Yazar: cemalumit

Dokunmanın Gücü Üzerine – Wilhelm Schmid

Dokunmanın insan ilişkilerinde, özellikle de yakınlık ve güven bağı kurmada, eşsiz bir önemi vardır. Besler, sağaltır, taze bir yaşama cesareti aşılar. Hem tüy gibi hafif hem de son derece etkili bir deneyimdir. Belki düşünmed en bile önce, insanı insan yapan temel şeydir. Dokunma, doyurucu bir hayatın vazgeçilmez unsurlarından biridir. Eksikliği, acı verici bir mahrumiyete dönüşebilir.

okumak için tıklayınız

Kabul Görmüş Kanaatler Sözlüğü – Gustave Flaubert

Flaubert, 19. yüzyıl Fransız toplumunun, özellikle de burjuvazinin önyargı ve tutarsızlıklardan daima rahatsız olduğu için karşılaştığı klişeleri, genel kabul görmüş yanlışları 1850’lerden itibaren not etmeye başlar. Bu notlar şekillenerek önce yarım kalacak romanı Bilirbilmezler’in ikinci cildine sonra da Kabul Görmüş Kanaatler Sözlüğü’ne evrilir. Flaubert toplumu derinden sarsmayı planladığı bu eseri bitiremeden ölür ve kitap çalışma

okumak için tıklayınız

Kısık ateşte uslu uslu kaynamayı beceremeyenlerin romanı: Sanrılar

“İşte Taylan! işte Asya! Milyonlarca yıllık üreme içgüdüsü ne diye aşkla sarmaş dolaş oldu bilinmez ya, kısık ateşte uslu uslu kaynamayı beceremediler. Bu hikâye, milyonlarca yıllık insan içgüdüsünün tek eşlilik ve sadakatle çatışmasının hikâyesidir! Hangisini seçerlerse seçsinler, dışarıda kalan mutlak suretle saldırganlaşacaktır!” (Sanrılar, s.10) Günay Aktürk’ün romanı Sanrılar, bireyin iç dünyasına yapılan bir yolculuk. Aşkını,

okumak için tıklayınız

Ömrün Altmışında – Müslüm Kabadayı

1960 restorasyonunda doğduğumda Yayladağı Kışlak’ta Köyümüz yurtsever kafalarla koşuyormuş aydınlığa O dönemde bırakmış babam ocak söndüren kumarı Anam derdi, senin gözlerin verdirdi ona bu kararı Elimde kitapla çobanlık yapardım, Keldağlıydı suyum Bir kamyonla Amanoslar’ı aştığımda altıydı yaşım Ve Çukurova’da çalışırken, pamuk çalısı kadardı boyum On birimde Düldül Dağı’ndan sızan kanımdı Sabunçayı Burhan Öğretmenim sayesinde Düziçi’nde

okumak için tıklayınız

Stefan Zweig’ın ‘Sabırsız Yürek’i üzerine – Metin Cabadağ

Freud’un öğretisine derin bir ilgi duyan Zweig’ın 1939’da yazmış olduğu “Sabırsız Yürek”, düşsel karakterleri ile insandaki merhamet duygusunun doğasının derinliklerine indiği bir roman. Macaristan’ın küçük bir kasabasında oldukça zengin Kekesfalva ailesinin malikanesinin yakınında bulunan bir garnizonda görev yapan genç subay Hofmiller, bir arkadaşı aracılığı ile Kekesfelva ailesinin bir akşam yemeğine davet edilir. Orada Hofmiller ailenin

okumak için tıklayınız

Varlık ve Hiçlik – Jean-Paul Sartre

“İnsan bazen özgür, bazen köle olamaz; insan, her zaman ya tam özgürdür, ya da değildir.” Jean-Paul Sartre Varlık ve Hiçlik / Fenomenolojik Ontoloji Denemesi (L’être et le néant / Essai d’ontologie phénoménologique, 1943), hiç şüphesiz Jean-Paul Sartre’ın “başyapıtı”dır. Sadece Fransız felsefesi açısından değil genel olarak felsefe tarihi açısından da son büyük ontoloji denemesini temsil eder.

okumak için tıklayınız

“Karl Marx, Don Kişot konusundaki hayranlığını belirtti.”

ANSELMO LORENZO Kısa süre sonra bir evin önünde durduk. Kapıda saygın, muhterem görünümü olan yaşlı bir adam belirdi. Ona doğru ilerledim ve mahcup bir saygıyla, Enternasyonalin İspanya Federasyonu delegelerinden biri olarak kendimi tanıttım. Beni kucakladı, alnımdan öptü ve İspanyolca sevgi sözleriyle eve davet etti. İşte bu adam Karl Marx’tı. Aile çoktan yataklarına çekilmişti, bana nazik

okumak için tıklayınız

Beyaz derilinin bitmeyen nefreti / Baldwin’in tükenmeyen direnişi… – Gürer Mut

Amerika Birleşik Devletleri’nin Minnesota Eyaleti’nde, polis tarafından sokak ortasında boğularak öldürülen George Floyd’un görüntüsü dünya genelinde ırkçılık karşıtı büyük bir isyana yol açtı. Pek çok simge yerle bir edildi. Köle tacirlerinin, kolonyal şapkalı beylerin yontuları alaşağı edildi. Tam bu noktada, geçmişten gelen bir ses ABD’nin hikayesini anlamada, bir tarihsel okuma yaparken parametreleri göz önünde bulundurmada

okumak için tıklayınız

Varlığın kökenine yolculuk – Dağhan Dönmez

İnsanın temel açmazıdır, sınırlı beden ile sınırsız tahayyül yetisi arasındaki pinpon topu devinimi. Elbette akledebilen tek varlık değildir insan. Ancak, düşündükleri üzerine düşünebilen biricik varlıktır. Kendine dışarıdan bakabilen… Bir nevi tanrısal! Teori kurabilen iki ayaklı… Teori kelimesinin kökeni de, izlemekten, seyirden gelir. Tanrı, seyredendir çünkü. Teoloji o kelimenin türevi. Güçlü Ateşoğlu’nun derlediği ve Alain Badiou’dan,

okumak için tıklayınız

Yazma Üzerine Sohbetler – Ursula K. Le Guin

Kurmaca, şiir ve kurmacadışına odaklanan üç ayrı söyleşiden oluşan bu sohbetlerde, yazmanın zorluk ve ödüllerini, inceliklerini ve püf noktalarını tartışıyor Ursula K. Le Guin. Bunu yaparken de, hem yazar olarak birikiminden hem de “yaşanan bilgelik” haline gelmiş tecrübelerinden bekleneceği üzere pek çok konuya değiniyor. Yazma zanaatının teknik detaylarından dilin ahlaki meseleleri yansıtma ve kullanma biçimlerine,

okumak için tıklayınız

Sekiz Kentin Hikâyesi / Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar

“Son on yılda Türkiye’nin %70’ten fazlası kentleşti, neoliberalleşmenin aşırı kalkınmacı ve tüketim odaklı anlayışı sonucunda kentler metalaştı, çevre kaygısı kâr ve ranta yenik düştü, demokratik ve katılımcı yönetim umudu merkeziyetçi anlayışla sönümlendi. Bununla birlikte Türkiye’nin kentleşmesi ve orta sınıflaşması Anadolu coğrafyasında belli duraklamalarla sürdü. Bu bağlamda, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kent, neoliberalleşmenin getirdiği siyasal,

okumak için tıklayınız

Zamana Düşüş – Emil Michel Cioran

“Başkaları zamana düşer; bense zamandan düştüm. Zamanın üzerinde yükselen ebediyetin yerini, onun aşağısında kalan öteki ebediyet alır; o kısır mıntıkada artık ancak tek bir arzu duyulur: Tekrar zamanla bütünleşmek, her ne pahasına olursa olsun ona yükselmek, yerleşilen bir yuva yanılsaması için ondan bir parseli sahiplenmek. Ama zaman kapalıdır, ama zaman erişilmezdir: Bu negatif ebediyet, bu

okumak için tıklayınız

Dr. Suat Kamil Aksoy: Başarı Mümkün Biraz Daha Zaman

Salgında patlama şeklinde yayılmaların ardından geliştirilen davranış kalıplarıyla salgının sıfırlanmasının olanaklı olduğu artık pratik kanıtlara kavuştu. En radikal gelişmelerin olduğu İtalya şu an normale dönüşün en hızlı gerçekleştiği ülke oldu. Umursamazlığın maliyeti ise Brezilya ve Meksika tarafından kanıtlandı.Aynı zaman dilimi içerisinde yüz katlık yayılma hızı farkları gözlenmiş oldu. Bir miktar kaybı göze aldıktan sonra mesafe

okumak için tıklayınız

Kemal Tahir’i Anlamak? – Öznur Özkaya

Edebiyatımızda derin izler bırakan Kemal Tahir; eserleri ve fikirleri çok tartışılan yazarlardandır; marksizmi, Osmanlıyı, Batıcılığı, tarihi bıkmadan usanmadan sorgulamış, hazır kalıplara hep karşı durmuş, marksizmi bile yerli bir söyleme oturtmuştur. Osmanlı haritasına bakıp Evliya Çelebi’yi, Âşık Paşa’yı, Mevlit’i okuyan, Batı’ya barbar deyip Osmanlı’yı göğe çıkaran bir marksisti anlamak tabii ki biraz güçtür. 104. yaş gününü,

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır”

“.. Vebadan sonra bunu yapacağım, şunu yapacağım… Sakin duracakları yerde varoluşlarını zehirliyorlar.” Corona salgınıyla birlikte ölümün yakınlığını hissettiğimiz günümüzde ‘hayat’ karşısında gerçek fikirleri oluşturacak mıyız?.. Absürdizmin öncülerinden olan Albert Camus, edebiyat dünyasında ses getiren ‘Yabancı’ ve ‘Sisifos Söyleni’ adlı kitaplarından sonra 1947’de yazdığı sembolik ve natüralistromanı ‘Veba’ ile baştan sona ölümü sorguluyor. Roman fareler gibi

okumak için tıklayınız

Hiçliğin ortasında tek başına – Alp Kantaroğlu

Yenilmez bilinmezliğin, tekinsizliğin ve yavaşça tırmanan gerilimin finale kadar son bulmadığı, ayrıca içinde bulunulan durum üzerine yöneltilen soruların salt akıl yoluyla cevaplanabilmesinin nafile olduğu bir roman. Stanislaw Lem’in 1964 yılında yayımlanan eserinin Türkçe’de iki farklı baskısı bulunuyor. İlk olarak, kitap 1998 yılında İletişim Yayınları etiketiyle Erol Özbek tarafından Almanca’dan Türkçe’ye aktarıldı, 2017 yılında ise İthaki

okumak için tıklayınız

Varoluşun grotesk trajedisi – Vildan Kıralı

Ferdydurke, Polonyalı yazar Witold Gombrowicz’in 1937’de yayınlanan ilk ve en dikkat çekici romanıdır. Yazar eserinde varoluşun verdiği acıyı grotesk bir biçimde anlatır. Özgün Lehçe metinde başkahraman ve anlatıcı olan Józio, Józef Kowalski’dir ama eserin Türkçe çevirisinde Osman Fırat Baş tarafından Yuzef Kovalski, Yuzef’cik ya da Yujo olarak çevrilmesi uygun görülmüştür. Bu yüzden yazının devamında Osman

okumak için tıklayınız

Taşraya mı kaçarız? Gökçe Uygun

Metropolde yaşayan, sık sık ‘taşraya göçme planları’ yapan sanatçılar, bir gün aniden kendilerini Çankırı’da, ‘şahsa ait bir devlet kurumu’nda memur olarak çalışıp, taşrayı deneyimlerken bulurlarsa ne olur? Soyadı gibi genç yazar adayı Mehmet Serkan Genç’in ilk kitabı ‘Olmadı Taşraya Kaçarız’ bu soru temelinde şekilleniyor. Kitaba adını veren uzun öyküde yazar, ‘olmadı taşraya kaçarız’ deyiş temennisini,

okumak için tıklayınız

Özgüvenli çocuklar isteyenlere öneri kitaplar – Mehmet Özçataloğlu

Çocuk ve gençlik edebiyatı o denli hızlı yol aldı ki; yetişebilmek olanaklı değil. Gece gündüz koşuyorsak da nafile. Daha tanışmamız gereken onlarca yayınevi, yüzlerce yazar ve binlerce kitap var, biliyorum. O halde koşmaya devam. Nerde ne var, kim ne söylemiş keşfedelim. Yeni tanıştığım yayınevlerinden biri de Arpa Kitap. Nurgül Şenefe yönetiminde Arpa Kitap, çocukların yaşama

okumak için tıklayınız

Ege’nin ‘farklı’ hikâyesi – Bülent Avcı

Otizmli çocuklara ‘farklı’ denmesinin bir esprisi var elbette; onların hepsi dünyayı bir başka görüyor, başka davranıyor ve çoğunluğa ‘garip’ gelen şekilde yaşıyor. Bunu görmek, anlamak ve o dili konuşmak ise duyarlılık gerektiriyor. Bütün hepsini alt alta koyup toplayınca ortaya bir hikâye çıkıyor. Tıpkı Nihal Ünver’in kaleme aldığı ve Gül Sarı’nın resimlediği ‘Tornet, File Çorap ve

okumak için tıklayınız