Kategori: İnceleme

“Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevski’yi sayarsak, Tutunamayanlar’ı okuyanlar için şaşırtıcı olmaz her halde” Oğuz Atay

“Amerikalı, Avrupalı, kendi dışındaki kültürleri sadece inceler; bizim samimiyetimiz ve sıcaklığımızla benimsemez… Dostoyevski’ye Tolstoy’a yaklaştığımız gibi yaklaşamaz. Biz Steinbeck’in pamuk ve şeftali toplayan işçileriyle birlikte acı çekeriz, Hamlet’in meselesine katılırız.” Oğuz Atay Dostoyevski’nin Oğuz Atay’ın kurmaca dünyası üzerinde derin bir etkisi olduğu, yapıtlarında yer alan açık ve örtülü göndermeler sayesinde açıkça biliniyor. “Sevdiğim yazarların başında

okumak için tıklayınız

Osmanlı İstanbulu’nda Asayiş 1879 – 1909 – Noémi Lévy-Aksu

Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olarak İstanbul, kalabalık nüfusunu meydana getiren etnik ve dinî çeşitlilik nedeniyle, asayişi özel ilgi gerektiren bir şehir olagelmiştir. Kamu düzenini sağlamak kadar, sarayı korumak da zor ve çetrefil bir meseledir. Bu zor görevin ifasında, Tanzimat’la birlikte ortadan kalkan yeniçeriler bir yana, resmî alanda bekçilerden polislere, sivil alanda hamallardan kabadayılara, çok çeşitli birimler

okumak için tıklayınız

Yaratıcı İnsan, Henri Laborit. İnsanın temel niteliği düşgücüdür.

Henri Laborit Yaratıcı İnsan’da (L’homme imaginant), bizi öbür canlılardan, yakın akrabamız maymunlardan bile ayıran temel niteliğimize parmak basıyor: düşgücü, imgelem. İnsan, beyninin özellikle alın yöresinde toplanan hücre ve dizgelerin sağladığı olanaklarla, var olana bakıp yeni yapılar, yeni örgülenmeler düşleyebilen ve düşlediklerini gerçekleştirebilen bir varlık. Ne var ki, insanoğlu elini kolunu bağlayan dirimsel (biyolojik) gerekirlilikleri tanıyarak,

okumak için tıklayınız

Abidin Yağmur’da Sıcak, İşşizlik ve Yalnızlık! – Adil Okay

“Deve bayıltan sıcakları” şeklinde bir sıcaklık tanımı var mıdır?  O sabah evden çıktığımda, insanı ikinci adımda terleten, beşinci adımında bunaltan sıcağı böyle tanımladım. Hatta tanımlamakla kalmadım, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne bu tanımın kullanılması ricasını ileteceğim mektubu kafamda tasarladım. (…) Kendi kendime güldüm” (Ket, S. 41) Başlıktaki “Sıcak” sözcüğünü iki anlamda kullanıyorum. Birincisi eğretileme, diğeri sözlük anlamı.

okumak için tıklayınız

İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu – Friedrich Engels

BÜYÜK BİRİTANYA’NIN EMEKÇİ SINIFLARINA EMEKÇİLER! Durumunuzu, çektiğiniz acıları, giriştiğiniz savaşımları, umutlarınızı ve beklentilerinizi Alman ülkedaşlarımın önüne koymaya gayret ettiğim bu çalışmayı size adıyorum. Aranızda, koşullarınız hakkında bir şeyler öğrenecek kadar uzunca bir süre yaşadım; koşulları öğrenmek için çok ciddi bir çaba harcadım; elime geçirebildiğim resmi ve gayrı-resmi çeşitli belgeleri inceledim ?bunlarla yetinmedim; konuma ilişkin soyut

okumak için tıklayınız

Sorgulanan Aşklar, Sorgulanan Hayatlar – Sadık Güvenç

“Kanadı Güvercin” bende bir sürü çağrışım yapan bir kitap adı. Romanı okuyunca bana hak verecek okuyucu. “Güvercin meraklısı, iki aşkı taşımaya çabalayan ancak ikisini de eline yüzüne bulaştıran bir karakter Masum. Yani kanadını kırıyor, kanadı kırılıyor. Kanıyor, kanatıyor.” diyor yazarı. Sahibi Aynı Kuyular adlı öykü kitabından sonra bu ilk romanı ile okuyucusu ile buluşuyor Kenan

okumak için tıklayınız

Georges Perec’den Sınırları Zorlayan 10 Kitap

Georges Perec kimdir? Kendileri fransız sosyolog, edebiyatçı, yeri geldi mi yönetmen ve belgeselci. Amacı edebiyatın sınırlarını genişletmek olan meşhur “oulipo” akımının da öncülerindendir. Kayboluş Perec, fransızcada en çok kullanılan harf olan e’yi bir kez dahi kullanmadan yazmıştır bu kitabı. (Cemal Yardımcı da türkçeye hiç e harfi kullanmadan çevirmiştir, helal olsun vallahi.) II.Dünya Savaşında babasını ve

okumak için tıklayınız

James Joyce’un Ulysses’i, bitirmesi en zor roman mıdır? Yazarlar yanıtlıyor.

İrlandalı yazar James Joyce 20. yüzyılın en nüfuzlu yazarlarında biri olarak kabul ediliyor. Joyce’un en ünlü eseri ise Ulysses de birçok “en iyi romanlar” listesinde başlarda yer alıyor. Türkçeye iki yayınevi tarafından çevrilen Ulysses, 800 sayfalık kalınlığı ile ilk bakışta bile okurları korkutmaya yetiyor. Ancak birçoklarına göre en zor kısmı kitabı bitirmek. Umberto Eco, Ulysses’i

okumak için tıklayınız

Ahmet Altan: Ben Tolstoy’u tercih edenlerdenim.

Ben Tolstoy’u tercih edenlerdenim. Tolstoy’un anlatımı bana, daha ‘hayatı kucaklayıcı’ gelir. Tolstoy’un elleri o kadar iridir ki, hayat onun içinden akıyor gibi gözükür bana. Ayrıca Tolstoy’un yazı kuvvetinin de Dostoyevski’den daha fazla olduğunu düşünüyorum. Dostoyevski’nin yazı gücü çok fazla değil, ama ‘deliliğin sınırını geçip deliler dünyasına, aklın kara yanlarına gidip onları anlatan bir haberci’ gibi

okumak için tıklayınız

Satın alıp da okumadığımız kitapların üzerimizdeki etkisi

‘’Okuması mümkün olmadığında bile, edinilmiş kitapların varlığının, bir kişiye okuyabileceğinden çok fazla kitap aldıran bir keyif üretmesi, ruhun sonsuzluk arayışından başka bir şey değil. Kitapları okumasak bile el üstünde tutarız. Çünkü sadece varlıkları bile konfor verir, içlerindekine erişim kolaylılığı bir tatmin yaşatır.’’  – A. Edward Newton – İyi bir kitap okuru olmak bir yönüyle, aslında, bağlama

okumak için tıklayınız

Bir Ülkeye Ağıt: Annus Horribilis – Ragıp Zarakolu

“Annus Horribilis”, yani “Dehşet Yılı”… Türk basınının duayenlerinden ve en onurlu seslerinden biri olan Doğan Özgüden, 1993 yılını böyle nitelendirmişti… Gerçekten de 1993 yılı, yaşanan son derece dramatik olaylar ile tam bir “dehşet yılı” olmuştu. Elinizdeki “Günlük” o yılda yaşananlardan kesitler sunuyor ve bugün haklı çıkan öngörülerde bulunuyor. (Arka Kapak) Kitabın Künyesi Bir Ülkeye Ağıt:

okumak için tıklayınız

İvan İlyiç’in Ölümü Üzerine Bir Deneme – Övünç Demiray

“Geçmişte ölümün ne kadar da tandık ve sıradan yaşamın içersinde olduğunu görebilmek için Tolstoy’un İvan İliç’in Ölümü romanını okumanız gerekir… Orada ölüm, evin ya da vatanın içerisinde kalır” Ulus Baker, Beyin Ekran, s. 253. Rus edebiyatının en büyük yazarlarından birisi olan Lev Nikolayeviç Tolstoy’un, epik ve tragedyaya yakın tarzdaki romanlarından hariç, küçük çaptaki romanı İvan İlyiç’in Ölümü’nü okurken etkilendiğim şey

okumak için tıklayınız

‘’Sen, bütün o okuduklarının özetisin’’

Iowa eyaletinin Ames kentinde yayınlanan yerel “Ames Daily Tribune” gazetesinin köşe yazarı Rod Riggs, hızlı okuma kurslarının yayılmaya başladığı 60’lı yılların ortasında, bir arkadaşının bu kurslardan birine gittiğini yazacak ve şu şakayı yapacaktı; ‘’Tolstoy’un Savaş ve Barış romanını 20 dakikada bitirmiş. Rusya hakkındaymış kitap’’. Yönetmen Woody Allen’ın, ‘Parayı Al ve Kaç’ filminde bir sahnede kullandığı replikle daha da ünlendi

okumak için tıklayınız

Dersim’in Kayıp Kızları (Tertele Çenequ) – Kazım Gündoğan, Nezahat Gündoğan

“Kız kardeşim 2-3 yaşlarındaydı. Adı Xece (Hacer). Bizi Ovacık’ta toplamış kafileler halinde Hozat üzerinden Elazığ’a götürüyorlardı. Yüzlerce belki binlerce insan. Yara bere içinde, aç susuz, perişan. Ben 13 yaşlarındaydım. Her şeyi bugün gibi hatırlıyorum. Subaylar güzel kız çocukları almak istiyorlardı. Kız kardeşim çok güzeldi. Bir subay kız kardeşimi annemden zorla almak istedi. Annem vermedi. Pertek

okumak için tıklayınız

Rus Devrimi – Rosa Luxemburg

Rosa Luxemburg, Rus Bolşevikleriyle güçlü polemiklere girişen Marksistler arasında Sovyet iktidarına dost kalmayı becerebilmiş ender devrimcilerdendir. 1919’daki erken ve trajik ölümü nedeniyle son haline getiremediği bu önemli notlarda da görüldüğü gibi Rosa, Rus Devrimi’ni değişik yönlerden ele alıyor, Bolşevik deneyin evrensele nasıl taşınacağı sorusuna yanıt arıyor ve gelişmiş kapitalist ülkelerde devrimci mücadelenin Rusya’dakinden farklılaşacağı noktalar

okumak için tıklayınız

“Dünya çığırından çıkmış. Ah kör talih, onu düzene sokmak için ne yazık ki ben doğmuşum.” Shakespeare

“Dünya çığırından çıkmış. Ah kör talih, onu düzene sokmak için ne yazık ki ben doğmuşum.” William Shakespeare [Hamlet] Kötülüğü felsefi bir şekilde anlamlandırmaya çalışan yaklaşımlar, ahlakın ontolojisine ve epistemolojisine ilişkin sorular sorarak, kötülüğü genel soyutlamalar yoluyla felsefi kategorilere dönüştürmeye eğilimlidirler. En somut örneğini, her şeye gücü yeten ve mutlak iyi bir varlık olan tanrının, neden

okumak için tıklayınız

Sanatın Gerçeklikle Estetik İlişkileri – Nikolay Gavriloviç Çernişevski

Çernışevkiy’in Sanatın Gerçeklikle Estetik İlişkileri isimli tezi Arif Berberoğlu’nun Rusça aslından çevirisi ile ilk kez Türkiyeli okurla buluşuyor. Etkinlik gösterdiği bütün alanlarda devrimci ve yenilikçi olan Çernışevskiy, bilimi devrimci mücadeleden ayırmadı. Hazırladığı tez (Sanatın Gerçeklikle Estetik İlişkileri -1855), felsefe ve estetikte materyalizmi, sanatta gerçekçiliği yüreklice savunan bir tezdi. İnsanın politik ve sosyal baskıdan kurtuluşu için

okumak için tıklayınız

Adressiz Mektuplar – Nikolay Gavriloviç Çernişevski

Rus devrimcilerinin düşünsel öncülerinden Çernişevski, daha çok Nasıl Yapmalı? adlı romanıyla tanınır. Onun ideolog olarak yazdıkları pek bilinmez. Aslında Çernişevski, bir döneme ideolojik yazılarıyla damga vurmuştu. Evrensel Basım Yayından çıkan bu kitabında ise Çernişevski’nin pek bilinmeyen yönü ortaya çıkıyor. Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Çernişevski’nin değişik konulardaki teorik yaklaşımlarını gösteren yazılar var. Dergilerin devrimci

okumak için tıklayınız

Devrimci Dram Yazarı Georg Büchner – Şara Sayın

“Gözlerini yukarıya çevir ve seni ezen, ancak senden emdiği kan ve isteksizce ödünç verdiğin kolların kadar güçlü olan o ufak çete kaç kişidir bir say.” Georg Bücher Bücher, büyük felsefi ve metafizik sistemlerin ve klasik çağın ideal güzellik anlayışının karşısına sosyal, teknik, ekonomik ve bilimsel gerçeğin en yüksek, en büyük, en kudretli güç olarak çıktığı

okumak için tıklayınız

Özgün Bir Türk Yazarı Yusuf Atılgan – Ahmet Ümit

Sanatta önemli olan farklı bir bakış açısı yakalayabilmek, farklı bir biçim kurabilmek, denenmemiş olanı denemek, yaratılmamış olanı yaratmaktır. O ünlü deyişi herkes anımsar: “Güneşin altında yaşanan her konu, her olay yazılmıştır.” Aşk, cinsel isteğin önüne ilk engeller konulduğu günden beri işlenegelmektedir. Kahramanlık, insanoğlu korkusunun farkına vardığı andan beri sanatın konusu olmuştur. Açlık, yoksulluk, mağaradaki atalarımızın

okumak için tıklayınız