Kategori: Makaleler

Derdi Olan Bir Roman

(Sarsılmak romanı üzerine Zafer Köse ile bu röportaj, 2009 Aralık ayında, Vatan Gazetesi kitap eki adına arayan bir kişi tarafından yapıldı. Ancak yayımlanmadı. Güncelliğini kaybetmeyen niteliğinden dolayı, okurların ilgisine sunuyoruz.) *** Yalova’da yaşayan Serhan’ın, 17 Ağustos 99’daki o büyük depremde sarsılarak uyanmasıyla başlıyor roman. İkinci bölümde aynı kişi gene sarsılarak uyandırılıyor. Ama bu kez tarih

okumak için tıklayınız

Distopyaya Evrilen Ütopyalar Çağı – Melis Yalçın

“Gerçek edebiyat güvenilir ve gayretkeş görevliler tarafından değil, ancak aykırı ve asi ruhlular, çılgınlar ve hayalciler tarafından gerçekleştirilebilir.” Yevgeni Zamyatin DİSTOPYAYA EVRİLEN ÜTOPYALAR ÇAĞI Batı’da Platon’un “Devlet’iyle, Doğu’da Fârâbî’nin “Faziletli Şehir’iyle temsil edilen ütopya geleneği, devlet ve birey ilişkilerini mükemmel bir toplum ideali çerçevesinde sunar. Bütün ütopyalar nihayetine erişmiş, kusursuz -bu nedenle de değiştirilemez/değiştirilmesi gereksiz-

okumak için tıklayınız

Faşizmin 14 Temel Özelliği

Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt, 20. yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimleri (Hitler’in Almanya’sı, Mussolini’nin İtalya’sı, Franco’nun İspanya’sı, Suharto’nun Endonezya’sı, Pinochet’nin Şili’si) inceleyerek faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit etmiş. Britt’in çok tartışılan, hatta Umberto Eco’nun bir yazısından fazlaca esinlendiği söylenen ünlü makalesi, ‘yeni başlayanlar için 14 derste faşizm’i anlatıyor:

okumak için tıklayınız

Sessiz Türkiye Aydınları’na Tarihsel Yanıt Yılmaz Güney – Ganime Gülmez

“Yaşamımız, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel, sanatsal vb. ilişkilerimizin toplamıdır. Edindiğimiz görüşler ilişkilerimizde hiçbir değişiklik, köklü hiçbir etkilenme yapmıyorsa, uzun bir süreç içerisinde bile olsa rengimizi değiştirmiyorsa, yeni görüşlerimiz eski görüşlerimizin temelleri üzerinde biçimlenmiş ilişkilerimizi sarsmıyorsa, görüşler ve yeni bilgiler karşısında vestiyer rolü oynuyoruz demektir…” Yılmaz Güney

okumak için tıklayınız

Kafka’nın zahiri: Gregor Samsa

“İnsanlar hiç aldatmadı beni, ama mektuplar ele verdi hep; başkalarının yazdıkları değil, kendi yazdıklarım.” F. Kafka Gregor Samsa’nın Kafka’nın kendisi olmadığını söyleyecek biri şimdiye kadar çıkmadı (en azından benim takip ettiğim kadarıyla). Bu saatten sonra da çıkması pek mümkün görünmüyor. Biri çıkıp bunu dile getirecek olursa ne derecede gülünç bir duruma düşeceğini bilir. Bu bilme, onun bu

okumak için tıklayınız

Ölümsüz Bir Gölgedir Sadık Hidayet

Siz hiç kendi gölgenize kendinizi anlattınız mı, yahut anlatmayı denediniz mi? “Bazen tavana bakarak tabutunda sıkışmış olduğunu düşünen bir adam gibiyim, bazen kapının arkasına konulmuş fıstık yeşili elbiseli bir plastik manken. Kendimi görüyorum bazen yollard, yorgunluktan bayılmak üzere aylak bir köpek; bazen ölümle dalga geçen, mezarının başında bekleyen bir ölü. Bazen dudaklarımda bir kelime, gideni

okumak için tıklayınız

1 Eylül Barış Günü’nde Bir Barışseveri Adil Okay’ı Anlatmak – Selma Sayar

Son yazılarıma öfke, acı, keder ve umutsuzluk hakim. Okurken yüreğimin daraldığını hissettim. Hiç mi iyi bir şey olmuyor ya da yaşanmıyor diye soruyorum kendime: Elbette var. Bugün Dünya Barış Günü. Dünyanın her yerinde güzel insanlar- henüz atlarına binip gitmemiş olanlar- daha güzel, yaşanası, barışçıl, savaşsız bir dünyaya olan özlemlerini haykıracaklar. Bunun neresi yanlış! Tabii ki

okumak için tıklayınız

Bonapartizm, Yeni Osmanlılar ve Paris Komünü – Ayşe Hür

Napolyon Bonapart’la başlayan, III. Napolyon’la devam eden siyasi geleneğe Karl Marx ‘Bonapartizm’ adını verdi. Kavram, siyaset biliminde genellikle iktidarı emekçilerin alamadığı ama burjuvazinin de alacak kadar palazlanamadığı için siyasal gücünü asker-sivil bürokrasiye devrettiği rejimin adı olarak günümüze kadar geldi.

okumak için tıklayınız

Albert Camus – René Char mektupları

İki kardeş gibi “Yazışmalar 1946-1959”, Albert Camus’yle René Char’ın birbirine yolladığı mektupların eksiksiz bir dökümü. Franck Planeille’in yayına hazırladığı ve notlarla zenginleştirdiği kitap, ikilinin coşkulu dostluğunun da belgesi. Yıllardır üstüne çalışılan yazarla ilgili karşılaşılan en ufak bir bilgi ya da belge hazine anlamına gelir. En azından benim için Camus’ye dair tek satırın bile böyle bir

okumak için tıklayınız

Kürd neden kökenlidir?

Hiç merak ettiniz mi: Acaba neden Kürdlere “Kürd kökenli vatandaşlar” denir? Başka bir ifadeyle, Kürd neden kökenlidir yahut Kürd’e yapıştırılan kökenin kökeni nedir? Eskiden askere giden Kürdler, tüm Kürdlere yapıştırılan bir eklentiden çeşitli iltifatlarla haberdar olurlardı: “Kuyruklu Kürd.” Kuyruklu Kürd’den “Kürd kökenli vatandaş”a evrilmiş bir kimlik ile karşı karşıyayız. Kuyruğun yerini köken almış. Kürdlere haksız

okumak için tıklayınız

Kurtuluş Savaşı ‘yedi düvel’e karşı mı verildi? – Ayşe Hür

19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basması ile 9 Eylül 1922’de İzmir’in geri alınması arasındaki dönem, resmî tarihçiler tarafından ‘Yedi düvele karşı verilmiş’ Kurtuluş Savaşı veya İstiklal Harbi diye anılır. Ben ise ‘Türk ulus-devletinin kuruluş dönemi’ anlamında, ‘Millî Mücadele Dönemi’ diye adlandırmayı tercih ediyorum. Çünkü söz konusu dönem, askerî başarılardan çok, siyasi ve diplomatik

okumak için tıklayınız

Burjuvanın Edebi Yolculuğu

Roman sanatının edebiyatta hegemonyasını sağlamasıyla kapitalizm gelişimi arasındaki bağ sürekli vurgulana gelmiştir. Lukacs, Roman Kuramı’nda epiğin yerine romanın geçişini ünlü “roman Tanrı’nın terk ettiği bir dünyanın epiğidir” cümlesiyle gözler önüne sermişti. Bakhtin, şiirde “sözcüğün doğal diyalojikleşmesi sanatsal kullanıma koyulmaz” diyerek şiirin toplumsal gerçekliği yansıtmada yetersiz kaldığını belirterek, romanın egemenliğinin tarihsel gelişimin doğal sonucu olduğunu savunuyordu.

okumak için tıklayınız

Yeraltı Adamı* – Hatice Balcı

Sizin hiç gözünüze kıymık battığı oldu mu? Adorna’ya göre bazen göze batan kıymık en iyi büyüteçmiş. Ben onun yalancısıyım. Ya da şöyle sorayım: Gördükleriniz, duyduklarınız karşısında ‘’ bu kadarı da olmaz!’’ deyip dehşete kapıldığınızda ne yaparsınız? Ben öyle anlarda bundan birkaç yıl önce tanıştığım Dostoyevski’nin ‘’yeraltı adamı’’nı düşünüyorum. Zira gözüme kıymığı batıran muhterem zat oluyorlar

okumak için tıklayınız

“Unutursak Yüreğimiz Kurusun!”

Antakya. Sıcak bir gün. Uzun süredir aklımda olan bir şeyi yapmak üzere yola koyuluyorum. Şehrin dar sokaklarından geçiyorum. Buraları yıllarca Ermenilere, Yahudilere ve Hıristiyan azınlıklara ev sahipliği yapmış. Mimarisi klasik Türk mimarisinden çok farklı. Evler, taştan, geniş avlulardan, iç içe girmiş odalardan oluşuyor.

okumak için tıklayınız

Binbir Çiçekli Bahçe – Yaşar Kemal “Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir.”

Dünya binbir çiçekli bir kültür bahçesidir. Yaşar Kemal, dünyanın sahip olduğu ve geçen onyıllar içinde daha çok farkında olunan bu kültür çeşitliliğindan gitgide daha sık söz ederken, hiç kuşku yok ki hep bir endişenin kararlı izleyicisi olarak karşımıza çıkıyor. Sahip olduğumuz kültür çeşitliliğini korumak yerine sorunların çözümünün başlıca aracı olarak seçilen zor ve şiddetin egemenliği

okumak için tıklayınız

Oyunlarım Üstüne – Nazım Hikmet

İlk tiyatroyu nerde, ne zaman gördüm? Karagöz de tiyatrodan sayılırsa, İstanbul’da gördüm, sünnet düğünümde sekiz yaşımda. Belki daha önce mahalle kahvesinde Ramazan gecelerinden bir gece seyretmişimdir Karagöz’ü, ama aklımda kalmamış. Meddah’ı da ilkönce sünnet düğünümde dinledim. O ilk Karagöz’ümle ilk Meddah’ımdan aklımda kalan bugün Ak ve avuçiçi kadar perdenin öte yanında Karagöz’le Hacivat oynatan incecik

okumak için tıklayınız

Denizden Işıklanmak – Müslüm Kabadayı

Çam ve zakkum kokularını ciğerlerime doldurarak sahile vardığımda, “Bu sabah dubaya kadar yüzeceğim.” dedim içimden. 12 Eylül işkencecilerinin kollarımda ve ciğerlerimde yaptıkları tahribatı yenmeye kararlıydım artık. Deniz çarşaf gibiydi, hava serin olmasına karşın su ılıktı. Canlı olarak milyonlarca yıl önce çıktığım yere, ölüm kaygısı duymadan girmeyi ne çok isterdim; oysa soluğumun suya yetmeyeceği korkusunu taşıdım

okumak için tıklayınız

Yeni İnsan – Sadık Güvenç

Rus yazar Çernişevski’nin iki ciltlik romanı Nasıl Yapmalı?. Öteki Matbaası 4. Basımını 1998’de yapmış. 1. cilt 320, 2. cilt 328 sahife. Çernişevski, Nasıl Yapmalı adlı romanında kafasındaki sosyalist modeli kahramanlarına uygulatıyor. Eşitlik, katılımcılık ve başarı. Saygı, emeğe saygı, insana saygı, kadın erkek eşitliği. Eşlerin birbirine saygısı. Bu arada her bakımdan çürümüş Çarlık Rusyası.

okumak için tıklayınız

Cafer ya da Cafer-i Tayyar… Faiz Cebiroğlu

Nedense, kırk yıl sonra, aklıma geldi: Cafer. Cafer, Antakya / Dursunlu köyünden ve benim de arkadaşımdı. Cafer, sinemaya meraklı ve bir gün ben de ”artist” olurum, hülyasıyla doluydu. Bir Pazar gününde, Antakya / Dursunlu, Mansurgiller Kahvesi’ned, bana: ” Feyyaz okudun mu, İrfan Atasoy, bir film sahnesinde, motosikleti ile, bir apartmandan diğer apartmana ”uçarken” düşmüş, hastahanede,

okumak için tıklayınız

Gogol’un Palto’sundan çıkan kelimeler

Sonunda zavallı yazıcı hayata gözlerini yumdu. “Akakiy Akakiyeviç’i gömdüler. Petersburg, onsuz kaldı. Sanki bu kentte hiç yaşamamıştı.” Ama Gogol’un öyküsü burada sonlanmıyordu. “Petersburg’da birdenbire bir söylenti dolaşmaya başladı: Kalikin Köprüsü’nde, daha da uzaklarda geceleri, çalınan paltosunu arayan memur kılıklı bir hayalet görülmeye başlamıştı.” Suç ve Ceza’nın yaratıcısı Dostoyevski Gogol’u över: “Hepimiz onun Palto’sundan çıktık!”

okumak için tıklayınız