Yazar: cemalumit

Samuel Beckett’in sinema tasarısı: 1965’ten bir sessiz film

Godot?yu Beklerken adlı oyunu ve çok özel romanlarıyla tanınan İrlandalı yazar Samuel Beckett, edebiyat hayatı boyunca bir kez de senaristliği denedi. 1963?te Grove Press, Samuel Beckett?tan Film adındaki bir film için senaryo yazmasını istedi ve Beckett da senaryonun ilk taslağını dört gün içinde hazırlayıp teslim etti; sonrasında da başka bir taslak daha tamamlayıp yeniden gönderdi.

okumak için tıklayınız

Ecco il mare, maria – Onur Köybaşı

Gözlerimi kapatıp bir deniz hayal ediyorum; ucu bucağı olmayan… Bana huzur veren, denizin ucu bucağı olmaması değil aralıklarla kulağıma gelen dalga sesleri… İşte tam da burda başlıyor hissettiklerim. Ferit Edgü?nün kısa ve çok çok kısa öykülerinin yer aldığı ?İşte deniz,Maria?sındaki gibi. Büyüklüğü yahut kapladığı alan değil ;dalga sesi kısalığında gidip gelen ve etkileyici kelimelerinin kulağıma

okumak için tıklayınız

Ertele!

Dur bakalım, dedim kendi kendime, dur bakalım, bekle. Bu sanatta bir derecen var mı? Anla. Sen neyi ne kadar, ne denli ve nasıl ve dahi hangi gerekçeyle ertelerken sanat yapabilirsin? Sonra da takdir edersin kendini, başkaları da alkışlar, över, sevgisini ve hayranlığını iletir. Öyle mi? Önce vapurlardan başlasam. En yakın vapura binmeyi ertelesem! Peki ne

okumak için tıklayınız

Julio F. Cortazar yüz yaşında!

26 Ağustos 1914?te doğan Julio Florencio Cortazar, 70?li yıllarda gerçekleşen ?Latin Amerika Boom?u, (patlaması) içerisindeki en önemli isimlerden biridir. Latin Amerika edebiyatının altın çağı kabul edilen bu dönemde pek çok genç yazarı etkiler. Büyülü gerçekçilik olarak adlandırılan edebi yönelişe dair başarılı ürünler verir. Pablo Neruda, onun için “Cortazar okumamış insan kader kurbanıdır. Eserlerini okumamak korkunç

okumak için tıklayınız

Köstebeğin yeni rotası

Gamze Yücesan-Özdemir?in ?çağrı merkezleri? üzerine yaptığı çalışma önemli bir boşluğu dolduruyor. Köstebek, devrimci hareketlerin en ünlü metaforudur. Köstebek, yıllarca görünmeden yer altında ilerler ve bir gün mutlaka toprağın üzerine çıkar. Devrimci hareketler de, yıllarca için için kurar kendini, yeraltında ilerler, bağlantıları kurar ve bir gün mutlaka egemenleri sarsacak şekilde sahneye çıkar. Yönetici sınıf, köstebeği yani

okumak için tıklayınız

Tekinsiz ormanlarda dolaşan bir anlatıcı Hande Koçak ile söyleşi

Hande Koçak ile Yapı Kredi Yayınlarından çıkan, ?Uyanmadan Önce Gezegen? kitabı hakkında konuştuk. Koçak, yazarken de rüya gördüğünü söylüyor, uyanmadan önce gezegene bakıp, kendisini ormana çağıran Estés gibi ormanın yolunu tutuyor ama asla yalnız değildir zira şöyle demektedir: ?Kafka?ya giderken Scherzenschloss?u, Dostoyevski?ye giderken bir yaratığı, Blanchot?ya giderken Anne?ı, Bernhard?a giderken ise Nietzsche?yi alıyorum yanıma?. ?Anlatıcı

okumak için tıklayınız

Anadolu Erenlerinden Abdullah Özkucur – Celal İlhan

Özkucur Öğretmeni yakından tanımadan önce birkaç öğrencisiyle karşılaşmıştım. Ağızbirliği etmişçesine; O?nun, Anadolu Gandi?si, bir adanmış kişi olduğunda birleşiyorlar; günün her saati göreve hazır, elleri çalışmaya, kolları kucaklamaya, gözleri gerçeğe, gönlü sevgiye açık bir ermiş kişi olduğunu söylüyorlardı. Öyle bir insanla tanışmayı kim istemez?

okumak için tıklayınız

Kalbiyle gören adam: Borges – Öznur Özkaya

Tıpkı Cemil Meriç veya Aşık Veysel gibi kalbiyle gördüğüne inandığım bilge adam Jorge Luis Borges 115 yaşında. Kimi zaman politik hatalarından dem vurduk, kimi zaman şiirlerine hayran olduk. Yazılarıyla uzun uzun düşünüp, aklımızı havalandırıp yerine geri koyduk. Yazdıkları ve okuyup yorumladıklarıyla dünya edebiyatına bunca katkı sağlayan Borges?in Arjantin edebiyatı, kültürü ve sanatıyla beslenen düz yazılarında

okumak için tıklayınız

Samir Amin ile söyleşi “Daha büyük Gezi’lere hazır olun”

Türk Sosyal Bilimler Derneği ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi geçen hafta Ortadoğu Çalışmaları Dünya Kongresi?ne ev sahipliği yaptı. Beş gün içinde 400 panele ev sahipliği yapan kongrenin onur konuğu, Üçüncü Dünya Forumu Direktörü, Mısır asıllı Marksist düşünür Samir Amin?di. Türk Sosyal Bilimler Derneği Başkanı Doç. Dr. Galip Yalman?ın yardımıyla kendisi ile görüşme fırsatı yakaladık. Bölgedeki gelişmeleri

okumak için tıklayınız

Gerçeğin peşinde bir yaşam – A.Kadir Şahin

Gerçek bir şairin eseri çağının hareketli, canlı, doğrulardan ses veren bir resmiyse eğer, onun kadar da, şairin yine öylesine canlı, öylesine geniş kapsamlı bir kendi portresidir.” (1) Yevtuşenko 18 Temmuz 1923 yılında kendi deyimiyle, köy ağasının evine “kırmızı horoz” koyan bir dedenin torunu olarak Sibirya’da doğar. Ondandır der ne zaman toprak ağası suratlı biriyle karşılaşsam

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin idamdan kurtuluşunun yansımaları… Ümit Yıldırım

“Nerede okumuştum, hani bir idam mahkûmu ölümünden biraz önce şöyle söylemiş ya da düşünmüştü: ‘Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza

okumak için tıklayınız

Edebi eserler ve televizyon dizileri – Sadık Güvenç

Edebi eserler sinemaya kaynaklık eder. Ölümsüz eserler, geniş kitlelere ulaşmak için bir yol daha bulmuş olur. Okuma oranının düşüklüğü, geniş kitlelerin televizyon (dizi) bağımlısı olduğu düşünüldüğünde yöntem olarak doğrudur edebi eserlerden dizi yapılması. Bir genç kızımızın aynı adlı kitabı kitapçı vitrininde gördüğünde ?anneciğim, uyanıklar dizinin kitabını çıkartmışlar,? diyecek kadar ilgi çekmesi de ayrıca dikkate değer.

okumak için tıklayınız

Koji Yamamura’ dan Franz Kafka ‘nın Köy Hekimi öyküsünün kısa filmi

Japon yönetmen Koji Yamamura’nın 2007 Ottowa Uluslararası Animasyon Festivali’nden Büyük Ödül ile dönen ve gösterime girdiği birçok festivalde de ödül alan 21 dakikalık animasyonudur. Franz Kafka’nın “Ein Landarzt” adlı kısa öyküsünden esinlenilmiştir. Bir kasabada gözden ırak ve yoksul bir yaşam süren doktorun içinde bulunduğu çaresizlik, karlı ve soğuk bir gecede başına gelen uğursuzluklarla ve bir

okumak için tıklayınız

Nar?ın siyah beyaz hikâyesi

Böyle anlayışlı, kendi kendine yetebilen ve olağanüstü dünyalar kurabilen bir çocuk karakteri kim sevmez ki… Üstelik dünyadaki her şeyin siyah beyaz olmasını isteyen ilginç biri Nar. Bu hafta Çikolata ile konuğumuz Nazlı Deniz Güler?in yazdığı Seda Mit?in resimlediği Nar ve Elma Kurdu isimli kitap. İletişim Yayınları?nın bastığı bu kitap, Güler?in yayımlanan ilk çocuk kitabı. Çikolata

okumak için tıklayınız

Masallara bir de bu gözle bakın!

Italo Calvino?nun ülkesinin masallarını derlemesi azımsanacak bir iş değil tabii ki. Ama okuduğumuz bu masallar da, edebiyatın içinde savaş söylemini körüklüyor, barıştan uzaklaşan toplumlara dönüşümü kolaylaştırıyorlar. Yengeç Prens, Yapı Kredi Yayınları?ndan çıkan, Italo Calvino?nun derlediği, İtalyan masallarının yer aldığı bu haftaki konuk kitabımızın adı. Çikolata ve benim İtalyan çocuk edebiyatı yazınına ve çizimlerine düşkün oluşumuz

okumak için tıklayınız

Hoşça kal, büyük şair Semih El-Kasım…

Hoşça kal, büyük Filistinli, devrimci, direnşçi şair: Semih El-Kasım. Aramızdan fiziki olarak ayrıldın ama Filistin için yazdığın direniş şiirlerin yaşıyor, halklaşıyor… Şiirlerin, şu anda, Gazze’de mukaveme oluyor. Şiirlerin, Mahmud Derviş ile bütünleşiyor: Kurtuluşa kadar direniş ve direniş oluyor. 75 yaşında, kansere yenik düşmeden önce yazdıkların daha da anlam kazanıyor: “ukavumu, ukavumu, ukavumu / direnin, direnin

okumak için tıklayınız

Bana esmeyi anlat, esip geçmeyi anlat? – Dağhan Dönmez

Akşamın kızıllığı, basit bir sıyrık gibi göğü kanatıyor. Usulca yapıyor bu işi, sinsice. Kulağıma anlamını bilmediğim, başka bir dilin kelimeleriyle yüklü ezgiler çalınıyor. Hafif, uçarcasına bir müzik? Parmaklarım tuşlara dokunuyor, bir kadına dokunur gibi. Zihnimden akan görünmez harfleri, toparlamaya; hale yola koymaya çabalıyorum. ?Edebiyat parçalıyorum? belki de? Bilerek yapıyorum bunu. Zira lafı getirmek istediğim yer,

okumak için tıklayınız

Nobel’i reddeden yazar Jean-Paul Sartre

“Resmi payeleri hep reddettim. Legion d?Honneur?ü de kabul etmemiştim. Fransız akademisine de girmedim. Yazar kendisinin bir kuruma dönüştürülmesini reddetmelidir. Bu onur verici bir paye dahi olsa, bunlar kişisel nedenlerim. Bir de bu ödülü verenlerin konumundan dolayı, kabul edemem. (…) benim gibi yaşlı bir devrimciye böyle bir ödül vermek, kapitalizmin intikam alma girişiminden başka birşey değildir.”

okumak için tıklayınız

Özer Alptekin?in şiir verimi, şiirsellikte aşkına açılan ve poetik arınmalar üzerine notlar – Mert Sarı

Günübirlik dil, bizi verili olana, kurulu düzene, koşullandırıcı bir dil pratiğidir. Günübirlik dil Frenklerin ? konvenjenz ? dedikleri uzlaşımların, pazarlıklarındilidir. Kurulu yapının maddesel gerçekliğinden ve gereklerinden doğan bu dil pratiği yine bizi kurulu yapının sosyal normlarına, basmakalıp değer yargılarına koşullandır. Böylesine işlenmemiş, eleştirilmemiş, arıtılmamış bir dil edimi bizlerin bilinç ufkunu sınırlandırır, anlatım olanaklarını baskılar. Kırsal

okumak için tıklayınız

?İnsan, artık gölgesi yoksa, üstünden nasıl atlar?? Ahmet Cemal

Tuhaf bir soru. Bana ait değil. Zamanımızın en önemli filozoflarından Jean Baudrillard?ın ?Cool Anılar? kitabının başından bir alıntı. Baudrillard, gelmiş geçmiş en başına buyruk ya da bağımsız düşünebilen filozoflardan. Şimdi bu satırları okuyanlar arasından belki şöyle soranlar çıkabilir : ?İyi de, filozof ise eğer, zaten doğal olarak bağımsız düşünmesi gerekmiyor mu? Bağımsız düşünebilmek, filozofun olmazsa

okumak için tıklayınız