Bert Hellinger (1925–2019): Sistemik Aile Dizimi’nin Kurucusu

Bert Hellinger, 20. yüzyılın son çeyreğinde psikoterapi dünyasına damgasını vuran, alışılmış terapi yaklaşımlarının ötesine geçen Alman bir terapisttir. Özellikle 1970’li yıllardan itibaren geliştirdiği Sistemik Aile Dizimi (Family Constellation) yöntemi, psikoterapötik alanlarda büyük ilgi görmüş ve zamanla dünya çapında uygulayıcılar ve danışanlar arasında yaygınlaşmıştır. Bu yöntem, yalnızca bireysel sorunları değil, aynı zamanda kuşaklar arası travmaları ve aile sistemlerindeki görünmeyen bağları da hedef alan özgün bir terapötik bakış açısı sunar.

Sistemik Aile Dizimi: Görünmeyen Bağların Gözle Görünür Kılınması

Hellinger’in yaklaşımı, bireyin psikolojik sıkıntılarını yalnızca kişisel yaşantılarıyla değil, ait olduğu sistemin, yani ailesinin geçmişiyle birlikte ele alır. Bu sistemde, kişinin bilincinin ötesinde işleyen bir aile ruhu ya da ortak bilinçaltı bulunur. Jung’un kolektif bilinçdışı kavramına yakın bir biçimde, Hellinger de bireylerin atalarından miras aldıkları “görünmeyen sadakatler” taşıdıklarını ileri sürer. Bu sadakatler bazen bireyin yaşamında tekrarlayan travmalar, hastalıklar, başarısızlıklar veya ilişkisel kopukluklar şeklinde tezahür edebilir.

Dizim Alanı: Şimdiki Zamanda Geçmişin Dilsiz Tanıkları

Aile dizimi çalışmaları genellikle bir grup ortamında gerçekleşir. Danışanın sorununu temsil eden kişiler (temsilciler) seçilir ve “dizim alanında” yerleştirilir. Bu kişiler, danışanın aile üyelerini sembolize eder ve sezgisel yollarla duygusal ve bedensel tepkiler vererek o sistemin dinamiklerini açığa çıkarır. Bu süreç, geçmişte bastırılmış acıların, dışlanmış bireylerin, unutulmuş travmaların veya sistemdeki dengesizliklerin görünür kılınmasına olanak tanır. Hellinger’e göre, sevgi ancak düzen içinde akabilir; düzen bozulduğunda sistem acı üretir.

Eleştiriler ve Tartışmalar

Hellinger’in yaklaşımı büyük ilgi uyandırmakla birlikte, bilimsel psikoterapi çevrelerinde eleştirilere de maruz kalmıştır. Bazı uzmanlar yöntemin bilimsel temellere dayanmamasını ve sezgisel yönünün fazlalığını eleştirirken; bazıları da uygulamalarda trans ve spiritüel ögelerin yoğun olmasının etik sınırları zorlayabileceğini savunmuştur. Ancak bu eleştiriler, yöntemin özellikle travmaların kuşaklar arası aktarımına dair farkındalık yaratmadaki katkısını gölgeleyememiştir.

Jungiyen Perspektiften Bakış: Kolektifin Gölgeleriyle Yüzleşmek

Hellinger’in aile sistemine dair yaklaşımı, Jung’un kolektif bilinçdışı, gölge arketipi ve bireyleşme süreciyle örtüşen pek çok unsur taşır. Jung’un “ata ruhları” veya “psişik miras” kavramı, Hellinger’in ailede dışlanmış ya da unutulmuş bireylerin sistemden intikam aldığı fikriyle paralel düşünülür. Aile dizimi, bireyin kendi kaderi sandığı yüklerin aslında başkasına ait olduğunu fark ettirmesi bakımından, Jung’un persona, gölge ve kendilik kavramlarına yaklaşan bir iç görü alanı açar.

Sonsöz: “Sistem Bizden Büyük”

Hellinger’in terapi yaklaşımı, sadece bireysel iyileşmeye değil, toplumsal bağlara, ait olmaya, geçmişle barışmaya ve “düzenin” tekrar kurulmasına yöneliktir. “Sistem bizden büyüktür” der Hellinger, ve bireyin kendi öz benliğine ulaşması için önce ait olduğu yerle, yani ailesiyle barışması gerektiğini savunur.