Yazar: cemalumit

Halkların Direniş ve Özgürleşme Günü Newroz, Nû-Roj, Novruz, Nevruz … kutlu olsun. Newroz Pîroz Be!

İnsan, topluluklar biçiminde yaşamaya başladığından bu yana toprakla ve doğayla başka türlü bir ilişki kurdu. Bu da zorunluydu. Varlığının kaynağı, bir parçası olduğu doğayla iç içe, üreterek, bölüşerek, birleşerek, üreyerek neslini devam ettirebilirdi. Her anını paylaştığı doğanın seslerini dinledi, renklerini belledi, farklı her türlü kokuyu ayırt etti. Kendisinden başka hayat süreçlerini gözledi. Geceyi, gündüzü, ayı,

okumak için tıklayınız

Kaptan Singleton – Daniel Defoe

O yüzyıllar korsanlığın altın çağıdır; kimi imparatorlar, krallar tarafından himaye edilen, kimi serbest çalışan korsanlar Bahr-i Magrib’den (Atlantik Okyanusu) Derya-yı Hind’e (Hint Okyanusu) kadar tüm denizlerde maharetlerini göstermekte, altınlar, gümüşler, baharat, değerli kumaşlar el değiştirmekte, insanlar köle olarak alıkonmaktadır. Doğal olarak denizlerde olanlar denizlerde kalmaz, haberleri limanlar başta olmak üzere her yere yayılır ve âdet

okumak için tıklayınız

Kelimeler Göçtü – Osman Akyol

KELİMELER GÖÇTÜ İnan suskun değilim sevdiğim Mevsim hazan Ve Kelimeler göçtü bizden Hazırlan Bu kalkan da son kafileydi zaten AYNI GEMİ Dalgalar… Hırçın, insafsız, deli Gemi hep aynı… Delik taban, çürük direk, kör kaptan     Osman Akyol Osman Akyol, 31 Ekim 1972’de Adana’da doğdu. Yemişli Köyü Yatılı Kuran Kursu’nu (1985), Adana Baraj Lisesi’ni (1991)

okumak için tıklayınız

“Siranuş’un Mızıkası”, içimizden uğurlayamadıklarımıza bir sesleniş – Sadık Güvenç

Bağlaç Dergi’deki öykü ve araştırma inceleme yazılarıyla tanıdığımız Ayla Önal, bu kez “Siranuş’un Mızıkası” adlı romanıyla okurların karşısında yerini aldı. Romanın konusu kısaca şöyle: Rakel, “öldü” sanılan oğlu Aram’ın yolunu beklemekten bıkıp usanmıyor. Oğlunu kaybetmenin acısı, onu tekerlekli sandalyeye bağlıyor. Psikolojisi bozuluyor ve ölmüş annesi Siranuş’un hayali ile konuşabiliyor. Herkesten, her şeyden şüpheleniyor, en çok

okumak için tıklayınız

Freud’un üç başyapıt seçimi: Kral Oidipus, Hamlet, Karamazov Kardeşler

Freud’a göre edebiyat dünyasında 3 başyapıt vardır: Sofokles’in Kral Oidipus’u, Shakespeare’in Hamlet’i, Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’i. Ve Freud bu üç başyapıtta da ortak noktanın babayı öldürmek olduğunu vurgular. Oğullar ancak babadan kurtulduklarında özgürlüğe kavuşurlar. Kral Oidipus babayı öldürüp bunu “yazgı” olarak niteler. Hamlet ise amcası öldürmeseydi kendisi babasını öldürecektir, o yüzden de babasının öcünü almak için

okumak için tıklayınız

Barbarın Tarihi – Ezilenin Dini / Hikmet Kıvılcımlı’da Tarih ve Din – Canan Özcan Eliaçık

“Kıvılcımlı, Türkiye sosyalist hareketi içerisindeki en özgün düşünürlerden biri… Okul yıllarında pozitivizmden etkilenmiş olduğu ya da tarih tezi bağlamında romantik sosyalizm geleneğine yaklaşmış olduğu söylenebilse de Kıvılcımlı’yı herhangi bir kategoriye sokmak çok mümkün değil. Kendine özgü ve Türkiye koşullarına uygun bir sosyalizm anlayışı geliştirmeye çalışan… Kıvılcımlı’nın neredeyse hayatının son anlarına kadar Türkiye’de kalmış olması da

okumak için tıklayınız

21. Yüzyılda Karl Polanyi’yi Okumak / Bir Siyasi Proje Olarak Piyasa Ekonomisi – Kaan Ağartan (Derleyen), Ayşe Buğra (Derleyen)

Polanyi’nin ilkel ve antik ekonomiler üzerine yapılmış antropolojik araştırmaların bulgularından yararlanarak 19. yüzyıl piyasa ekonomisini karşılaştırmalı tarihsel bir perspektifle ele aldığı çalışmalarında merkezî sorun bellidir: Toplumun, piyasa mantığına siyasi iradeyi baltalayacak şekilde boyun eğmesi. Ancak Polanyi sadece bir akademik figürden ibaret değildir; siyasi gündemi olan bir araştırmacı, karmaşık bir toplumda bireysel özgürlüğün temeli ile derinden

okumak için tıklayınız

Bir Temel Hak Olarak / Vatandaşlık Gelirine Doğru – Ayşe Buğra (Derleyen), Çağlar Keyder (Derleyen)

“Çalışmayana ekmek yok”… sorgusuz sualsiz kabul edilecek bir gündelik hikmet gibi geliyor kulağa. Kapitalist sistemin zihinlerde “doğallaştırdığı” bir kabul… Oysa biliyoruz ki, çalışacak iş bulabilmek, tercihe bağlı değil; dolayısıyla çalışmamanın “tembellik” ya da “asalaklıkla” hiç ilgisi olmayan nedenleri var. Ayrıca, çalışamayacak durumda olanların da var olduğu malûm. Bunları hatırlayınca, asıl hikmet şu soruyu sormakta: “Çalışmayan,

okumak için tıklayınız

Devlet ve İşadamları – Ayşe Buğra

Cumhuriyet’in ilk yıllarından 90’lara, Türkiye’nin “girişimcilik” tarihi ve devletle işadamlarının bir türlü gevşemeyen ilişkileri… Holdingleşme eğiliminin köklerinden liberalizmin tanımına ve Türkiye’deki algılanış biçimine, girişimci derneklerinin işlevinden Türkiye’nin iktisat politikalarındaki dönüm noktalarına… Yetmiş küsur yıllık bir süreç üzerine derinlikli tezler… KÜNYE Devlet ve İşadamları Ayşe Buğra İletişim Yayınları 11. baskı – Ağustos 2018 384 sayfa Ayşe

okumak için tıklayınız

İktisatçılar ve İnsanlar – Ayşe Buğra

İktisat kuramlarıyla gerçek hayat arasındaki kopukluk, gerçek hayatın bireylerini, “insanlar”ı nasıl etkiliyor? İktisatta yöntem ya da yöntemler ne olmalı ki, iktisat krizleriyle insanî krizlerin paralel seyri engellenebilsin? Ekonomik aklın çok şeye egemen olduğu, hayatın merkezine yerleştiği bir dönemde, iktisattaki yöntem tartışmalarına “insan”ı unutmadan gerçekleştirilen bir katılım, çok yönlü bir araştırma. – “Bana öyle geliyor ki

okumak için tıklayınız

Akdeniz’de Kadın İstihdamının Seyri – Derleyen : Ayşe Buğra, Yalçın Özkan

Son otuz yılda yaşanan çarpıcı küresel dönüşüm, geleneksel cinsiyet rollerini de sorgulanır kıldı. Kadınların işgücüne katılım oranı dünya çapında artarken, kadın istihdamının farklı toplumlardaki durumu yeniden incelenmeye başlandı. Elinizdeki çalışma, beş Akdeniz ülkesindeki kadın istihdamının genel seyrini gözden geçirerek bu alana ilişkin önemli soruları yanıtlıyor. İtalya, İspanya, Yunanistan, Türkiye ve Mısır’ın ekonomik ve sosyal farklılıklarıyla

okumak için tıklayınız

Devlet-Piyasa Karşıtlığının Ötesinde / İhtiyaçlar ve Tüketim Üzerine Yazılar – Ayşe Buğra

Ayşe Buğra bu yeni çalışmasında, insanın en temel davranış biçimlerinden biri olan tüketimi, iktisadî, siyasî, sosyal ve kültürel dinamiklerin kesiştiği bir noktada inceliyor. İlk bakışta salt bireysel bir özellikmiş gibi görülen tüketim ilişkileri, ahlâkî ve siyasî boyutlarından soyutlanarak ele alınabilir mi? Buğra, bu soruya açık ve inandırıcı biçimde olumsuz yanıt verirken, iktisat bilimindeki tüketim kavramının

okumak için tıklayınız

Sosyal Politika Yazıları – Derleyenler: Ayşe Buğra / Çağlar Keyder

Küreselleşme, özellikle zengin ülke devletlerinin yerleşmiş sosyal güvenlik programlarını sürdürebilme kapasitesini tehdit ediyor. 1945 sonrası dönemde fabrikalar işlerken ve insanlar hayat boyu sürdürecekleri işlerde çalışırken, gerek patronlar gerekse refah devletleri cömert bir sosyal güvenlik platformunun oluşmasını kabullenmişlerdi. Eğitim bedavaydı, sağlık harcamalarının çoğunu devlet karşılıyordu, emekli maaşları güvenliydi, işsizlik sigortası da iyi işliyordu. Oysa son yirmi

okumak için tıklayınız

Sınıftan Sınıfa / Fabrika Dışında Çalışma Manzaraları – Derleyen: Ayşe Buğra

İşçi/emekçi kavramı, hâlâ öncelikle fabrikayı, atölyeyi, kısacası modern endüstriye özgü üretim ve çalışma ilişkilerini çağrıştırıyor. Büyük sanayi üretiminin yerini yeni teknolojilere bırakıyor olmasının, işçi sınıfını önemsizleştirdiği hatta sona erdirdiği yanılsaması, biraz da bu çağrışımdan destek alıyor. Oysa, tek varlığı emek gücü olanların sayısı artmakta. Kapitalizmin esnek üretim örgütlenmesinin emek “piyasasında” yol açtığı büyük ayrışma, parçalanma

okumak için tıklayınız

Büyük Dönüşüm / Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri – Karl Polanyi

İlk kez 1944`te `vahşi kapitalizm`in kalesi Amerika`da yayımlanan Büyük Dönüşüm şu cümleyle başlar: `Ondokuzuncu yüzyıl uygarlığı çöktü.` Karl Polanyi`nin çöktüğünü ilan ettiği ondokuzuncu yüzyıl uygarlığının can damarı ve temel biçimlendiricisi, kendi kurallarına göre işleyen piyasaydı; emek, toprak ve parayı metalar haline getiren ve insan toplumlarını uluslararası düzeyde eşi görülmemiş bir kurumsal tekdüzeleşme içinde kendine kayıtsız

okumak için tıklayınız

Başın Öne Eğilmesin – Sabahattin Ali’nin Romanı – Hıfzı Topuz

Hıfzı Topuz bu romanda, belgelere dayanan özgün kurguyla Sabahattin Ali’nin Nâzım Hikmet’ten Bedri Rahmi Eyuboğlu, Orhan Veli ve Asaf Halat Çelebi’ye; Sabiha Sertel’den Vâlâ Nurettin, Rasih Nuri İleri, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’a yayılan dostluğuna ve 41 yaşında karanlık güçler tarafından katledilmesine uzanan trajik yaşamına ayna tutuyor. Sabahattin Ali, 41 yıllık yaşamı boyunca Türk edebiyatının

okumak için tıklayınız

Faşist Yalanların Kısa Tarihi – Federico Finchelstein

“Günümüzde yalan, artan oranda ampirik gerçekliğin yerini alıyor. ‘Uydurma haberler’ gerçek diye önümüze konuldukça, bunlardan yola çıkılarak oluşturulan fikirler hükümet politikalarına dönüşüyor. Bugün ‘hakikat ötesi’ hakkında konuşulanların siyasi ve düşünsel kökeni faşist yalanların tarihinde yatıyor. Bunu her daim hatırlamalıyız.” Halkın bir bölümünün özgürlüğü ve refahının diğer bir bölümünün mutsuzluğuna ve yoksunluğuna endekslenmesi, içinde bulunduğumuz siyasi

okumak için tıklayınız

Diktatöryel tavırların izleri

Milyarlarca kişi özgürlüklerin ihlal edildiği, insan haklarının çiğnendiği, tutuklama, işkence, yargısız infaz, yolsuzluk, iktisadi verimsizlik, fakirlik, cehalet, bulaşıcı hastalık ve toplumsal adaletsizliğin kol gezdiği otoriter rejimlerde yaşamaktadır. AlaEl-Asvani diktatörlüğü, insanlığa tehdit oluşturan ve kesinlikle müdahale edilmesi gereken bir hastalık olarak tanımlar. Diktatörlük Sendromu adlı kitabında bu hastalığın ortaya çıkış koşullarını, semptomlarını ve hem halklarda hem

okumak için tıklayınız