Yazar: cemalumit

Çocukluğun Sonu – Arthur C. Clarke

Arthur C. Clarke, bilimi edebiyatla eşsizce birleştiren, bilimkurgunun üç büyük ustasından biri. Dünya üzerindeki uygarlığımızın kaderini, insan neslinin akıbetini irdeleyen yazarın ilk dönem başyapıtlarından Çocukluğun Sonu ise ters köşeye yatıran bir “öteki” anlatısı, farklı bir uzaylı istilası öyküsü.

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal – Fikret Otyam

O canım yüreği Orhan Kemal’in, ilk ve son kez kötülük etti 2 Haziran 1970 saat 21.15’te «emeğine son verdi ..  Bükülmez bir devrimci, yüce gönüllü gerçek bir halk yazarı; şurda-burda işsiz kalan ırgatların, mapusane çilekeşlerinin, üç-beş kuruş kazanan küçük memurların, emeklilerin, çocukların, kimsesiz çocukların, iplik fabrikası kız ve delikanlılarının, iplik hükme makinelerinin başında yorgunluktan uyuyan bebelerin, sokakları süpüren çöpçülerin,

okumak için tıklayınız

İran Mektupları – Montesquieu

Siyaset ve hukuk felsefesine yaptığı katkılarla tanınan Montesquieu’nün “İran Mektupları” isimli eseri ilk yayımlandığı dönemde yazara büyük ün getirmiş bir mektup-roman. Montesquieu dünyayı keşfetmek üzere İran’dan yola çıkıp Fransa’ya gelen iki İran soylusunun başta sarayla, büyükelçilerle, din adamlarıyla, büyükelçilerle yazışmalarını romandakine yakın bir olay örgüsü yaratma çabasıyla bir araya getiriyor. Doğu’nun Batı’ya dair tecrübelerini anlattığı

okumak için tıklayınız

Niçin yalnız başkalarının gülünçlüklerini görebiliyoruz?

Rika’dan Usbek’e Geçende bir toplantıda bulunmuş, bir hayli da eğlenmiştim. Orada hemen her yaştan kadınlar vardı. Biri seksenlik, diğeri altmışlık, ve bir diğeri de kırklık üç kadınla muarefe kurdum. Bu sonuncusunun yirmi yaşında bir de yeğeni vardı. Bir aralık garip bir insiyakla bu genç kıza yaklaşmıştım. Beni görür görmez, o da bana sokuldu ve kulağıma

okumak için tıklayınız

Zulme karşı kahramanca savaşmış olan geçmişteki kişileri geri getirmek demokratik ulusların bir özelliğidir

Uzun bir süredir bu ülkede unutulmuş olan ve hemen hemen hiç anılmayan Tom Paine adının bu savaş sırasında ortaya çıkması bir rastlantı değildir; ne de Yurttaş Tom Paine’in öyküsünü yazmak için bu zamanı seçmiş olmam bir rastlantıdır. Bunalım dönemlerinde zulme karşı kahramanca ve açıkca savaşmış olan geçmişteki kişileri geri getirmek demokratik ulusların bir özelliğidir. Bu bize,

okumak için tıklayınız

İnsana doğuşunda ağlamalı, yoksa ölümünde değil!

Usbek’ten İbben’e İzmir Bir Büyük ölür ölmez, hemen bir kilisede toplanıyorlar ölünün duasını yapıyorlar ve arkasından da methü se- nâsına girişiyorlar! O ne nutûk Rabbim! însan bu methü senâ nutkunu dinledikten sonra, ölenin, hakikaten bir insan olduğuna inanmakta güçlük çekiyor!

okumak için tıklayınız

Kader Üzerine De Fato – Cicero

Marcus Tullius Cicero, yaklaşık iki bin yıl önce kaleme aldığı bu ufuk açıcı felsefi metniyle okurları kader üzerine düşünmeye davet ediyor. Kader ve özgür irade sorunuyla ilgili Yunan felsefe okullarının birbiriyle çatışan, farklı görüşlerini aktarıp yorumlarken sadece yaşadığı dönemin Romalılarına değil, bugünün okurlarına da bu çetin sorunu çözebilmelerinde yardımcı oluyor ve bir yandan da kader

okumak için tıklayınız

Oyun / Bozan: Oğuz Atay – Serkan Fırtına

Türk edebiyatının kıyısında yaşayarak ve o denizin etrafında dönüp iç sularına uzun yıllar giremeyen yazarlarımızdan akla ilk gelen isimlerden birisi Oğuz Atay’dır. İşin ilginç ve bir o kadarda trajik olan yanı ise Atay ile okuyucunun tanışmasının yazarın ölümünden epey bir zaman sonra gerçekleşmiş olmasıdır. Günümüzde üzerine bilimsel tezlerin, araştırmaların, yüzlerce yazının yazıldığı Atay’ın kitapları baskı

okumak için tıklayınız

Nazilerin Türkiye’yle büyümesi

Politik bir hareket olarak Anadolu’daki milliyetçi hareketle aynı anda faaliyete geçen Naziler, Türkiye’ye gıptayla bakıyordu. Onlar için şüphesiz en temel konu, dayatma şeklinde imzalanan intikamcı barış antlaşmalarının revizyonu meselesiydi. Güçlü bir liderin iktidarıyla Versailles Antlaşması’na başkaldırabilmek Alman milliyetçileri için bir rüyaydı. “Türk çözümü” bu yönüyle bir rol modeli olarak Naziler üzerinde etkiliydi. Ihrig’e göre, özellikle

okumak için tıklayınız

“Zaman, küçük çarkların tik taklarından oluşup kaldıkça ölmüş demektir; ancak saatler durursa zaman canlanır”

Zamanın içinde mahsur kalmak insanın talihsizliğidir. “… İnsan kendi talihsizliklerinin toplamıdır. Bir gün gelir, talihsizlik de yorulur sanırsın sen ama zaten senin talihsizliğin zamanın kendisi olur…”1 Bu, romanın asıl konusudur. Ve Faulkner’ın uyarladığı teknik, ilkin zamanı yadsımak olarak görülse de, bunun nedeni bizim zaman ile kronolojiyi karıştırmamızdır. Tarihler ve saatler insan tarafından icat edilmiştir: “…

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’i yazmaya iten neydi? Ne zaman ve nasıl yazmaya karar verdi?

Sizi yazmaya iten neydi? Ne zaman ve nasıl yazmaya karar verdiniz? Ben edebiyata çocukken başladım. Çocukluğumda bizim köye çok aşıklar, destancılar gelirdi. Onlara çok meraklıydım. Köye her destancı geldiğinde ben onun yanındaydım, sonra onlar gibi şiir söylemeye başladım. Köyün kayalık dağına çıkar dağ üstüne, çiçekler üstüne türküler söylerdim kendi kendime. Epopenin kırıntıları bile olsa hala

okumak için tıklayınız

Tolstoy ve Modern İşçi Hareketi – Lenin

Tolstoy’un ölümü daha şimdiden Rusya’nın hemen bütün büyük kentlerinde, işçiler nezdinde yankısını buldu. Şöyle ya da böyle, işçiler, bugünkü siyasal ve sosyal hayatın karakteristik özelliğini oluşturan problemlerin nedenlerinin bir kısmına içtenlikle parmak basan bir düşünürü dünyanın en büyük yazarlarıyla eş tuttuklarını gösterdiler. III. Duma’nın işçi milletvekilleri tarafından gönderilen, basında da yayınlanmış, bir telgraf da aynı

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’de nevrozun varlığını bize açık seçik gösteren kanıtlar nelerdir? Sigmund Freud

Bizzat Dostoyevski kendisini saralı olarak tanıtmış, bilinç kayıpları, kasılmalar ve ruhsal çöküntülerle (depresyon) seyreden ağır nöbetlerden dolayı başkalarınca da öyle tanınmıştır. Doğrusu bu sara (epilepsi) nöbetlerinin sanatçıdaki bir nevrozun belirtisi (semptom) olması hiç de düşünülemeyecek gibi değildir; böyle bir durumda da Dostoyevski’deki saranın isteri sarası diye nitelendirilmesi, yani ağır isteri vakası sınıfına sokulması gerekecektir. Ancak,

okumak için tıklayınız

İskenderiyeli Hypatia – Soner Tuna

Hypatia, bilinen ilk kadın matematikçi. İskenderiyeli filozof Theon’un kızı. Babası tarafından yetiştirildi. Engin bilgisi, olağanüstü zekâsı ve sağlam karakteri ile “erkekler dünyası” olarak bilinen bilim ve felsefe alanında zirveye çıktı. Yüksek bilgisinin kendisine sağladığı benlik bilinci ile, yöneticilere karşı korkusuz davranıyor, erkeklerin toplantılarına katılmaktan hiç çekinmiyordu.

okumak için tıklayınız

Çizgilerle Rosa Luxemburg – Soner Tuna

Marksist düşünce ve eylemin anıt isimlerinden Rosa Luxemburg, şimdi çizgilerin diliyle yeniden hayat buluyor. Soner Tuna, bir yandan Rosa’nın hayatını kendine has çizim tarzıyla resimlerken, bir yandan da onun yaşamından kesitleri ve düşüncelerinin yıllar içerisindeki gelişimini, akıcı bir dille özetliyor.

okumak için tıklayınız

Çizgilerle Madame Curie – Soner Tuna

20. yüzyılın ilk yarısında, bilimde ve siyasette, etkileri bugüne de uzanan büyük dönüşümler yaşandı. Bilim dünyasında, zorlu savaş koşullarında geliştirilen bu dönüşümlerin arkasında, özverili, disiplinli çalışmalar, bilime adanmış yaşamlar özel bir yer tuttu. Bu kitap, özveri dolu bu örnek yaşantılardan birinin, Madam Curie’nin öyküsü. Farklı bir öykü. Zira bu kitapta, Curie’nin yaşamı, diğer biyografi kitaplarından

okumak için tıklayınız