Kategori: Makaleler

Bir Macar icadı: Turancılık – Ayşe Hür

Turancılık, 1848’deki milliyetçi kalkışmaları Rusya ile ittifak kuran Avusturyalılar tarafından bastırıldığından beri kendilerini ‘Avrupa’da bir ada’ metaforuyla tanımlayan ve sloganları ‘Yalnızız’ olan Macarların, kendilerine bağımlı Slav halklarının geliştirdiği Pan Slavizm’e cevap olarak geliştirdikleri ‘resmi milliyetçilik’ türü idi.

okumak için tıklayınız

“Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”

Başlık, Alman yazar Eric Maria Remarque’ın 1929 yılında yayınlanan ve 1933 de Naziler tarafından yakılan kitabının adı. O başlık, ilerleyen dönemde şeylerin, olayların ve süreçlerin sürekliliğini ima eden bir deyim haline geldi. Afrika’dan Avrupa’ya geçmeye çalışırken, Akdeniz’de boğulup ölen yoksullarla ilgili haberler ve görüntüler, bana o romanı hatırlattı. Nitekim sadece geçtiğimiz hafta içinde 1100 göçmenin

okumak için tıklayınız

Perspektifi ve paradigmayı değiştirme zamanı – Fikret Başkaya

İnsanlığın yüz yüze geldiği sorunların kaynağında, Karl Polanyi’ nin “Büyük Dönüşüm” (1) dediği yatıyor. Başka türlü söylersek, Marx’ın tahlilini yaptığı ve ipliğini pazara çıkardığı kapitalist üretim tarzı yatıyor. Şimdilerde burjuva uygarlığı insanlığı ve uygarlığı yeni bir eşiğe taşımış bulunuyor. Ortaya çıkan bu durum artık sürdürülebilir değil. Tüm emareler ve göstergeler tam bir sürdürülemezlik tablosunun ortaya

okumak için tıklayınız

Dördüncü maymun değil üç maymun – Metin Altıok

Hani şu üç maymun vardır, çoğunuz bilirsiniz, Doğulu kayıtsızlığının ve vurdumduymazlığının mistik anlamdaki simgesi olarak yan yana dururlar, birbirlerine bitişik. Biri gözlerini kapatmıştır elleriyle, her ne ise işte onu görmemek için. Çünkü görmek sorumluluktur ne de olsa. Edilgen bir katılımdır olup bitene ve başa bela bir tanıklıktır sonuç olarak. Bundan karmak isteyen birinci maymun kurtuluşu

okumak için tıklayınız

Fil beklemeyin serçecik olun – Metin Altıok

Fil Beklemek Serçe kuşu yağmurlu bir günde, şimşekler çakıp gök olanca hızıyla gümbürderken, yere sırtüstü yatmış, havaya kaldırdığı incecik ayaklarıyla boşluğu dövermiş. Bu tuhaf durumu görenlerin “Neden böyle yapıyorsun?” sorusuna, “Bunca mahlûkat var yeryüzünde, gök yıkılıp üstümüze düşerse hepsi telef olacaklar. Ben de göğü tutmak için kaldırdım ayaklarımı” cevabını vermiş. Sonra içtenlikle, “Kaldırdım kaldırmasına, ama

okumak için tıklayınız

Örgütlü Edebiyat: Okur Grupları – Elif Şahin Hamidi

Okumak da yazmak gibi daha ziyade bireysel bir eylem. Ancak son zamanlarda giderek sayıları artan okur grupları/okuma grupları ya da kitap kulüpleri toplu halde de okuma yapılabileceğini, edebiyatla hemhal olunabileceğini gösteriyor. Belki çoğu birbirini hiç tanımayan birtakım insanlar bir araya geliyor, aynı anda kitaplar okuyor, şehir şehir örgütleniyor… Üstelik yazarları imzalara-söyleşilere çağırıyorlar ve o söyleşilere,

okumak için tıklayınız

Okul kaçkını, yazı düşkünü – Elif Şahin Hamidi

Yazar olmanın okulu yok. Ne ille üniversite bitirmiş olmak gerekiyor, ne de kesin kurallara, kaidelere uymak. Öyle olmasa, bugün Yaşar Kemal’i de okuyamazdık, Doris Lessing’i de, Metin Kaçan’ı da. Gelin hem yenilerden hem eskilerden okul kaçkını birkaç ismin yazarlık yolundaki ilk adımlarına yakından bakalım…

okumak için tıklayınız

Montaigne’nin yaratıcı on yılını geçirdiği odası

Michel de Montaigne, babasının büyük olasılıkla savunma amacıyla yaptırmış olduğu yüksek, yuvarlak ve sağlam bir kuleyle karşılaşmıştır. Karanlık zemin katında küçük bir şapel bulunmaktadır; bu şapelde yan yanya silinmiş bir freskte ejderhayı yenmekte olan Aziz Mikâil betimlenmiştir. Buradan dar bir döner merdivenle, birinci kattaki yuvarlak bir odaya çıkılır; burasını Montaigne, ev halkından ayrı olabilmek için

okumak için tıklayınız

“Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları” na ilişkin – İbrahim Yurtsever

Ayşegül Kocabıçak’ın nota bene yayınlarından çıkan “Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları” adlı öykü kitabını bir solukta okudum. Her öyküyü okuyup bitirdiğimde arka sayfadaki diğer öyküyü merak ederek çevirdim sayfaları. İlk öykü Somada sistemin aşırı kar hırsı yüzünden yaşamını yitiren maden işçilerine adanmış. Madende babasını yitiren bir çocuğun duyguları sarsıcı bir kurguyla aktarılmış.

okumak için tıklayınız

Gogol’ün Dehası ve Dramı – Ataol Behramoğlu

Nikolay Googol (1809 – 1852) Aleksandr Puşkin’le birlikte 19.yüzyıl Rus edebiyatını besleyen ve yönlendiren en büyük iki kaynaktan biridir. Çağdaş ve arkadaş olan Puşkin’le Gogol’ün yaratıcılıklan arasında bir karşılaştırma yapmak çok ilginç olurdu. Her birinin etkisi günümüz Rus edebiyatında da duyumsanmakta olan bu iki dev yazardan Puşkin, Rus edebiyatında, yalınlığın, özlülüğün, zekânın, halksal duyarlıkla yoğrulmuş,

okumak için tıklayınız

Gogol’ün Palto’daki Dehası – Vladimir Nabokov

Gogol tuhaf bir adamdı, ama dahiler hep tuhaftır zaten; değer bilir okura, hayat hakkında kendi düşüncelerini geliştirme fırsatını ustaca veren şey sizin o sağlıklı,sıradan yanınızdır. Büyük edebiyat akla aykırılığın sınırında gezinir. Hamlet, nevrozlu bir bilge kişinin çılgınca rüyasıdır. Gogol’ün Palto’su hayatın karanlık seyrinde kara delikle açan, acayip, korkunç bir karabasandır. Metni üstünkörü bir gözle okuyan

okumak için tıklayınız

“bize sırt çevirenlere değil, ellerini uzatanlara yakınlaşması” için Montaigne’nin çocukken yoksul bir ailenin yanına verilmesi

Soylu bir ad, bilincinde olmaksızın kendini hep korumak ve kuşaktan kuşağa iletmek iradesini içerir. Seigneur de Montaigne unvanını taşıyan ilk kişi olan Pierre Eyquem de Montaigne için de 1533 Şubatı’nın son gününde, doğumlarından hemen sonra yitirdiği iki kızının ardından onca özlemini çektiği ilk erkek evlada, yani bizim Michel de Montaigne’imize kavuşmak, gelecekte ünlü olacak bir

okumak için tıklayınız

Tarih Üzerine, Tarih Nasıl Yazılır? – Müslüm Üzülmez

Tarih Üzerine, Tarih Nasıl Yazılır? (Tarihle İlgili Okuduğum Kitaplar 2) 3. Tarih Üzerine Alman düşünür Friedrich Nietzsche, Tarih Üzerine(*) kitabında tarihi felsefi açıdan sorgulayarak bilgi, tarih ve değerler alanına eleştiriler yöneltir. Tarihin, büyük yaratmaların, uygarlığın özünü kuran geliştirici ilkelerin, insanı aşamalı olarak başarının en yüksek doruğuna ulaştıran girişimlerin, kendi varlığında evrenin yaratıcı özünü dile getiren

okumak için tıklayınız

Birinin hüznü diğerini mutlu eder mi? – Neriman Kızılay

Ne kadar hoş karşılanır bilemem ama o gün çok mutlu oldum. Hep yüreğimde yaşattığım o sevgi coştu, salona taştı, diğer sevgilerle buluştu. Çünkü benim bir kaybım yoktu, hocamı fizik olarak hiç tanımadım, elini yüzünü görmedim ama özünü tanıdım yazılarından, kitaplarından… O kadar çok dönüp dönüp okudum ki yüreğim doluncaya kadar Ali Yüce sevgisiyle. Kaç kez

okumak için tıklayınız

Tam bir mahşer zamanı şimdi, Dante!

Tam bir mahşer zamanı şimdi, Dante! Dante’nin o girişimi bana hep daha muazzam gelmiştir. Kim onun gibi çıkıp da bizim çağımızın önemli isimlerini onun eserindeki gibi böyle bir mahkemede toplayabilirdi. Bugün bir insanın başarabileceği en güç şey, kendini yargılamaktır ve bunu gerçekten becerebilirse ne kadar gurur duyar!

okumak için tıklayınız

Umursamama unutmanın akrabasıdır – Eduarda Galeano

Osmanlı İmparatorluğu lime lime dağılıyordu ve kabak Ermenilerin başında patladı. Birinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü sırada, hükümet tarafından zemini hazırlanan bir can pazarı Türkiye Ermenilerinin yarısının hayatına mal oldu: Yağmalanan ve yakılan evler, aç susuz yollara saçılan gariban kervanları, köy meydanında gündüz vakti tecavüze uğrayan kadınlar, nehirlerde yüzen insan cesetleri.

okumak için tıklayınız

Oturan Boğa’nın yaşları – Eduarda Galeano

Otuz iki yaşında, ilk silahlı çatışmasını yaşar. Oturan Boğa yakınlarını bir düşman saldırısından korur. Otuz yedi yaşında, Kızılderili ulusu onu şefleri olarak seçer. Kırk bir yaşında, Oturan Boğa oturur. Yellowstone nehrinin kıyılarında, savaşın tam ortasında ateş eden askerlere doğru yürür ve yere oturur. Piposunu yakar. Mermiler eşekarıları gibi vızıldayarak gelip geçmektedir. O, hiç istifini bozmadan

okumak için tıklayınız

Pantolon mu? Çok ayıp!

Melissa Mohr’un Küfür Etmenin Kısa Tarihi isimli kitabı bildiğimiz küfürlerin bilmediğimiz tarihini anlatıyor. İngilizcede çok sık kullanılan belli başlı küfürler üzerinde yoğunlaşan Mohr, bu sözcüklerin zaman içindeki evrimini incelemiş. Trafikte sıkışıp önünüzdeki bir saati daha aynı yerde geçireceğinizi hissettiğiniz bir an veya karşınızdakinin hatasını anlamayıp pişkin pişkin üste çıktığı bir tartışma sırasında sinirlerinizin yavaş yavaş

okumak için tıklayınız

Hayır, Shakespeare frengiden ölmedi!

Harvardlı John J. Ross, Shakespeare’in Titremesi Orwell’in Öksürüğü’nde hayat hikâyelerinden yola çıkarak yazarları ölüme götüren hastalıkları ve ölüm sebeplerini inceliyor. Teşhisleri pek çok ünlü yazarın biyografisini değiştirecek cinsten. Yazarların yaşama neden, nasıl veda ettikleri en az çocukluk yılları, aşkları kadar merak konusudur. Ne var ki birçok meşhur yazar ebedî uykusuna daldığında tıp bugün bildiklerini bilmiyordu

okumak için tıklayınız

İlk Yapıtlarındaki Özellikleriyle Dostoyevski ve Tolstoy – Ataol Behramoğlu

Fyodor Dostoyevski ve Lev Tolstoy, 19. yüzyıl Rus edebiyatının iki dev yazarıdır. Gerek yaşadıkları dönemde gerek ölümlerinden sonra kendi edebiyatları ve dünya edebiyatı üstünde etkileri olağanüstü büyük olmuştur. Yazarlık yetenekleri ve yarattıkları etki bakımından aynı değerde büyük yazarlar olmalarına karşın yapıtları arasında bu iki yazarı birbirinden derinliğine ayıran farklılıklar vardır. Bu farklılıklar yaşam çizgilerinin farklılığında

okumak için tıklayınız