Yazar: cemalumit

Milgram’ın İtaat Deneyi nedir?

Milgram Deneyi, insanların erk sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını ölçme amacını güden bir deneyler dizisinin genel adıdır. Deneyin kilit noktası, deneklerin şahsi vicdanlarıyla çelişen unsurların varlığına karşı otoriteye nasıl boyun eğdiklerini gösterebilmektir. Deney içerisinde üç kişi bulunmaktadır: denek, işbirlikçi ve araştırmacı. Araştırmacı, otoriteyi

okumak için tıklayınız

Milgram deneyi, itaatkarlık ve faşizm

Sosyal psikoloji dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri Stanley Milgram. Erken sayılabilecek bir yaşta hayatını kaybetmesine rağmen toplum davranışını anlamımızı kolaylaştıran pek çok deneye imza atmış bir akademisyen. Kuşkusuz en bilinen deneyi ise döneminde büyük tartışmalara yol açan ve kendi adıyla da anılan “itaat deneyi”. 1961-62 yılları arasında Yale Üniversitesinde gerçekleştirilen orijinal deneyin görüntülerine ve

okumak için tıklayınız

Tarihte Yıldız ve Hilal Sembollerinin Kökenleri

Yıldız ve hilal çeşitli tarihi bağlamlarda kullanılan bir ikonografik semboldür, ama en iyi sembolü olarak bilinen Osmanlı . Genellikle genişleme yoluyla İslam’ın sembolü olarak kabul edilir. M.Ö. 2. yüzyıla kadar Pontus Krallığı , Boğaziçi Krallığı ve özellikle Bizans şehrinde Helenistik dönemin ikonografisinde ( MÖ 4. – 1. yüzyıllar) gelişmiştir . Bir hilal ve bir yıldızın

okumak için tıklayınız

Haritada Bir Nokta – Sait Faik Abasıyanık

Çocukluğumdan beri haritaya ne zaman baksam gözüm hemen bir ada arar; şehir, vilayet, havali isimlerinden hemen mavi sahile kayar… Robenson Kruzoe’yu okumuşumdur herhalde; unuttum gitti. Onun zoruyla mavi boyaların üstünde bir garip ada ismi okuyunca hülyaya daldığımı sanmıyorum. Romanlar yüzünden adaları sevdiğimi pek ummuyorum ama belki de o yüzdendir. Haritada ada görmeyeyim, içimdeki dostluklar, sevgiler,

okumak için tıklayınız

Kahrolsun Irkçılık – Okan Yolcu

Çağımızın en büyük sorunlarının başında ırkçılık gelmektedir. Kapitalizmin yarattığı milliyetçilik akımı 1789’dan bu yana bir çok yerde soykırımlara, katliamlara asimilasyonlara ve bir çok çatışmaya neden oldu. Kapitalizmle hayatımıza geçmiş olan ırkçılık günümüzde dünya ölçeğinde tekrar hortlamaya başlamıştır.Geçmişten günümüze görmezden gelinemeyecek acıların devam ettiği bu süreç ırk kavramını sorgulamamızı zorunlu kılıyor. Irk diye bir şey var

okumak için tıklayınız

Bir tirana öğütler…

Korintos tiranı Periandros hakkında yalanıyla gerçeğiyle pek çok şey söylenmiştir. Biz anlatılan hikayelerin her türlüsünü bir kenara bırakalım ve Thrasybulos’un öğüdüne dönelim. Bundan asırlar önce, kara Yunanistan’ındaki Korintos sarayında boşalan tahta yeni bir tiran oturur: Periandros. Babası, ‘kutu’ anlamına gelen Kypselos’tur. Çünkü henüz bebekken kendisini öldürmeye gelen 12 adamdan, annesi tarafından bir kutuya saklanılarak kurtarılmıştır.

okumak için tıklayınız

Dil, Felsefe ve Toplum – Suat Kamil Aksoy

Değer hakkında tartışmalı da olabilecek şeyler yazdım. Toplum denilen şeyin var oluşunun temeline yerleştirmeye kalkıştığım bu kavram dışında bir başka önemli olgu daha var. Tıpkı değer gibi toplumsal hayatımızın her anını kaplayan ve en az onun kadar önemli bir şey bu. Toplum geliştikçe geliştiği ve bugünkü haline geldiği kabul edilen dilden bahsediyorum. Gündelik hayatın olağanlığı

okumak için tıklayınız

Corona tekrar gelir mi? Dr. Suat Kamil Aksoy

Türkiye’nin hikayesi bir çok başka yere göre hafif seyretmişti. Elbette daha iyileri var. Çin gibi. Ölümler bulaşmalardan tahminen 25 gün sonra gerçekleşiyor. Bu elbette ancak bir ortalama olabilir. Yani kimileri on beş kimileri kırk beş günde ölmüş ya da iyileşmiştir. Testlerde pozitif çıkmadığı halde corona bulguları gösterip ölenler vardı. Bunlar günlük açıklamalara yansımıyordu. Bütün dünyada

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in 19 Yaşında İlk Defa Rusya’ya Yolculuğu

Üç arkadaş hem öğrenimlerini ilerletmek, hem de olup bitenleri görmek amacıyla Rusya’ya gitmeye karar verirler. 1921 Ağustosunda bir yaylıyla yola çıkarlar. Ortalık eşkıya doludur. Güçlükle Düzce’ye varırlar. Akaçakoca’dan Zonguldak’a, oradan vapurla Trabzon’a giderler. Ziya Hilmi Trabzon’da kalır. Nâzım Hikmet’le Vâlâ Nurettin valiye çıkarlar. Öğretmenlik belgelerini gösterirler. Batum yoluyla Kars’a gitmek, orada, Kâzım Karabekir’in bölgesinde çalışmak

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in Öğrenciliği, İlk Şiirleri

Nâzım Hikmet, bir yıl kadar, Fransızca öğretim yapan bir okula devam eder. Ardından Göztepe’deki Numune Mektebi’ne girer. Arkadaşı Vâlâ Nurettin’le ilkokulu (Taşmektep) bitirince, Galatasaray Sultanisi’nin orta kısmına yazılır. Ne var ki, burası oldukça masraflı bir okuldur. Bundan ötürü, babası bir yıl sonra onu Galatasaray’dan alır, Nişantaşı Sultanisi’ne verir. Nâzım Hikmet, Sultani’de örnek bir öğrenci olur.

okumak için tıklayınız

Henüz Vakit Varken Gülüm – Nazım Hikmet Ran

Dedesi şair Mehmet Nâzım Paşa’nın da etkisiyle çok küçük yaşlarda şiir yazmaya heves duyan Nâzım Hikmet çocukluğunda hangi etkiler altında ilk şiirlerini yazdığını dostu Zekeriya Sertel’e şöyle anlatır: “17 yaşında galiba ilk şiirim basıldı. Yani “Serviliklerde”, yani mezarlıklarda ağlayan, hayatında sevmiş ölüler üstüne idi. Yahya Kemal düzeltmişti birçok yerini. Sonra kızlara tutuldum. Şiir yazdım. Sonra

okumak için tıklayınız

Oruç Aruoba: ‘Kişi, ölümden sonra geri kalandır’

Yazarları diğer insanlardan ayıran en büyük fark mirasının sadece yakın çevresinde kalmaması, okuru olan her kişiye tek tek bir parça pay düşmesi. Bir yazarla belli bir ilişki kurabilmiş okur, yazarın bedeni dünyadan gittiğinde o mirasa sahip olduğunun bilinciyle bir nefes alabilir. Her yazarda bunu hissetmezsiniz ama bazı yazarlar size metinlerinin yanında anı, yaşanmışlık ve düşünme

okumak için tıklayınız

Haziranda Ölmek Zor – Hasan Hüseyin Korkmazgil

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in 2 Haziran 1970 yılında kaybettiğimiz “Orhan Kemal’in güzel anısına” yazdığı “Haziranda Ölmek Zor” şiiriyle, Orhan Kemal’in insanlık tarihinin gelişimi adına yaptığı ilerici katkılarından dolayı saygıyla anıyoruz. Ayrıca şair, şiirin başında “Orhan Kemal’in güzel anısına” demesine rağmen şiirde, 3 Haziran’da Nazım Hikmet’i kaybetmemizi de dile getirerek büyük bir saygıyla anar. “3 Haziran 1963.

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif: “Tükür yüzüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının…”

ANADOLU Beşikler vermişim Nuh’a Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben, Tanıyor musun ? Utanırım, Utanırım fıkaralıktan, Ele, güne karşı çıplak… Üşür fidelerim, Harmanım kesat. Kardeşliğin, çalışmanın, Beraberliğin, Atom güllerinin katmer açtığı, Şairlerin, bilginlerin dünyalarında, Kalmışım bir başıma, Bir başıma ve uzak. Biliyor musun ? Binlerce yıl sağılmışım, Korkunç atlılarıyla parçalamışlar Nazlı, seher-sabah

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif: “Benimki de çaresizlik, hay gebereydim!”

Leylâ, Sevmeyi, neleri nice ya da nasıl sevmeyi, (nedenli ya zırva da olsa) sana öğretmek, kabul ettirmek gibi bir çabam olamaz elbet. Bu her şeyden önce sana saygısızlık, seni önemsemezlik olur. Gelgelelim -bu benim kara bahtımdır- sana kul, sana divâne olmanın “aşırılığını” sevmediğini söylüyorsun. Bir doz, bir ayar meselesinden çok, bir çeşit acımaklı tersleme! Bu

okumak için tıklayınız

Hasretinden Prangalar Eskittim – Ahmed Arif (seslendiren: Çetin Tekindor)

Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni Namussuza, halden bilmeze, kahpe yalana. Art arda kaç zemheri Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül- gürül akan bir dünya… Bir ben uyumadım. Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım Bir o yana, bir bu yana… Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara, akan

okumak için tıklayınız

Dona Flor ve İki Kocası – Jorge Amado

Dona Flor ve İki Kocası, Latin Amerika edebiyatının usta ismi Jorge Amado’nun fantastik romana yeni bir soluk ve açılım getiren başyapıtı. Çapkın, kumarbaz ve sorumsuz kocası Vadinho’nun bir karnaval eğlencesi sırasında ansızın ölmesiyle dul kalan Dona Flor merhum kocasına karşı karmaşık duygularla geçirdiği günlerin ardından kendini aşçılık okuluna ve öğrencilerine verir. Bir süre sonra, çevresindekilerin

okumak için tıklayınız

Tereza Batista – Savaş Yorgunu – Jorge Amado

Brezilya sözlü kültürünü çağdaş romanın anlatım olanaklarıyla buluşturan Tereza Batista modernist romanın en etkileyici örneklerinden biri. Henüz 12 yaşında cinsel istismara uğrayan Tereza Batista, önce kendini savunmak zorunda kaldığı bir kavganın sonucunda hapse girer, ardından genelevde çalışmaya başlar. Genelevden ayrıldıktan sonra talihsizliklerden yakasını kurtaramayan Tereza, her şeye rağmen hayattan zevk almaya ve etrafındaki insanlarda hayranlık

okumak için tıklayınız

İkili Devlet – Diktatörlük Teorisine Bir Katkı – Ernst Fraenkel

“Goethe’nin şiirindeki ‘Ceza da verse, onları sakınsa da, İnsanca bakmak zorunda insanlara’ sözlerinin, nasyonal sosyalist Almanya’da bulacağı bir yankı yoktur.” Ernst Fraenkel Bir yandan, kendi koyduğu yasa ve kurallara uyan, -en azından “kitabına uyduran”- norm devleti. Diğer yandan, siyasi icaplara göre verdiği keyfî kararlarla yöneten ve herhangi bir normla kendini bağlı saymayan önlem devleti. İkili

okumak için tıklayınız