Yazar: cemalumit

Suyun ve Rüzgârın Şehri / Çanakkale

“Çanakkale hem Anadolu’nun son noktası hem bir adalar bölgesi. Karasal yaşam biçimiyle ada kültürü bir arada varlığını sürdürüyor. Tarihin, şimdiki zamanları tutsak aldığı ender yörelerden biriyken, bugünü ve geleceği birçok şehirden farklı olarak özgürce kurgulamaya çalışan, bunun için çabalayan insanların da kenti. Bunun yanı sıra yeni zamanların yağmacı ve talancılarının dikkatini çeken, ormanlarını, sularını kaybetmekte

okumak için tıklayınız

Düşmanlık Politikaları – Achille Mbembe

Eleştirel düşüncenin çağdaş kalemlerinden Achille Mbembe Düşmanlık Politikaları’nda, tüm gezegeni içine hapseden, gündelik ilişkilere dek sızan ve insanları esir alan bir düşmanlık ilişkisinin çağımızın kuralı ve kurucu normu haline geldiğini ileri sürüyor. Frantz Fanon’un izinden giden yazara göre savaş, çağımızın kutsadığı değer haline gelmiş durumda. Düşmanlığın, savaşın kutsanan değerler haline gelişiyle toplumlarımız demokrasiden hızla uzaklaşıyor.

okumak için tıklayınız

Aziz Nesin: Şeker Portakalı’nın verdiği mutluluğu, 72 kitabımla okurlarıma verebildim mi?

Bu kitabı okumamı kimin salık verdiğini anımsamıyorum. Kim salık verdiyse sağolsun… Mutlu olmanın gittikçe zorlaştırdığı ve zorlayarak çirkinleştirdiğimiz bu dünyada o denli az mutlu olabiliyorum ki… Son bikaç yılda beni mutlandıran nelerdir, diye düşünüyorum: Sofya’da Theodorakis’in konseri, Yıldız Kent Harold ve Maude oyunu, bu oyunun kitabı, bir de şimdi okuyup bitirdiğim Şeker Portakalı adlı küçük

okumak için tıklayınız

Çoğunluğun Zorbalığı – Alexis de Tocqueville

Fransız hukukçu, düşünür ve tarihçi Tocqueville, 1830’lu yılların başında Amerika Birleşik Devletleri’ne uzun bir seyahat yapar. Amerikan demokrasisi, siyasal sistemi ve toplumsal yapısı hakkındaki bu “saha çalışması” boyunca yaptığı gözlemlerine dayanan görüş ve çözümlemelerini, 1835 ve 1840 yıllarında iki cilt halinde yayımlanan ve siyaset bilimi literatürünün kanonik eserlerinden biri haline gelen Amerika’da Demokrasi adlı çalışmasıyla

okumak için tıklayınız

Tatlı Gelir Yaşamayana Savaş – Desiderius Erasmus

Hümanistlerin prensi Erasmus, barışçıl perspektifler uluslararası hukukun görüş alanına girmeden önce modern savaş eleştirisinin temellerini attı. Kuzey Avrupa Rönesans’ının bu büyük ustası, savaşı yalnızca dinsel nedenlerle değil aynı zamanda rasyonel karşısavlarla da belirgin şekilde kınadı. Modern düşünce tarihinde barış elçisi olarak anılabilecek biri varsa, bu şeref öncelikle Erasmus’a aittir. Tatlı Gelir Yaşamayana Savaş, modern Avrupa’nın

okumak için tıklayınız

Derin Virüs – İlker Özünlü “insanlığın dünyayı kaybedişi ve yeniden arayışının anlatısı!”

Yenilgiye uğramış bir ayaklanma, ikiye bölünmüş bir şehir! Yıl İkibin…! Bir yanda yüksek teknolojili “sitekent”ler, homrob adı verilen insansı robotların robotlaşmaya yüz tutmuş insanlarla birlikte yaşadığı yüksek güvenlikli duvarlarla çevrili bölgeler; diğer yanda kara tahtada eğitim yapmaya mecbur bırakılan mağlup ama mağrurlar. İsyan İstanbul’unda akademisyen Yunus ile sitekentte yapay zekâ mühendisi Zeliha’nın ikircikli aşkı! Bu

okumak için tıklayınız

Aysel – Falezlere Götür Beni – Burçak Gönül

Hızla akan bir nehir, suları buz gibi. Uçar gibi sürüklenen bir salda uyumakta olan bir çocuk… Yanı başına uzanmış gözleri yarı aralık bir kadın… Islanmasınlar diye ikisinin de üstü kalın bir naylonla örtülmüş, uzaktan bakınca içine su dolan devasa bir poşet gibi görünüyorlar… Görünmeyen yaşamları sürüklüyoruz geçip giden zamanın eşliğinde. Bir diğerinin yaşamını görmüyoruz, bilmiyoruz,

okumak için tıklayınız

Yıldız Güncesi – Stanislaw Lem

Yıldız Güncesi, Evren’in Candide’i Ijon Tichy’nin uzayın -kimi kez zamanın- derinliklerinde yaptığı yolculuklara dair notlarından oluşuyor. Yer yer ilginç çizimlerle süslediği bu notlarda, hafızaları insanlığın kıyım tarihiyle yüklenmiş bir robot topluluğu, uzay yolculuğuna merak sarmış patatesler, inanç sahibi oldukları için katakomblarda yaşamaya zorlanan dindar robotlar çıkıyor karşımıza. Derlemenin belki de en ilginç öyküsü, evrim de

okumak için tıklayınız

Fiyasko – Stanislaw Lem

Pek uzak olmayan bir gelecek; güneş sistemini fetheden insanoğlu, gezegenler arası yolculuklar yapmakta, Mars’ta ve Satürn’ün uydusu Titan’da devasa maden kuyuları açarak işletmektedir. Bir süre sonra, bilim adamları ışık hızına yakın bir süratte yolculuk yapmanın yolunu bulurlar; yıldızlar arası bir keşif gezisi için bütün hazırlıklar tamamlanır. Dev uzay gemisine rampa görevi gören Titan’da eski astronotlara

okumak için tıklayınız

Flaman Tablosu – Arturo Pérez-Reverte

15. yüzyılda Fransa ile Burgonya Krallığı arasına sıkışmış küçük bir dükalık. Bir dük, bir düşes ve bir şövalye arasında, gerilimli bir aşk üçgeni. 1471’de, ünlü bir Flaman ressamı tarafından yapılan ve dükle şövalye arasındaki satranç oyununu konu alan bir tablo, daha doğrusu bir başyapıt. 20. yüzyılda, Madrid’de orta yaşlı, züppe bir antikacı. Sanat tarihi uzmanı

okumak için tıklayınız

Max Weber – Jürgen Kaube

Max Weber, kuşkusuz modern sosyal teorinin klasikleşmiş isimlerinden biri. Kapitalizmin ve modern toplumun kavramlaştırılmasında, eleştirmek veya reddetmek için de olsa, ona uğramadan edilemiyor. Jürgen Kaube’nin titiz bir araştırmaya dayanan çalışması, öncelikle, Max Weber’in entelektüel biyografisi niteliğinde. Onun, Protestanahlâkının kapitalizmin oluşumundaki rolüne dair “bulgusunu,” demokrasinin ve bürokrasinin “mizacına” dair düşüncelerini, işlediği “karizma” ve diğer kritik kavramları,

okumak için tıklayınız

Tarihi Yargılıyorum – Gündüz Vassaf

Dünyanın neresinde, ne zaman doğmuşsak doğalım, annelerimiz, babalarımız, dinlerimiz, devletlerimiz bize bir geçmiş giydiriyor. Onlar giydirdikçe biz de ha babam giyiniyoruz. Çoğumuz, geçmişin elbiselerini günümüz terzilerinin dikmesini yadırgamadan kabullenmekle kalmayıp, elbiselerimizi bedenimizden ayırt bile edemiyoruz. Tarihimize nasıl baktığımızı gözden geçirdiğim bu kitapta kendimizi yargılamamızı yargılıyorum. Tarihimize bakıp “Biz buyuz,” diye sunulanları sorguluyorum. Asırlardır sürdürdüğümüz alışkanlıklarımızdan

okumak için tıklayınız

Michael Bakunin – Edward Hallett Carr

Bakunin, ömrü boyunca borç içinde yaşadı. Devrimin ve değişimin yanı başında olmak istedi. Daima heyecanlıydı; iyi bir hatip ve ikna edici bir eylem adamıydı. Pek çok ülkede istenmeyen adam ilan edilmişti. Bir çocuk kadar hayalperestti; her tanıştığı insanı, çoğu asla var olmamış gizli örgütlerine dahil etmek için dil döküyordu. Sürgündü, sürekli takip edildi. Bifteğe bayılıyordu,

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf – Bloomsbury ve Ötesi – Anthony Curtis

“Düşünmek istiyorum sessizce, sakince, kesilmeden, sandalyemden kalkmak zorunda kalmadan, bir şeyden diğerine kolayca süzülerek, husumet ya da engel duygusu olmadan. Derinlere dalmak istiyorum, yüzeyin ötesine; kaskatı gerçeklerden kurtulmak istiyorum. Kendimi sabitlemek için, akıp giden ilk düşünceyi yakalamalıyım…” VIRGINIA WOOLF Virginia Woolf’a göre, hayatı, geçmişteki anıların şu an yaşadıklarımıza mütemadiyen ışık tutarak yarıda kestiği, birbirinden kopuk

okumak için tıklayınız

Karanlık Çağlarda Yaşamak – Bertolt Brecht

Hakikaten karanlık çağlarda yaşıyorum! İçten sözler anlamsız. Kırışmamış bir alın taştan bir kalbe delalet. Her kim gülüyorsa almamış demek henüz korkunç haberleri Ah, ne biçim bir çağdır bu Ağaçlardan bahsetmek adeta suç Haksızlığa sessiz kalındığı için! […] Şehre kargaşa zamanı geldim Açlık hüküm sürüyordu. İnsanlar arasına ayaklanma zamanı karıştım Ben de onlarla başkaldırdım. Böyle geçti

okumak için tıklayınız

“Sıkıntı Var” – Sıkıntı Üzerine Denemeler “Cansıkıntısıyla dinleniyorum ancak,”

“Sıkıntının temelde bir anlam krizine işaret ettiğinden yola çıkarak, sıkıntı mekânlarına ve zamanla ilişkisine, bir estetik kategori olarak kullanımına, siyasette uç verdiği anlara, edebiyat ve sinemadaki temsillerine ve ona karşı sunulan panzehirlere bakmak, bu coğrafyaya özgü anlam arayışlarına ve çatışmalarına dair kışkırtıcı sorular ortaya atabilir.” Aylin Kuryel, “Sunuş”tan Son yıllarda Türkçenin en yaygın kullanılan sözcüklerinden

okumak için tıklayınız

Dersim Alexanderplatz – İmran Ayata “Kesin görülen bir mağlubiyet anlık bir hamleyle galibiyete dönüşebilirdi”

“Sarhoşluk ve mest hali ile pişmanlık arasında bir kahraman… kibirden uzak güzel, eğlenceli bir eser…” Lena Bopp, Frankfurter Allgemeine Zeitung Berlin’de geçim derdi olmadan rahat yaşayan, zevkine radyoculuk yapan, kâh gece hayatına kâh entelektüel ortamlara takılan, hazzı belki bulan ama mutluluğu, gönül rahatlığını bulamayan bir genç adam… Anlam eksik… Aşk eksik… O anlamı ve başka

okumak için tıklayınız

Yolun Gölgesi – Behçet Çelik “Öfkenin kırgınlıkla, açılmanın kapanmayla dansı.”

“Sırtüstü bıraktı kendisini, belli belirsiz salınan suyun hissettirdiklerinin beşik rahatlığı ya da sevgili parmaklarının ılıklığıyla alakası yoktu. Sonsuz bir belirsizlik, tuhaf bir dengesizlikti. Öfkenin kırgınlıkla, açılmanın kapanmayla dansı. Asfalttaki arabalar dalgaları değil, deniz bitmek bilmez bir yolun sarsıntısını taklit ediyordu, çocuklar sahilde kumla oynarken bile savaşı, büyükler insanı, ses de sessizliği, ya da tam tersi.“

okumak için tıklayınız

Kesekli Tarla – Figen Şakacı “Tarla mı kesekli yoksa biz mi yürümeyi bilemedik?”

Unutma sakın unutma Bağışlama sakın Sakın düşmanını sevme, sakın susma Bekle büyük kavgayı bekle Anlıyor musun yüreğim. – GÜLTEN AKIN “Derinlerde bir yerde koca bir kaya vardı da, abilerim ablalarım şuna bir el atıverelim demek için çıkıyordum dışarı. Tesellisi, telafisi imkânsız bir arayıştı bu. Ne yapsam ne etsem bir milim bile yerinden oynatamadan o kayayı,

okumak için tıklayınız

Hayat Yaşamaya Değer – André Comte-Sponville, François L’Yvonnet (Söyleşi)

Büyük Erdemler Risalesi ile geniş bir okur kitlesine ulaşan André Comte-Sponville, bu defa Hayat Yaşamaya Değer’de entelektüel gelişimini, düşüncesinin köşe taşlarını, yalın bir üslupla anlatıyor. François L’Yvonnet’nin yönlendirmesiyle ilerleyen bu uzun söyleşi, sorular soran ve yanıt arayışının hiç bitmeyeceğini gözler önüne seren özgün bir felsefecinin yaşam güzergâhını sunuyor. Söyleşi, günümüz dünyasını, dahası yaşama sanatını anlamaya

okumak için tıklayınız