Yazar: cemalumit

“Lev Tolstoy öldü. Yüreğimden vuruldum, üzüntüden ve kalbimin kırıklığından hüngür hüngür ağlamaya başladım.” Maksim Gorki

Lev Tolstoy öldü. Bir telgraf aldım. Telgrafta sıradan sözcüklerle, öldü deniyordu. Yüreğimden vuruldum, üzüntüden ve kalbimin kırıklığından hüngür hüngür ağlamaya başladım ve işte şimdi yarı deli bir halde onu tanıdığım, gördüğüm haliyle gözümde canlandırmaya çalışıyor, acılar içinde onunla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.

okumak için tıklayınız

Küçük Prens ‘in Türkiye’de dergi ve kitap olarak basımının ilk kapak fotoğrafları

Küçük Prens (Fransızca özgün adı: Le Petit Prince), Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry tarafından yazılan ve 1943’te yayımlanan hikâye. Türkçeye ilk olarak Ahmet Muhip Dıranas tarafından çevrilmiş olup, 1953 yılında Çocuk ve Yuva Dergisi’nin ilk sayısında yayımlanmaya başlamış 1954 yılının 3. sayısında ise tamamlanmıştır. Küçük Prens ‘in Türkiye’de dergi ve kitap olarak basımının ilk

okumak için tıklayınız

Kurgu okumak sizi daha iyi bir insan yapar mı?

Başlıktaki soru bir süre önce Sarah Kaplan’ın Washington Post’ta yayınladığı, konu ile ilgili yazıya ait. Okumanın ya da kurgu okumanın kişilik, hayal gücünün zenginleşmesi vb. üzerine etkileri hakkında pek çok araştırma ve yazı yayınlandı. Kaplan aşağıdaki yazısında konuyu kişisel deneyimleri ve bilimsel çalışmalar üzerinden basit bir dille ve keyifli bir şekilde anlatıyor;

okumak için tıklayınız

Açlığın / Uykusuzluğun / Hırsın / Başarının / Aşkın ve Sevgisizliğin Yasadışı Çocuğu: Jack London – Bedriye Korkankorkmaz

Günde bir saat yürüyorum. Yoldaki içsel sohbetimde kendime karşı ne kadar acımasız olursam o kadar kendi gerçeğime yaklaşacağımı biliyorum. Dürüstlüğü değerlerin atası olarak algılıyorum. Yürürken kalabalıklar içindeki yalnızlığa daha yakın hissediyorum kendimi. Yol boyunca birçok yaşam serüvenine, aşklara, ayrılıklara… şahitlik ediyorum. Yolları kutsal buluyorum. Sabırlı ve güçlü olmayı yollardan öğreniyorum.

okumak için tıklayınız

Suç ve Ceza, Babalar ve Oğullar ve Nasıl Yapmalı? arasındaki mücadele

Suç ve Ceza, 1865 yılında yazılır, Dostoyevski’nin görece en rahat ve uzun sürede yazdığı, anlatı alternatifleri üzerinde çalışabildiği romanlarındandır. 1866 yılında Rus Habercisi adlı dergide bölüm bölüm yayımlanır. Suç ve Ceza düşüncesi doğmadan önce, Sarhoşlar adını verdiği bir roman taslağı üzerinde çalışmaktadır Dostoyevski, ancak Suç ve Ceza’nın şekillenmeye başlamasıyla birlikte diğer metni Marmaledov karakteri olarak

okumak için tıklayınız

Dostoyevski “Suç ve Ceza”yı hangi ekonomik psikolojik koşullarda yazdı?

1866 yılında Dostoyevski, birikmiş kumar borçlarının telaşıyla yayıncısına bir mektup yazıp tasarladığı yeni romandan söz eder. Mektubunda romanının ana hatlarını “Bir suçun psikolojik çözümlemesi” olarak çizmiştir. İhtimaldir ki romandan çok yayıncının vereceği avansla ilgilidir Dostoyevski.

okumak için tıklayınız

Çok sesli romanın yaratıcısı Dostoyevski

Bahtin için Dostoyevski, çok sesli romanın yaratıcısıdır: “Dostoyevski hakkındaki devasa literatürle ilk defa karşılaşan biri, romanlar, öyküler yazan tek bir yazar-sanatçıyla değil, birçok yazar-düşünürün –Raskolnikov, Mışkin, Stavrogin, İvan Karamazov, Büyük Engizisyoncu ve diğerlerinin– çeşitli felsefi açıklamalarıyla karşı karşıya olduğu hissine kapılır…

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”nın başından sonuna kadar Raskolnikov’u pençesinde tutan ikilem

Suç ve Ceza’nın, Dostoyevski’nin görece en rahat ve uzun sürede yazdığı, anlatı alternatifleri üzerinde çalışabildiği romanlarından demiştik. Nitekim Dostoyevski, Suç ve Ceza’yı önce birinci tekil şahıs anlatısı biçiminde -anı olarak- kaleme alır, fakat hoşnut kalmaz sonuçtan. Sonra yargılama sırasında yazılan bir itirafa dönüştürür, yine beğenmez.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sında yeralan isimlerdeki göndermeler

Konuşan isimler, Dostoyevski poetikasının önemli araçlarından birisidir. Metni çeviri olarak okumak, mevcut sözcük oyunlarının ve anıştırmaların anlaşılamamasına neden olur genellikle. Örneğin “Raskol”, Rusçada bölmek, parçalara ayırmak anlamına gelen “Raskolot” mastarından türetilmiş bir sözcüktür.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sında Petersburg’un tarihi yeri

Konu Suç ve Ceza olunca Petersburg’un tarihi de önemli. Dostoyevski’nin Batılılaşma sorgulamasının mekansal boyutudur yeni şehir. 19. yüzyıl Rusya’sı geri kalmışlıktan çıkış yolları aramaktadır. 1700’de denizciliğin ülke için önemini kavrayan Büyük Petro, Rusya’nın Batı’da denize çıkabildiği tek nokta olan Beyaz Deniz yerine daha aşağıda, stratejik bir konumdaki Nyeskans’ı ele geçirir. Bu boş, bataklık arazide 1703’ten

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali: Bizde birkaç sahifeden fazla yazı okumağa tahammülü olmayan bir “yarı münevver” zümresi vardır.

Yarı Münevver Bizde birkaç sahifeden fazla yazı okumağa tahammülü olmayan bir “yarı münevver” zümresi vardır. Bunlar ruhları hasta, iradeleri gevşek, kafalarını bir nokta üzerinde uzunca bir zaman tutmak kabiliyetinden mahrum birtakım psikopatlardır.

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche: Acı çekenin ve failin yanılgıları

Zengin, yoksulun sahip olduğu bir şeyi (örneğin bir prens, köylünün sevgilisini) elinden alırsa, yoksulda bir yanılgı oluşur; sahip olduğu az şeyi elinden alması için, zenginin tamamen alçak olması gerektiğini düşünür. Oysa zengin tek bir mülkün değerini pek de derinden duyumsamaz, çünkü çok şeye sahip olmaya alışkındır: bu yüzden kendini yoksulun ruhunun yerine koyamaz ve yoksulun

okumak için tıklayınız

Marks ve Tarih: Kutuplaşma – Immanuel Wallerstein

Genelde çoğu çözümlemeciler (özellikle de Marksist çözümlemeciler), Marx’ın tarih yazımıyla ilgili en çok belirsizlik taşıyan dü­şüncelerini vurgulama ve süreç içinde onun en özgün ve verimli düşüncelerini ihmal etme eğilimi göstermektedirler. Bu belki de şaşırmamamız gereken bir şeyse de işimizi hiç kolaylaştırmadığı açıktır.

okumak için tıklayınız

“Dervişler afallamıştı. Doğaüstü bir yaratıkmışım gibi bakıyorlardı. Sonunda, Celâleddin Rumî’nin ruhunun içime yerleştiğine karar verdiler.” Nazım Hikmet

“Kesin bir zaman veremem. Çok net hatırladığım bazı olaylar var. Örneğin, dedemin beni döne döne dans eden dervişlerin toplantısına götürüşünü çok iyi hatırlıyorum. Çok insan vardı. Belki otuz, belki elli kişi toplanmışlar, karanlıkta ellerinde küçük ateşlerle kendilerince dua ediyorlardı.

okumak için tıklayınız

“Bunca düzmece ve dalavereden sonra, bir dilenciyi seyretmek insanın içini rahatlatır.” Emil Michel Cioran

Keşiflerimizin hemen hemen tümünü öfkelerimize, dengesizliğimizin azıtmasına borçluyuz. Tanrı’yı bile –kafamızı kurcalıyorsa– içimizde değil cinnetimizin dış sınırında buluruz, tam da öfkemizin onunkiyle burun buruna geldiği, çarpıştığı, bizim için olduğu gibi onun için de yıkıcı bir karşılaşmanın olduğu noktada.

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet: “Stalin’e saygım tam, ama insan kendi düşünmeli! Artık biz kendimiz düşüneceğiz!”

1953 yılının Mart ayında, kalp krizinin ardından “Barviha” sanatoryumunda yattığını anlatmıştın bana. Stalin’in hastalanmasını ve ardından ölümünü, itinayla saklamışlar senden. Kötü haberin sağlığını olumsuz yönde etkileyeceğinden endişelenmişler.

okumak için tıklayınız

Vekalaten Yaşamak – Bedriye Korkankorkmaz

Yüzümü doğaya dönmüş insanları seyrediyorum baba. Bu konu ile ilgili seninle sohbet etme olağanını bulamadık hastalığınla mücadele etmekten ve doktorların peşinden koşmaktan. Doğumla başlayan, ölümle nihayete eren bir süreç midir ömür? Söz konusu ölümse ya yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımız…

okumak için tıklayınız