Yazar: cemalumit

Tolstoy’un zenginlere olan nefreti

23 Mart 1900’de kızı Tanya’da bir beyin apsesi çıktı, Moskova’da bir operasyon yapıldı. Cerrah von Stein yan odada bekleyen Lev Tolstoy’u bir göz atsın diye çağırdı. Tolstoy kalbi sıkışarak içeri girdi, beyaz önlüklülerin önünde solgun, kafatası açık, yüzü kan içinde yatan kızını gördüğünde bayılır gibi oldu. Buna sinirlenen Sonya’nın hastaneyi ayağa kaldıran çığlıkları arasında Tolstoy’u

okumak için tıklayınız

Adorno: “ümitsizliğin ölümü sürekli bir yaşama dönüşür”

Ümitsizlik Adorno ı969 yılında ölümünden kısa bir süre önce kendisiyle yapı­lan bir mülakatta “Grabbe’nin bir sözü var, diyor ki: ‘Çünkü sade­ce ümitsizlikten başka hiçbir şey bizi kurtaramaz.’ Bu kışkırtıcı, ama kesinlikle aptalca olmayan bir cümledir – İçinde yaşadığımız dünya­da ümitsiz, kötümser, negatif olduğunun söylenmesinde bir suçlama göremiyorum” demişti. (GS cilt 20. ı, s. 405)

okumak için tıklayınız

Batı Marksizmi (Lukacs) – A.Kadir Şahin

Marksizm, Marx’ın eserlerinden hareketle siyasal pratik ve kuramsal çalışmalar yoluyla Marx’ın felsefesini, kavramsal ve yöntemsel çerçevesini inceleyen yorumlayan, eleştiren ve güncel pratik tartışmalar odağına oturtmaya çalışan yaklaşımların tamamı olarak özetlenebilir. Batı marksizmi ise genel olarak Pary Anderson ‘un ‘Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler’ kitabında sözünü etttiği 19.yüzyıldan 20. Yüzyıla avrupa marksistlerinin kuramsal çalışmalarında ortaya çıkan düşüncelerdir.

okumak için tıklayınız

Paris’in Nabzı Metroda Atar – M.Şehmus Güzel

Yaklaşan yeni yıl vesilesiyle, ve geçmiş yıllarda da kimi kez yaptığım gibi, eş, dost, arkadaş, tanıdık, akraba ve düzenli yazı yayınladığım sitelerimizin okuyucularına yeni yıl armağanı olarak bir çalışmamı pdf biçiminde sunmak istiyorum. insanokur sitesine ve okuyucularına Paris’in Nabzı Metroda Atar başlıklı çalışmamın yakışacağını umarak ekte iletiyorum.

okumak için tıklayınız

Sokak öykücülüğünde yeni bir soluk: Tammura – Müslüm Kabadayı

“Öykü tadında” anlatılar, olay içinde okuru yaşatırken durumdan görev çıkartma sorumluluğunu da duyumsatır. Eğer edebiyat bu duyarlığı yaratamıyorsa, insan ve toplum şizofrenik bir çürümeye sürüklenmiş demektir. Tersinden ve daha politik dille söyleyecek olursak toplum şizofrenikleştirilmişse, edebiyat geri çekilmiş demektir.

okumak için tıklayınız

Che öldürüldüğünde çantasından hangi kitaplar çıktı? – Yiğit Günay

Türkiye’de kemalistlerin en sevdiği hikâyelerden biri, Che Guevara Bolivya’da öldüğünde çantasından Mustafa Kemal’in Nutuk kitabının çıktığı anlatısıdır. Oysa bunun gerçekle ilgisi yok. Artık kontrolden çıkan bir şehir efsanesi oldu, “Che öldüğünde çantasından Nutuk çıkmış” hikâyesi… Kim, nasıl, ne zaman çıkardı bu hikâyeyi tam olarak bilemiyoruz (görünüşe göre kaynak eski diplomat Bilal Şimşir’in anıları), ancak Mustafa

okumak için tıklayınız

“Ağıtların Endülüs’ünde” Kanlı Düğün – Cuma Kayabaşı

İspanyol yönetmen Carlos Saura‘nın “Flamenko Üçlemesi” filmlerinden ilki olan Bodos de Sangre (Kanlı Düğün) gerek eserin yazarı, gerek yönetmen, gerekse de filmin oyuncuları nezdinde Pablo Neruda’nın şahit olsaydı “İşte bahsettiğim, Yürekteki İspanya!” diyerek gururlanacağı bir başyapıt olmayı sonuna kadar hak eden bir film.

okumak için tıklayınız

Godot’yu Beklerken – Samuel Beckett (filmini izle)

Samuel Beckett (1906-1989), yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve aynı zamanda bir şairdi. 20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelenlerindendi. – Sanatçının 1949 yılında Fransızca olarak yazdığı ünlü eseri Godot’yu Beklerken, en çok bilinen eserlerindendir. Yönetmen Michael Lindsay-Hogg’un yönettiği (2001) Waiting for Godot, Absürd Tiyatronun emsalsiz örneğidir.

okumak için tıklayınız

Gramsci’den çocuğuna mektup: “kendi yolunda kararlı adımlarla yürüyüp yürümediğin konusundaki soruyu yanıtlayamadığını yazman beni çok üzdü”

Sevgili Giuliano, Düşüncelerinde bir gelişme var mı? Gönderdiğin mektubu çok sevdim. Yazış biçimin öncekinden daha durgun. Bu da artık büyümekte olan bir insan olduğunu gösteriyor. Beni en çok ilgilendiren şeyin ne olduğunu soruyorsun. Böyle bir şey olmadığını söylemeliyim, yani aynı anda birçok şeyle birden ilgiliyim.

okumak için tıklayınız

“Çürümeyi kimsenin taktığı yok aslında, çürümekten zevk alıyoruz” Emrah Serbes’ten 22 Alıntı

1 – “Çürümeyi kimsenin taktığı yok aslında, çürümekten zevk alıyoruz” “Çocukken bir arkadaşım vardı sadece ön dişlerini fırçalardı. Arka taraftaki dişler nasılsa fazla gözükmüyor diye.” O zamanlar garip geliyordu bu davranışı ama neden öyle yaptığını şimdi anlıyorum. Çürümeyi kimsenin taktığı yok aslında, çürümekten zevk alıyoruz. Yeter ki o çürükler görünür bir yerde olmasın.”

okumak için tıklayınız

Kitap İncelemesi: The Godfather Mitosu – Serdar Durdu

Dilimize çevrilmiş veya Türkçe yazılmış sinema kitaplarının azlığından veya yetersizliğinden yakınırız zaman zaman. Sinemada bazı alt başlıklara ve filmlere yönelik inceleme kitapları bulamayız. Özellikle de sinema tarihine damga vurmuş klasikler ve kült filmler üzerine… Bir film veya seriyi tüm yönleriyle okuyabilmek, derin bir analize girişmek ve sadece o film üzerine kapsamlı bir kitap çıkarmak cesaret

okumak için tıklayınız

Nedir aradığı? Bir yer, bir toprak parçası mı? Belki bir göçmendir o; yerinden, yurdundan uzak düşmüş.

Bozkırı aşan, ormana tırmanan şu uzun, upuzun yolu ilk önce kim açtı? İnsan, buraya ilk gelen insan. O gelmeden yol falan yoktu. Ondan sonra da şu, bu hayvan, bataklıktaki, fundalıklardaki belli belirsiz izden geçerek, onu daha derinleştirdi. Bundan sonra da yine bir Lapon yolun kokusunu aldı, rengeyiğini aramak üzere tarladan tarlaya giderken bu yoldan geçti.

okumak için tıklayınız

Diyarbakır Ölüleri – Nevzat Çelik (Seslendiren: Grup Merhaba)

DİYARBAKIR ÖLÜLERİ I dün gece muştularla yağıyordu havalandırmaya ilk karı martın dün gece yüreğimizde bıçaktı ölüm haberleri diyarbakır’ın asıldı ellerimiz ayasından kasap çengeli mi parmaklıklar daha kaç fırtınayla çarpışacak bu erkek dökümü alınlar II incedir bileklerimiz yaşamak ağrısıdır boynumuzdaki atılırız her çığlığa süngü de öyle bir keskin ki aynı saldırma değil mi göğsümüzde gizlimizi arayan

okumak için tıklayınız

Aslan Asker Şvayk – Yaroslav Haşek

Mizah ustası Yaroslav Haşek’in, Aslan Asker Şvayk adlı romanı I.Dünya savaşının hemen ardından yazmış ve savaşı, tüm acımasızlıkları ve saçmalıklarıyla yerden yere vuran bir yergi başyapıtıdır. Savaşa karşı absürd bir manifesto niteliği taşıyan, Yaroslav Haşek’in savaş çığırtkanlığını, militarizmi, devlet buyurganlığını gözünün yaşına bakmadan eleştirdiği kara mizah klasiği olan Aslan Asker Şvayk Celal Üster’in çevirisiyle ilk

okumak için tıklayınız

Türkiye, Güneydoğu’dan İç Savaş Görüntüleri Gelmiyormuş Gibi Yapabilmek İçin Alternatif Gündem Arayışlarını Sürdürüyor…

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde uzun süredir tüm hızıyla süren çatışmaların batıda da artık görmezden gelinemez bir hal almasıyla birlikte tedirginlik de büyüyor. Bölgedeki il ve ilçe merkezlerinden gelen iç savaş manzaralarını hiç görmemiş gibi yapmak için dikkatlerini başka konulara odaklamaya çalışan vatandaşların alternatif gündem arayışları ise tıkanma noktasında.

okumak için tıklayınız

“Saatin doğru gitmesi gerektir, ama hayat doğru gitmiş, gitmemiş, o başka mesele” – Anton Çehov (çeviren: Nazım Hikmet)

SAAT Yeryüzünde ne kadar çok, ne kadar çeşit çeşit saat vardır : Cep saati, kol saati, duvar saati, kule saati, dik duran saat, sallanan saat… Her sokakta bir saatçi dükkanı. Her meydanda bir saat. Herkesin cebinde, kolunda bir tik tak… Vakit, öyle önemli bir rol oynamaya başlamış ki hayatımızda, saatiniz bir çeyrek geç kalsa, bir

okumak için tıklayınız

Karamazov Kardeşler, Dostoyevski külliyatının büyük finali

Karamazov Kardeşler Dostoyevski, 1856’da bir arkadaşına yazdığı mektupta, “Gençken insanın üzerine fikirler adeta yağıyor, ne var ki bunları hemen kapmak ve söze dökmek hata olur. İnsanın sentezi beklemesi, düşünmesi ve bir fikri meydana getiren her bir ayrıntının bir bütünü oluşturacağı günü beklemesi gerekir” der. Dostoyevski, eserleriyle ilgili olarak, muhteşem bir fikri sık sık gerektiği gibi

okumak için tıklayınız

Kısa bir Kafka profili

Franz Kafka çok çelimsiz biriydi. Öyle çelimsizdi ki hayatı boyunca kendisinden daha zayıf biriyle karşılaşmadı. Dışarıdan bakıldığında yaşamı da pek renkli sayılmazdı. Franz Kafka 3 Temmuz 1883 günü tüccarlık yapan Hermann Kafka ile kızlık soyadı Löwy olan Bayan Julie Kafka’nın ilk çocuğu olarak Prag’da dünyaya geldi. Kafka Berlin’in dışında Münih, Zürih, Paris, Milano, Viyana, Budapeşte,

okumak için tıklayınız