kitaplarımızı bir yana fırlatıp atmakla haksızlık ettiğimizi de belirtmeliyim, çünkü zamanımızın tasarımlarının ve bakış açılarının ne büyük bir hızla değiştiğini bize

okumak için tıklayınız

İnsanlık, sadece tarihin akışını değiştirebilme değil, tarihi sona erdirebilme kapasitesine de sahip

BÎR İSPANYOL KÖYLÜSÜ 1000 YILINDA uyuyakalıp, beş yüz yıl sonra Kolomb’un mürettebatının Nina, Pinta ve Santa Maria gemilerine binerken çıkardığı patırtı esnasında uyanmış olsaydı, dünya yine de gözlerine çok tanıdık gelirdi. Teknolojide, yaşam biçiminde, siyasi sınırlarda pek çok değişiklik yaşanmış olsa da, bu ortaçağ gezgini yine de kendisini evinde hissederdi. Buna karşılık, Kolomb’un denizcilerinden biri

okumak için tıklayınız

Çanlar Kimin İçin Çalıyor – Ernest Hemingway

Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Hemingway’in en güzel romanlarından biridir. İspanya iç savaşının anlatıldığı roman, 1940’larda yazılmıştır. Böyle olmasına karşın, hâlâ birçok ülkede çevirisi yayımlanmakta, hâlâ en çok okunan kitaplar arasında yer almaktadır. Bu ilginin nedeni, bir serüven romanı oluşundan ya da Hemingway’in o kendine özgü anlatış biçiminde aranabilir. Ancak şöyle bir saptama da yapılabilir: Çanlar

okumak için tıklayınız