Yazar: cemalumit

Hayatı ölümle ölçersin. Nasıl öldüğün, öldürüldüğün, senden sonra kalanların hayatı nasıl geçireceklerinin de ölçütüdür.

Antigone, çağlar öncesinde olayları bilmemezlikten gelen kızkardeşi İsmene’ye şöyle seslenmişti: “Kreon, yalnız birini gömüyor ağabeylerimizin, öbürünü gömütsüz bırakıyor aşağılamak için!.. Kardeşimizi böyle gömütsüz, gözyaşsız leş kargalarına, akbabalara peşkeş çekmiş, tatlı bir şölen niyetine. Ben gömmeye gidiyorum ağabeyimi. Bu uğurda ölsem ne gam? Yan yana yatarız kardeşimle iki sevgili gibi, suçsa kutsal bir suç benim ki.

okumak için tıklayınız

Ben de Kumkurdu’na İnanıyorum! Elif Şahin Hamidi

Çocuklar, bitmek tükenmek bilmeyen sorularıyla dünyayı keşfe çıkarlar. “Merak”la başlar her şey; öyle meraklıdırlar ki cevap bekleyen sorularla doludur zihinleri. Verilen cevaplar, daha başka sorulara, yeni meraklara sürükler onları… Bazen (hatta çoğu kere!) 100 puanlık genel kültür sorusunu cevaplamaktan daha zordur çocukların sorusuna yanıt bulmak. Cevabı bilirsiniz de; bunu çocuğa nasıl anlatmalı, nasıl ifade etmelisinizdir.

okumak için tıklayınız

Yollar söner de yatağını kaybetmez – Ergün Doğan

Kartal Tepesi’nde oturmuş düşünüyordu. Şu dalgalar boyunca yosun tutmuş kıyılara vuran nice zerrecik, içindeki balıkçı tekneleri, tonlarca ahşap, demir, et, kemik yığınları… Nasıl anlatacağını bilemiyordu! Yani biriktirdikleri, Kıyıköy, baharı karşılarken yaprakların aldığı renkler… Deniz, suyunu hiç kaybetmez, döner döner yatağında bulur kendini, üzerinde yollar söner de kaybetmez kendini… O yüzden mi haber almıştı ondan? Kapısını

okumak için tıklayınız

Ece Ayhan ile ‘Kara Gerçek’ – Zafer Yalçınpınar

Ece Ayhan’ın Enis Batur’a yazdığı (1975-2002 tarih aralığını kapsayan) mektuplar, “Hoş Çakal Hoş Tilki” adıyla Noktürn Yayınları tarafından Eylül 2015’te kitaplaştırıldı. İşbu mektupları Ece Ayhan’a ait diğer bazı metin ve mektuplarla karşılaştırmalı olarak okumayı (4 Ocak 2015 tarihinde) tamamladım.

okumak için tıklayınız

Uzun Bir Arayış – Hüseyin Bul

Uzun yürüyüş üç bölümden oluşan bir roman. İlk etapta bir kaçış romanı diyebileceğimiz fakat ilerledikçe, içine girdikçe, bölümleri sindirdikçe işin sadece bu kadarla açıklanamayacağını görüyoruz. Birinci ve ikinci bölümlerde bir tost bir ayran yeter bana bütün dünya sizin olsun serzenişinin sessiz, derin yakarışları hâkim.

okumak için tıklayınız

Yaratma coşkusuna tanıklık etmek – Prof. Dr. Yıldız Ecevit

Yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında edebiyat, maddenin egemenliği tümüyle ele geçirdiği, anlamın yok olduğu, gerçeğin ise yapaylaştığı/sanallaştığı bir yaşam biçiminin ürünü durumuna gelir. Teknolojinin görsel olanaklarıyla şımartılmış, elindeki elektronik kumandayla magazinel bir yüzeysellik düzleminde sörf yapan yeni bir okur türünün tüketimindeki bu edebiyatın bir tür pop-edebiyata dönüşüyor olması hiç de şaşırtıcı gelmiyor insana.

okumak için tıklayınız

Bisiklet Öyküleri – Hazırlayan: Aydın İleri

İnsanın sürerken katılımcı ve öznesi olduğu, kendini her zaman özgür hissettiği, özgürleştiği, çevreye ve insana zarar vermeyen, sürdürülebilir bir hayatın vazgeçilmezidir bisiklet. Hangimizin düşüne girmedi ki o? Üç tekerlekli bisikletle başlayan yolculuğumuz dört tekere, hayran olduğumuz BMX’ten o güzelim Pinokyo’ya, dağ bisikletinden yarış bisikletine uzandı. Zaman ne çabuk geçmiş. İlk bisikletlerimizi, aslında çocukluğumuzu, o eski

okumak için tıklayınız

Hep Yarım Kalmış Bir Adam: Oblomov – Elif Şahin Hamidi

Tarih: 1850’li yıllar (19. yüzyıl). Yer: Rusya. Aristokrasi yani Rus derebeyi sınıfı yıkılma süreci içine girerken burjuva düzeni, eski düzenin tahtını devralmaktadır. Ve kahramanımız, Oblomovka’da bir çiftlikte rahat ve yumuşak adetler içerisinde büyümüş, ömrünün yirmi beş yılını ailesinin ve dostlarının güvenli kanatları arasında geçirmiş, hayatı hep teğet geçmiş, derin ve sonsuz uykusundan hiç uyanamamış, yarım

okumak için tıklayınız

Seyran Destanı üzerine – Sadık Güvenç

4 Kasım 2015 günü kaybettiğimiz Gülten Akın, 23 Ocak 1933 Yozgat doğumludur. Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitiren şair, eşinin görevi nedeniyle yurdun değişik yerlerinde bulundu. Gittiği yerlerde avukatlık ve yardımcı öğretmenlik yaptı. İlk şiirlerinde doğa, ayrılık, aşk, özlem gibi konuları ele alan Gülten Akın daha sonra toplumsal sorunlara yöneldi.

okumak için tıklayınız

Albert Camus’nun Yabancı adlı romanından uyarlama film: Lo straniero izle

Albert Camus’nün Yabancı adlı romanından uyarlama. Kendi halinde bir katip olan Mersault, sahilde bir Arap’ı öldürür. Ortada hiçbir sebep yoktur. Annesi yeni ölmüş ve cenazesinde hiç üzülmemiş, ağlamamıştır. Tutuklanır ve idama mahkum edilir. Hayatın boş ve anlamsızlığını vurgulayan bir yapım. Tür: 480p, Dram, Türkçe Altyazı, Yabancı Filmler Yapım: 1967, Cezayir, Fransa, İtalya Yönetmen: Luchino Visconti

okumak için tıklayınız

AVM Yerine Kütüphane Açsak… – Elif Şahin Hamidi

“Okumadan geçen bir gün, yitirilmiş bir gündür” diyor Jean Paul Sartre. Beri yandan okuma oranlarıyla ilgili rakamlar adeta bütün bir ömrümüzü yitirdiğimizi, boşa geçirdiğimizi gözümüze sokuyor. Okuma alışkanlığımızın artabileceğine dair insanı umutlandıran gelişmeler de oluyor kuşkusuz. Çünkü Türkiye’nin dört bir yanında insanlar ve çeşitli kurumlar kütüphane açmak ya da okullara kitap toplamak için didinip duruyor.

okumak için tıklayınız

Necip Fazıl Kısakürek’in ‘öteki’ portresi

Hayata gözlerini, başı gövdesinden büyük bir çocuk olarak 26 Mayıs 1904 günü Çemberlitaş’ta dört katlı bir konakta açan Ahmet Necip (asıl adı buydu) varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Hariciye nazırlığına kadar yükselmiş bir paşanın damadı olan dedesi Maraşlı Kısakürekzade Hilmi Bey, Mecelle yazarları arasında yer almış, fakat aynı zamanda Fransız kültürüyle de beslenmiş, Légion d’Honneur nişanı

okumak için tıklayınız

Bukowski: “Kölelik hiçbir zaman kalkmadı”

Charles Bukowski, Amerika’nın en büyük yazarlarından biri olmadan önce alkol problemi olan, yüzü sivilce izi dolu, mavi yakalı bir çalışandı. Amerika Posta Hizmetleri şirketinde çalışıyordu. Burada çalışmadan önce ise bir turşu fabrikasında işçi olarak hizmet verdi. 1969 yılında Bukowski 49 yaşındayken, yayıncısı John Martin, aylık 100 dolar yazarlık maaşı önerene kadar her gün işe gitmeye

okumak için tıklayınız

Mütereddid Hitlerci: Said-i Nursi

Bediüzzaman Efsanesi ve Saidi Nursi Gerçeği (Patika Yayınları 2015) adlı önemli kitabın yazarı Emrah Cilasun’dan öğrendiğime göre, İkinci Dünya Savaşı başladığında Kastamonu’da mecburi ikamette olan, 1943-1944’te Denizli Hapishanesi’nde yatan ve savaşın sonunu Emirdağ’da karşılayan Said-i Nursi, “Milli Şef’in 1941’den 1944’e kadar İkinci Dünya Savaşı’nda izlediği politikayla Nursî’nin aynı yıllarda aldığı pozisyon arasında muazzam benzerlikler söz

okumak için tıklayınız

Gündüz Kelebeği’nin Sessizliği – Önder Göksal

Tamamen tüketmek üzerine kurulu bir zamandayız. Televizyonlar, yazılı medya, sosyal medya insanların olabildiğince tüketmesi için elinden geleni yapıyor. Bu sadece maddesel bir tüketim olmaktan çoktan çıktı elbet. Duygularımız, insanla ve diğer canlılarla ola ilişkilerimiz ve aşklarımız da bu tüketimden olabildiğince etkileniyor, bir an içinde tüketilmek için varmış gibi yaşanıyor.

okumak için tıklayınız

“Her türden kişi putlaştırmasına tiksinti duyuyorum” Karl Marx

MARX’tan HAMBURG’daki W. BLOS’a Londra, 10 Kasım 1877. Bizler, her ikimiz de, tanınmışlığa zerrece önem vermeyiz. Bunun örneğin bir kanıtı, her türden kişi putlaştırmasına karşı duyduğum tiksinti nedeniyle, Enternasyonal’in var olduğu süre boyunca çeşitli ülkelerden gelen ve beni çok rahatsız eden sayısız takdir ve teşekkür ifadelerinin yayınlanmasına hiçbir zaman izin vermedim ve ara sıra yaptığım

okumak için tıklayınız

Teneke -Yaşar Kemal (Sesli Kitap)

Bir Anadolu kasabasında, çeltikçi ağaların yönetmeliklere karşı gelerek ektikleri çeltik sıtmaya neden olur. İdealist ve genç kaymakam tüm tecrübesizliğiyle, sıtmaya tutulan kasaba halkı adına ağalarla mücadeleye girişir. Ancak kaymakam kasabadan, ardından teneke çalınarak sürülür. Teneke idealizm ile baskın güç arasındaki mücadelenin romanıdır.

okumak için tıklayınız

Tolstoy: Devlet, yurttaşları sadece sömürmeye değil aynı zamanda ahlaksızlaştırmaya yönelik bir komplodur.

25 Mart-6 Nisan 1857’de, Paris’te, hırsızlık ve cinayet suçundan ölüme mahkum edilmiş François Richeux’nün infazının gerçekleşeceğini öğrendiğinde, vaktini en iyi nasıl geçireceği konusunda kararsızdı. Merak, tiksintiye baskın geldi. Kalem tutmak meslek edinildiğinde, sırt çevrilemeyecek deneyimler vardır! Bir gösteri izleyeceğine dair bulanık bir duyguyla, gecenin karanlığında kalktı, soğuk odada giyindi, bir faytona binip Roquette Meydanı’na gitti.

okumak için tıklayınız