Yazar: cemalumit

iğdiş bir umutla sahici kılınan bir yalan oldu hayatımız – Metin Altıok

30.7.1986 BİNGÖL Sevgili kızım; İşte sana binbir suratımdan ikisi daha… Seninle epeydir yazışamadık. Bilirsin ben mektup yazmayı pek sevmem. Ama yazışmamamızın asıl nedeni içimdeki sensizliği mektupla gideremeyeceğimi bilmiş olmam. Benim özlemimi ancak sana sarılmak, şöyle dolu dolu kucaklamak giderir. Bu da ne yazık ki şimdiye kadar çok az nasip oldu bana. Bunun da sebebi içinde

okumak için tıklayınız

“Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”

Başlık, Alman yazar Eric Maria Remarque’ın 1929 yılında yayınlanan ve 1933 de Naziler tarafından yakılan kitabının adı. O başlık, ilerleyen dönemde şeylerin, olayların ve süreçlerin sürekliliğini ima eden bir deyim haline geldi. Afrika’dan Avrupa’ya geçmeye çalışırken, Akdeniz’de boğulup ölen yoksullarla ilgili haberler ve görüntüler, bana o romanı hatırlattı. Nitekim sadece geçtiğimiz hafta içinde 1100 göçmenin

okumak için tıklayınız

Perspektifi ve paradigmayı değiştirme zamanı – Fikret Başkaya

İnsanlığın yüz yüze geldiği sorunların kaynağında, Karl Polanyi’ nin “Büyük Dönüşüm” (1) dediği yatıyor. Başka türlü söylersek, Marx’ın tahlilini yaptığı ve ipliğini pazara çıkardığı kapitalist üretim tarzı yatıyor. Şimdilerde burjuva uygarlığı insanlığı ve uygarlığı yeni bir eşiğe taşımış bulunuyor. Ortaya çıkan bu durum artık sürdürülebilir değil. Tüm emareler ve göstergeler tam bir sürdürülemezlik tablosunun ortaya

okumak için tıklayınız

Dilsizler konuşacak ve sağırlar işitecekler – Florence Nightingale

Dünyanın en ünlü hemşiresi Florence Nıghtingale. çok sevdiği bu ülkeye hiç seyahat edememiş olsa da, doksan yıllık ömrünün büyük bir kısmım Hindistan’a adadı. Florence hasta bir hemşireydi. Kırım Savaşı’nda tedavisi mümkün olmayan bir hastalık kapmıştı. Ancak Londra’daki odasından Britanya kamuoyuna Hindistan gerçekliğini anlatmak isteyen sonsuz sayıda makale ve mektup kaleme aldı:

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Suç ve Ceza’ya, Hamlet’e ve gerçeğe ilişkin görüşü

Kafka bir gün çantamdaki kitaplar arasında polisiye bir roman görerek dedi ki: «Böyle bir şey okuduğunuz için utanıp sıkılmanıza gerek yok. Nihayet Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı da doğrusu polisiye bir romandan başka şey değil. Ya Shakespeare’iıı Hamlet’i? Bir dedektif yapıtı. Olayın orta noktasında bir giz vardır, yavaş yavaş aralanır üzerindeki örtü. Gel gelelim, gerçek’in kendisinden

okumak için tıklayınız

Tanıl Bora: Linç cihazının idmanlı tutulmasına Uygur Türkleri vesile oldu

‘Türkiye’nin Linç Rejimi’ kitabının yazarı Tanıl Bora’yla, Çinlilere karşı yükselen bu yeni nefretin altında yatanları ve Türk milliyetçiliğinin linç rejiminden beslenen damarlarını konuştuk. Çinlilere yönelik, bazıları Turancı Hareket Birliği gibi adı sanı belli, bazıları anonim kalan bu saldırılar, Türkiye’nin linç rejimi haritasında nerede duruyor? Hangi saiklerle harekete geçiyor?

okumak için tıklayınız

Dördüncü maymun değil üç maymun – Metin Altıok

Hani şu üç maymun vardır, çoğunuz bilirsiniz, Doğulu kayıtsızlığının ve vurdumduymazlığının mistik anlamdaki simgesi olarak yan yana dururlar, birbirlerine bitişik. Biri gözlerini kapatmıştır elleriyle, her ne ise işte onu görmemek için. Çünkü görmek sorumluluktur ne de olsa. Edilgen bir katılımdır olup bitene ve başa bela bir tanıklıktır sonuç olarak. Bundan karmak isteyen birinci maymun kurtuluşu

okumak için tıklayınız

Aylak Adam’ın nihilizme uzayan arayışı – Berivan Kaya

Kuşatılmış olmak, yalnızlık, her şeyden herkesten sıkıntı duymak, kalabalıklardan kaçmak, insanlardan kaçmak… Aylak Adam’ın başkişisi C, böyle biri. Sıkıntısının nedeni yabancılık. O, “farkında” ve yabancı biri. Toplumun tüm kalıplaşmış davranışlarına karşı yabancı, sıkıntılı, hatta tiksintili. Öyle ki sıkıntı kitabın başından sonuna C ile özdeşleşiyor. Kitabın ikinci cümlesi şöyle: ” …İçimdeki sıkıntı eridi. (Bu sıkıntı garsonun yüzündendi.

okumak için tıklayınız

Edebiyat klasikleri çevirilerinde şaşırtan sonuçlar

Madam Bovary’nin 38 çevirisinden sadece 5’i özgün çıktı. Robinson Crusoe ile Savaş ve Barış romanlarında da çok sayıda intihal var, Edebiyat klasikleri çevirilerinde ‘intihal’ riski dikkat çekiyor. TÜBİTAK projesi olarak İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Mütercim Tercümanlık Bölümü tarafından gerçekleştirilen Çeviride İntihal Projesi kapsamında yapılan çalışmada, Robinson Crusoe, Madam Bovary ile Savaş ve Barış kitaplarının tüm

okumak için tıklayınız

David Cirici’nin kaleme kaleme aldığı “Neredesin Janinka” raflardaki yerini aldı

David Cirici’nin kaleme kaleme aldığı, Final Kültür Sanat Yayınları ile minik okurlara ulaşan “Neredesin Janinka” raflardaki yerini aldı Bu kitap, insanların başlattığı korkunç bir savaşın ortasında altüst olan hayatını yeniden kurmak için yılmadan mücadele eden Yosun adında sevimli ve akıllı bir köpeğin öyküsüdür… Nedenini hiçbir zaman anlayamadığı, adına “savaş” denen bu felaket sırasında Yosun’un yaşadığı

okumak için tıklayınız

Grazia Ciavatta’nın kaleme aldığı “Damdaki Kedi” raflardaki yerini aldı.

Grazia Ciavatta’nın kaleme aldığı, Final Kültür Sanat Yayınları ile minik okurlara ulaşan “Damdaki Kedi” raflardaki yerini aldı. Küçük bir kedinin arkadaşlığını ele alan kitapta, hayvanlarla da dost olunabileceği ve herkesin kendi yaşam alanı içerisinde mutlu olacağı anlatılıyor.

okumak için tıklayınız

“Neden bu kadar çok acı var şiirlerinde?” diye soruyorlar bana – Metin Altıok

Bir yanım göçük altında kalmış, çürüyor. Bir yanım son umuduyla 900’lü telefonlara sarılıyor. Bir yanım dağ başlarında kurşunlanmış yatıyor. Bir yanım çaresiz kendini satıyor. Bir yaram canına kıymanın uygun yollarını arıyor. Bîr yanım avuç açmış dileniyor sokaklarda. Bir yanım seccadenin üstünde beş vakit namaz kılıp Tanrı’ya yakarıyor. Bir yanım şifa bekliyor hastane kapılarında. Bir yanım

okumak için tıklayınız

Fil beklemeyin serçecik olun – Metin Altıok

Fil Beklemek Serçe kuşu yağmurlu bir günde, şimşekler çakıp gök olanca hızıyla gümbürderken, yere sırtüstü yatmış, havaya kaldırdığı incecik ayaklarıyla boşluğu dövermiş. Bu tuhaf durumu görenlerin “Neden böyle yapıyorsun?” sorusuna, “Bunca mahlûkat var yeryüzünde, gök yıkılıp üstümüze düşerse hepsi telef olacaklar. Ben de göğü tutmak için kaldırdım ayaklarımı” cevabını vermiş. Sonra içtenlikle, “Kaldırdım kaldırmasına, ama

okumak için tıklayınız

Ey Tebrizli Şems, yüzünü gördüğümden beri dinim aşktır – Mevlana

Yakın bir dosta ve düşünce arkadaşına sahip olmanın mutluluğundan sonra yeniden yalnız kalmak, Celâleddin için ölümden beterdi. Aklı bu ayrılığın düşüncesine bile karşı çıkıyordu. Tadına doyamadığım ömür gibi gidiyorsun ama bizi unutma İnadımıza ayrılık atma eyer vurdun ama, bizi unutma Gökkubbe altında ne dostlar bulursun sen ama

okumak için tıklayınız

“Hiçbir işe yaramaz ve haddini bilmez yazar bozuntusuyum.” Montaigne

Düşünceler, Montaigne’in kafasında birbirini izlemektedir; Montaigne, onları kendini hiçbir yükün altına sokmaksızın kâğıda döker; çünkü Montaigne Şatosu’nun efendisi, bu küçük denemeleri bastırmayı aklının ucundan bile geçirmemektedir. “Düşüncelerimi böyle kumaştan kesilme, belli bir plan ya da niyet olmaksızın bir araya getirilmiş desenler gibi ortalığa saçıverdiğimde, ne onları savunma ne de onlara bağlı kalma yükümlülüğü altına giriyorum.

okumak için tıklayınız

Bir Deneyim – Zafer Köse

Dağların arkası Varna Ovası. Karadeniz kıyısında on binlerce Osmanlı askeri tepelere yaklaşıyor. Yıl 1444. Ordunun başında Murat Han. Osmanlı’nın durumu epeyce karışık. 12 yaşındaki Mehmet, Edirne’de hünkar tahtında oturuyor. Murat Han, tahtı oğluna bırakmış ama bu savaşta komutayı kimseye bırakmıyor. Bırakamıyor. Varna Ovası’nda, Osmanlı’yı defalarca zor durumda bırakmış Hünyadi, onun topladığı haçlı ordusu, atlıların, okçuların

okumak için tıklayınız

Hasret Gültekin’in oğlu Roni: Onunla gurur duyuyorum

Madımak Oteli katliamının bugün 22’nci yılı… Tam 35 canın diri diri yakılarak öldürüldüğü Madımak’ta yitip giden canlardan biri de halk ozanı Hasret Gültekin’di. Geride gözü yaşlı bir eş ile ‘hiç görmediği’ bir oğul bıraktı; Roni’yi. Babasının ölümünden sadece birkaç ay sonra dünyaya gelen Roni, şimdi 22 yaşında, tam da babasının öldüğü yaşta, bir hukuk öğrencisi.

okumak için tıklayınız

Örgütlü Edebiyat: Okur Grupları – Elif Şahin Hamidi

Okumak da yazmak gibi daha ziyade bireysel bir eylem. Ancak son zamanlarda giderek sayıları artan okur grupları/okuma grupları ya da kitap kulüpleri toplu halde de okuma yapılabileceğini, edebiyatla hemhal olunabileceğini gösteriyor. Belki çoğu birbirini hiç tanımayan birtakım insanlar bir araya geliyor, aynı anda kitaplar okuyor, şehir şehir örgütleniyor… Üstelik yazarları imzalara-söyleşilere çağırıyorlar ve o söyleşilere,

okumak için tıklayınız