Edebiyatta Franz Kafka – Ayşe Kaygusuz

Dünya edebiyatında en çok tartışılan, yorumlara sığmayan ve biçim yönünden, zor eserler bırakan Kafka; Çek asıllı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak, 1883? te Prag? da doğmuş büyümüştür. Taşralı, Çek işçi sınıfından olan babası, evlendikten sonra zengin olmayı başarmıştır. Annesi ise varlıklı, aydın bir Alman Yahudi ailesinden gelir. 1901? de babasının zoruyla Prag Üniversitesi?nde Hukuk öğrenimine

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in Açlık Grevi Günleri – Abidin Dino

Nâzım, açlık grevinin başlangıcını ve sonrasını bize Caddebostan’da, benim evimde, daha doğrusu Anadolu yakasında Adalar?a karşı, yazlık olarak kiraladığımız küçük evde anlatmıştı. Bahçe denize kadar uzanıyordu. Ahşap bir saray yavrusu olan Tosun Bey’in malikânesi en dipte, neredeyse suyun içinde bembeyaz yükseliyordu. Kullanılmayan eski bir müştemilat olan bizim küçük evimizse, mülkü sınırlayan büyük demir parmaklığın yakınındaydı.

okumak için tıklayınız

Azınlık Yanından Utanan Edebiyatımız ? Haydar Karataş

Dünyanın bütün edebiyatlarında olduğu gibi Türk edebiyatının geçmişi de, masal; efsane ve destanlardır. Bana öyle geliyor ki, bir toplumun sözsel, söylence yanı bilinmeden, ruhu da pek anlaşılamıyor. Türkçe edebiyatın sözsel izlerini, ne yazık ki, modern tarihçiler yazılı Türk kaynaklarında bulamadılar, aksine İran ve Çin gibi ülkelerin yazılı kaynaklarında onlara denk gelindi. Bugün çokça övünülen Dede

okumak için tıklayınız

Ölüm Orucu, Duyarlılık, Fırsat – Zafer Köse

Neden yemek yer insan? Beslenmek için; sağ kalmak, sağlıklı olmak, büyümek için. Başka? Can sıkıntısından, stresten, alışkanlıktan… Daha başka? Damak tadı için, keyif almak, sohbete vesile etmek, güzellik… Bu sonuncular, biraz da duyarlılıkla ilgili. Evet, duyarlılık! Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki, ?duyarlılık? deyince hep acılara, zulme, sömürüye karşı hassas olma durumu

okumak için tıklayınız

Çocuk Kültürü – Faiz Cebiroğlu

Türkiye?de kültürü tam anlatamamışız. Çocuk kültürünü ise hiç tanımlayamamışız. Bu notum çocuk kültürü üzerinedir. Çocuk kültürü, genelde, çocukların merak, hayal gücü (fantazi) gibi yönlerini teşvik eden, dürten, ?oyun? ve ?yaratım? gibi aktivitelerdir. Bu bağlamda, çocuk kültürü; çocuklar için, çocuklarla birlikte veya çocukların ?kendi kendilerine? yarattıkları bir kültürdür.

okumak için tıklayınız

Yazılı Kaynaklarda ÇERMİK – Müslüm Üzülmez

Geçmişini bilmeyen geleceğini doğru temeller üzerinde kuramaz. Çermik, Diyarbakır?ın kuzey batısında 90 km mesafede, toplam 50.134 nüfusa sahip bir ilçemizdir. İsmini doğusunda bulunan kaplıcadan (kudret hamamından) almaktadır. Çêrmug, Çermuk, Germıke, Aberna gibi isimlerle de adlandırılmış veya adlandırılmaktadır. Eskiden Çermik?te birçok inanç ve etnik gruba mensup insanlar birlikte yaşardı. Bu inanç, etnik grup ve uygarlıklardan geriye

okumak için tıklayınız

Bir Yıldıza Övgü – Pablo Neruda

Yirminci yüzyılın büyük ozanı, Şilili usta Pablo Neruda?dan çocuklara ve hep çocuk kalmak isteyenlere yıldızlar kadar zarif, yıldızlar kadar ışıltılı ve büyülü bir şiir. Büyüdüklerinde, gündelik hayatın akışına katıldıklarında, düşlerini unutmasınlar, yüreklerinde ve beyinlerinde bir yıldız taşımayı ihmal etmesinler diye minik bir anımsatma…

okumak için tıklayınız

Kütüphanelerin yakılmasına karşı Pers Veziri Abdül Kasım İsmail?in bulduğu fikir

İsa?dan önce 47 yılının üçüncü gününde Antik Çağ?ın en ünlü kütüphanesi cayır cayır yandı. Romalı lejyonlar Mısır?ı istila ettiler ve Julius Sezar?ın Kleopatra?nın erkek kardeşiyle giriştiği çarpışmalardan birinde, alevler İskenderiye Kütüphanesi?ndeki binlerce papirüs rulonun büyük bir kısmını kül etti. Birkaç bin yıl sonra Kuzey Amerikalı lejyonlar Irak?ı istila ettiler ve George W. Bush?un kendi icat

okumak için tıklayınız

Ateşin Dili – Mehmet Ercan

-?Hayata Dönüş Operasyonunda? Çankırı Cezaevinde katledilen kuzenim Hasan Güngörmez?in anısına saygılarımla. Dakikaların ay, saatlerin yıl kadar uzadığı anları yaşadınız mı hiç? Saçı ağarmış, avurtları çökmüş, beli bükülmüş, Hace Kadın, böyle anları fazlasıyla yaşamış ve yaşamaya da devam ediyordu.  Kendisi, yetmişine merdiven dayamıştı. Yedi çocuğu, yirmiye yakın torunu olan, köylü bir kadındı.

okumak için tıklayınız

Berrin Taş Şiirinde ?Kavga? ? Mustafa Özmen

Ne zaman bir karamsarlık çökse içime, aklıma 40 kuşağı şairleri gelir. Rıfat Ilgaz, A. Kadir, Enver Gökçe, Ömer Faruk Toprak? Bu güzel insanları düşündükçe karamsarlığım dağılır. Bu insanların yaşadığı topraklar karamsarlığa gebe olmasa gerek. Binbir yokluğa, baskıya karşın nasıl ayakta durulabileceğini gösterdiler. Hem yaşam kavgası, hem ekmek kavgası, hem sanat kavgasını bir arada verdiler. Tutuklandılar.

okumak için tıklayınız

İnsanın Evrimi – Okan Yolcu

Tarih boyunca insanlar nasıl varolduklarını açıklamaya çalıştılar ama o dönemler bilim ve tekniğin yeterince gelişmemesinden dolayı mistisizme sarıldılar. İnsan doğada yaşayan doğadan ayrı bir varlık olarak gösterildi. Eski dinlerde yarı soyut yarı somut düşünceler bulunurken tek tanrılı dinler tamamen soyut doğadan kopuşu getirdi. İnsan bir güç tarafından çamurdan yaratılmıştı. Oysa gerçekte insan doğadan gelen doğanın

okumak için tıklayınız

Şansla hüzün kardeştir ? Celal İlhan

Altmışımdan sonra edindiğim bir yazlığım var şimdi Burhaniye?nin İskele mahallesinde. Çok seviyorum buraları. Kaz dağlarından beri esen, bitip tükenmeyen rüzgârını, halısaha denizini, zeytine kesmiş yamaçlarını, fıstıkçamlarını, yaylalarını, koylarını, adım başı gürül gürül akan soğuk sularını. Bursa-Balıkesir arası yer yer tekdüze bir görünüme bürünse de her bahar zevkle direksiyon salladığım, bakmaya doyamadığım bir yolculuk oluyor. Hele

okumak için tıklayınız

Gazeteler Zararlıdır – Zafer Köse

Bir yayın türü olarak gazeteden söz ederken, herhalde artık kimse sadece kağıda basılı ürünleri kastetmiyordur. Zaten bir iki kuşak sonra çocuklar, ?Eskiden yazılar taşa, parşömene, kağıda yazılıyormuş.? diye konuşacaklar. Hangi ortamda yayımlandığından bağımsız olarak, gazetelerin temel işi, çeşitli konularda haber ve bilgi vermek. Televizyondaki haber bültenlerinin de bu kapsama girdiğini unutmamalı.

okumak için tıklayınız

Bir Soykırım Tarihi (20 Yıl Sonra Ermeni Tabusu Davası) – Yves Ternon

Türkiye kamuoyu Ermeni sorununa ilişkin ancak tek taraflı, resmi bir bilgilendirmeye sahip. 1915 yılında ne oldu sorusuna verilen yanıt ise; “soykırım olmadı” , “karşılıklı çatışmaydı”, “savaş hali vardı” , “önce onlar saldırdı” biçiminde yani olayların inkarından çok nitelik ve niceliğini tartışmaktan ibaret. Peki, karşı tarafın tezleri ne? Bu, Türkiye kamuoyunca hiçbir zaman ayrıntılı biçimde öğrenilemedi.

okumak için tıklayınız

Yalan – Fikret Başkaya

Kavramların ortaya çıkışı, kullanım yoğunluğu ve harekete geçirici etkisiyle, mücadelenin seyri arasında birebir ilişki var. Ne zaman kitle hareketi yükselse, kavramlar da sahneye çıkıyor ve etkin birer araç haline geliyor. Mesela kolonyalizme karşı mücadelenin güçlü olmadığı dönemlerde, kolonyalizm ve anti-kolonyalizm kavramları da ortada yoktu. Ama XX. yüzyılın ilk on yıllarından itibaren kolonyalist statükoya karşı mücadele

okumak için tıklayınız

Eylem ve Düşünce Açısından 20. Yüzyıl – Necip Alsan

Bilim için dünya, insanın elinde evirip çevirerek incelediği bir küre kadar bilinebilir bir alan haline geldi, 20. yüzyılda. Ötesine geçildi, uzayın derinliklerine ve ardından aya uzandı insanlık. Bir yandan insanlığın merak ve egemenlik tutkusu yeryüzünün sınırları dışına taşarak genişlerken, öte yandan bilimsel bilginin derinliği maddenin gözle görünmeyen birimi olan atomun parçalarına kadar ilerledi. 20. yüzyıl

okumak için tıklayınız

Arıza Babaların Çatlak Kızları – Ayten Kaya Görgün

Ayten Kaya Görgün’ün ilk romanı Arıza Babaların Çatlak Kızları, köyden kente göç olgusunu, Ankara’nın varoşlarında kır ve kenti iç içe yaşayan birinci ve ikinci kuşak göçmenlerin 80’lerdeki yaşam öykülerini ironik bir dille işliyor. Anadolu’nun en sahipsiz bırakılmış ıssız köşelerinden, son umutlarını toplayıp atalarından kalma toprakları terketme cesareti göstererek, Samsun Asfaltı’ndan girdikleri bu kentin sağına soluna

okumak için tıklayınız

Düş Satıcısı – Mehmet Ercan

Dersine öylesine yoğunlaşmıştı ki kapı zilinin çaldığını geç duydu. Böyle zamanlarda saatlerin nasıl akıp gittiğini unuturdu. Başarılı bir öğrenciydi. Başarılı olmasını çalışkanlığına borçluydu. Üniversitenin üçüncü sınıfındaydı. Sınavlara hazırlanıyordu. Zilin sesini duyduğunda çalışma masasından kalktı, kapıya yöneldi. Zilin çalması kendisini rahatsız etmişti. ?Bu saate kapımızı kim çalar ki?? diye, düşündü içinden.

okumak için tıklayınız

Eylem ve Düşünce Açısından 19. Yüzyıl – Necip Alsan

19. yüzyıla devrimler ve buluşlar çağı demek yanlış olmaz. Avrupa’da milyonların toprağını kaybedip fabrikalara akmaya devam ettiği çağ. Buhar gücünün yeni bir çığır açtığı, meta üretiminin devasa ölçeklerde arttığı, milyonların aynı hızla yoksullaştığı bir çağ. Elbette bu tahterevallinin öteki ucunda da zenginliğin bir azınlığın elinde birikmesi var. Bu altüst oluşun politik, felsefi yansımaları nelerdi? Bilimsel

okumak için tıklayınız